Gazze"ye çok üzülüyoruz; ağzımızın tadı, gönlümüzün sevinci kalmadı. Her şey gözler önünde olduğu halde, bu adice cürmü görmemekte, görmezden gelmekte ısrar eden dünya egemenlerine öfkeleniyoruz. Bütün o küresel barış ve adalet gevelemelerini ait oldukları laf çöplüğüne gönderiyor, isimlerini zalimlerin, katillerin, canilerin yanına silinmez mürekkeple yazıyoruz. İsrail"e artık bir şey söylemiyor, onu doğrudan lanetliyoruz.
Yangın sürüyor, yaralar kanıyor, çocuklar ölmeye devam ediyor. Böyle yakıcı bir süreçteyiz ve duygular söz dinlemiyor. Yine de durup düşünmemiz gereken şeyler var. Başkalarına değil, kendimize... Elinden dua etmekten, protesto etmekten, lanetlemekten başka pek bir şey gelmeyen, gelmediğine artık inanır hale gelen şu koca kalabalığımıza...
Gazze, tıpkı diğer mazlum İslam beldeleri gibi en başından zalimlere karşı beri dik duruyor, imanından asla taviz vermiyor, Allah yolunda cihad ediyor, en gelişmiş, en kahpe, en acımasız silah teknolojilerine karşı her Gazzeli bizzat hayatıyla karşı duruyor, vuruluyor, yaralanıyor, acılara garkoluyor ama asla istikametini kaybetmiyor. Ne umudunu yitiriyor, ne azmini, ne davasını... Tıpkı Allah"ın (c.c.) salih kullarından beklediği gibi...
Gazze zalimin karşısında mazlum, münkirin karşısında mümin, kibrin karşısında mütevekkil... Gazze doğru yerde duruyor, doğru tarafa bakıyor, imanını bütün varlığıyla savunuyor. Gazze izzet sahibi, aziz ve asla çaresiz değil!
Bir de kendimize bakalım... Sıkılıyor, üzülüyor, kahroluyoruz. Çaresizlik içinde adeta çırpınıyoruz. Allah"ın yüce kitabında bize işaret buyurduğu yerde ve ahvalde değiliz belli ki. Bugün için bu yarayı saracak, bu yangını durduracak çaremiz yok elimizde. Yarın için pratik çare üretenimiz, hedef belirleyenimiz de pek az, olanlara da pek ilgi göstermiyoruz. Rutine bağladık işi, zalim ateşi harlandırınca bizler de sesimizi yükseltiyor, ortalık sakinleşince her şeyi unutuyoruz. Huzursuzlanıyoruz, çünkü beş para etmez rutinimizin tekerine de çomak sokuluyor biraz. İsrail"in bu ümmetin başına bela olduğu günden bu yana bu güç denklemini değiştirmek adına neredeyse hiçbir şey yapmadık. Ne yapabileceğimiz konusunu uzun uzun hiç düşünmedik. On yılların tembelliği, boşvermişliği, bugünkü zillet halimizin, ağır esaretimizin en önemli sebebidir. Maalesef, yüksek sesli iddialarımız dünyayla ağırlaşmış gövdelerimizi taşımaya yetmiyor.
Hayır, topu tüfeği alıp cephe açmaktan söz etmiyorum. İslam ümmetine kastedenin buna cüret etmeden önce beş kere tekrar düşünmesini gerektirecek güçte ve konumda olmaktan sözediyorum. Ecdadın geçmişte neyi nasıl inşa etmiş olduğunu birazcık idrak edebilirsek, bugün postumuzun nereden sökülmüş olduğunu da bulabiliriz. Kendimizi eğlemeyi bırakıp, hayırlar eylemeye başlamamız gerekiyor artık.
Gazze"ye nasıl yardım ederiz diye düşünüyoruz ya, aslında yardıma ihtiyacı olan biziz. Gazze doğru yerde ve aziz... Ve şu sıra, kulağa ne kadar tuhaf gelirse gelsin, asıl bizim Gazze"nin yardımına ihtiyacımız var. Onlara elbette dualar edelim, ama kendi hal-i pür melâlimizi de hiç unutmadan...
...
Ne yapmak icap ettiğine dair ilham verici çok güzel bir örnekle bitirelim... Cuma akşamı Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından "Türkiye Bursları" kapsamında düzenlenen iftar sofrasında, ülkemizde eğitim gören bir çok farklı ülkeden öğrenci kardeşimle bir aradaydım. Sanki her masada, farklı renkler ve güzellikler sergileyen birer gökkuşağı açmıştı.
Nasip ki, bulunduğum masada iki yanıma iki Gazzeli kardeşim düştü. İkisi de tıp öğrencisi ve harika Türkçe konuşuyorlar. Gözlerinde ışık, yüzlerinde tebessüm, kalplerinde belli ki hiç eksilmeyen umut...
Bu yazı onlar için...
Başlıklar :

