Başkanlık Türkiye''nin fantezisi değil, sistemin mecburiyetidir
00:00, 18/08/2014, Pazartesi
Yeni Şafak

Gündem
Osmanlı bakiyesi olarak addedilen Türkiye Cumhuriyeti, bazen aşağıya inmesi bazen de yukarıya doğru çıkması yönünde ama sürekli zorlama istikamet ve hız trendleriyle bugünlere geldi. Yükselen trendin belirleyici aktörleri ile düşen trendin aktörlerinin hep aynı mantaliteyi paylaşan ve aynı köklere bağlı olanlardan oluşmasının tesadüf olmadığının artık toplumun çok geniş katmanlarınca kabul edilebilir duruma gelmiş olması kendi çapında bir ilerlemedir. Müslümanlar yıllar önce dile getirmiş olsalar da bugün kabul edilir düzeyde olması bir toplumsal kazanım olarak artı haneye yazılmalıdır. Değişik zamanlardaki kendi şahsına münhasır demokrasi denemelerine rağmen, her zaman demokrasiyi arzulayan ama hiçbir zaman demokrasinin verdiklerini halkına vermek istemeyen bir anlayışın kırılma noktası yaşadığı bir döneme şahitlik etmekteyiz. Ülke olarak hiçbir zaman demokrasinin zirvelerini görmek nasip olmadıysa da bu sistemin ürettiği tipte biraz da kendisine benzeyen demokratik anlayışının zirvelerden yuvarlanan kartopu misali problemleri büyüte büyüte bugüne geldiğini kabul etmek durumundayız.
Cumhurbaşkanlığı seçimi, göründüğü kadar paradoksal önermeler içermemekte hatta kısa vadede seçim sonuçları üzerinde basit değerlendirmelerle geçiştirilebilecek kolaylıktadır. Yani sonuçları kolay analiz edilebilir fakat tesirleri çok derin ve uzun bir zaman dilimini kapsayacaktır. Kısacası, her türlü sonucun etkileri belki de önümüzdeki yarım yüzyıla rengini verebilecek şiddette ve nitelikte olacaktır. Türkiye gibi koalisyonlara mahkum bir ülkenin siyasetinin tükendiği noktada yardıma çağırılan son darbe 28 Şubat olmuştur. Tek başına ve oldukça güçlü bir destekle iktidar olmak bu ülke insanının belki de en önemli dönüm noktasını adeta kaderlerini tayin etme iradesini göstermesi bakımından manidardır.
BAŞKANLIK SİSTEMİ
28 Şubat darbesini AK Parti''yi doğurmaya zorlayan dinamikler, bu partiyi 12 yıl boyunca tek başına iktidarda tutmayı da başarmıştır. Bu 12 yıllık tek başına iktidar oluş süresince; sayısız suikast, darbe girişimleri, intiharlar, akıl tutulmaları, küresel mengeneye sıkıştırma çabalarına girişilmiş ve her seferinde sağduyu galip gelmiştir. 28 Şubat''a AK Parti''yi hediye eden çağın koşulları, şimdi de Ak Parti''yi bir zorunlu doğuma götürüyor. Bu doğumun adı Başkanlık sistemidir. Cumhuriyet tarihi boyunca demokrasisi adam edilemeyen, darbe tutkunluğu gibi bir ağır hastalığı olan; halkın parlamentoya, parlamentonun devlete, devletin her ikisine birden inanmadığı bir ülkenin bir arayış içine girmesi uzun zamandır elzem bir ihtiyaç olmuştur.
8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal''ın çok mühim bulduğu başkanlık sistemine sonrasında Demirel de alaka göstermiş ancak konjonktürel şartlar, koalisyondan kaynaklanan sorunlar ve halk düzeyindeki hazır bulmuşluk çıtasının beklenen düzeyin çok altında olması bu girişimleri sonuçsuz bırakmıştır. 80-90''lı yılların Türkiye''sinin böyle köklü bir değişikliği hazmetme kapasitesinin oldukça düşük olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Çağ değişti. Türkiye gerek bölgesel gerekse küresel düzeyde çok önemli gelişmelere imza attı. Ekonomik, kültürel, siyasal, sosyal bakımdan alınan yol ile birlikte eğitim ve sağlıktaki ilerlemeler yönüyle ciddi değişimler yaşandı. Bunu transforme eden sürecin çok da doğal olmadığını belirtmek sanırım konunun anlaşılması bakımından bir zorunluluktur. Dünyadaki gelişmelerle at başı giden hatta bazı alanlarda daha da ileride olan Türkiye''nin kabuğuna sığmaması onu değişime zorlamaktadır. Bu değişim yaşam biçiminden, kültürel zenginliklere, hatta tarihsel mirasa kadar tesir etmektedir.
TOPLUMSAL BARIŞ VE HUZUR İÇİN
Ülkenin bütün kurum ve kuruluşlarına tesir eden inovatif süreç; parlamenter sistemi yamalı asfalt gibi her gün SOS veren sistemi rafa kaldırmak, dünyadaki gelişmiş ülkelerden de örnekler alarak kendi başkanlık sistemini kurmaya doğru emin adımlarla yürümektedir. Cumhurbaşkanı seçiminin etkilerinin sonuçlarından daha büyük ve değerli olacağını ifade etmem tam da bundan dolayıydı. Parti içi demokrasilerin hali ortadadır. Aday olma kriterleri ve onu bir adım öteye taşıyan koşullar da belirgin bir şekilde ortadadır. Büyük bir kitleye hitap eden tek başına iktidarın sağladığı istikrarla beraber bünyesinde barındırdığı açık ve gizli tehditleri de görmezden gelemeyiz.
Başlıklar :