Hayat Filmi katliamın tanıklarıyla çektik

Filmi katliamın tanıklarıyla çektik

Bosna Hersekli yönetmen Jasmila Zbanic, TRT ortak yapımı olan Quo Vadis, Aida?” da Srebrenitsa katliamına mercek tutuyor. Önümüzdeki günlerde sonuçları açıklanacak olan Oscar ödüllerinde “En iyi uluslararası film” dalında aday olan yapım, katliamı anlatan ilk uzun metrajlı film olması yönüyle de dikkat çekiyor. Gerçek bir hikayeden yola çıkılarak çekilen filmin yönetmeni Zbanic, “Şahsen Srebrenitsa bana çok yakın çünkü kuşatma altındaki Saraybosna’daki savaştan sağ çıktım. Srebrenitsa halkıyla kaderimiz aynı olabilirdi” diyor.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
​Filmi katliamın tanıklarıyla çektik​
Bosna Hersekli yönetmen Jasmila Zbanic’le film hakkında konuştuk.

ZEYNEP TUBA KESİMLİ

Temmuz 1995’te, Srebrenitsa’da savaşın vahşetinden kaçarak Birleşmiş Milletler tarafından korunan güvenli bölgeye sığınan binlerce Boşnak, çaresizce ve tüm dünyanın gözü önünde Sırp güçlerinin eline öylece teslim edildi. Yaklaşık üç günde 8 bini aşkın Boşnak, sistematik bir şekilde türlü işkencelere maruz kaldı ve katledildi. Hasan Nuhanovic’in kişisel hikâyesinden yola çıkarak beyaz perdeye uyarlanan “Quo Vadis, Aida?”, bundan tam 26 yıl önce yaşanan Srebrenitsa katliamını tüm çıplaklığıyla uluslararası toplumun vicdanına sunuyor. Bosna Hersekli yönetmen Jasmila Zbanic’le film hakkında konuştuk.

Jasmila Zbanic
Jasmila Zbanic

Aida’nın gidemediği yerde miyiz?
HAYAT
Aida’nın gidemediği yerde miyiz?

Srebrenitsa soykırımı ya da Bosna Savaşı hakkında birçok film var. Bu filmi yapmak için sizi motive eden neydi ve neyi farklı anlattığınızı düşünüyorsunuz?

“Quo Vadis, Aida?” Srebrenitsa soykırımı hakkında yapılan ilk uzun metrajlı film. Filmi yapmak yıllar sürdü. Yola çıkarken birkaç motivasyonum vardı. Srebrenitsa, Bosna’daki insanlar için büyük bir travma. Savaş sırasında, insanların dış tehditlere karşı güvenliğini ve asayişin sağlanmasını garanti eden bir BM Güvenli Bölgesi ilan edildi. Srebrenitsa, Berlin’e iki saatten az, Viyana’ya ise 45 dakikalık mesafede. İşte esas korkutucu olan da bu; milyonlarca kez “Bir daha asla!” dedikten sonra bu soykırım 20. yüzyılda Avrupa’nın gözleri önünde yaşandı. Sonuç ise ortada. Neredeyse yok olan emniyet duygusu, BM gibi kurumlara karşı tükenen güven, ölmek zorunda kalan binlerce kişi ve bu ölümlere yas tutan çok daha fazlası. Şahsen Srebrenitsa bana çok yakın çünkü kuşatma altındaki Saraybosna’daki savaştan sağ çıktım. Srebrenitsa halkıyla kaderimiz aynı olabilirdi. Her zaman orada yaşananlar hakkında bir film yapılması gerektiğini düşünürdüm ama o kişinin ben olacağını hiç tahmin etmezdim. Bununla birlikte yaşananlar hiçbir zaman aklımdan çıkmadı. Bu konuda bulabildiğim her şeyi okudum ve dört filmden sonra -bir sürü engelle karşılaşacağımı bildiğim halde- bu filmi yapmaya hazır hissettim.

MAYIN TARLASINDA YÜRÜYOR GİBİYDİM

Filmde, Aida’nın bitmek bilmeyen koşturmacası, sivillerin Sırplar tarafından götürülmesi, cenazelerin teşhisi, kurbanlarla faillerin aynı salonda çocukları izlemesi gibi çok dokunaklı sahneler var. Ayrıca, sürece dair birçok detayı da film boyunca görüyoruz. Gerçek olaylardan yola çıktığınızı düşünürsek, bu senaryonun oluşum hikâyesi nedir ve arkasında nasıl bir çaba var?

Her detay birkaç kez kontrol edildi ve mutlulukla ifade edebilirim ki hayatta kalanlar filmde aktarılan her şeyin gerçek olduğunu teyit ettiler. Üzerime büyük bir sorumluluk almıştım ve yaşananları nasıl göstereceğimi düşünüyordum. Bazen bir mayın tarlasında yürüyor gibi hissettim. Seyircilere karşı hem 100 dakika içinde tüm hikâyeyi anlamalarını sağlayacak hem de duyguları, karakterleri ve gerçekleri dürüst bir şekilde aktarabilecek bir film yaratma sorumluluğunu taşıyordum.

SAVAŞ HER ZAMAN KÂRLA İLGİLİDİR

O günlere dönersek Türkiye, Bosna-Hersek’teki süreci yakından takip etti ve net bir şekilde Bosna-Hersek’in yanında yer aldı. Sıradan vatandaşlar için de durum aynıydı. Srebrenitsa’nın çektiği acılara ve sıkıntılara çare bulmak için kampanyalar düzenlendi, savaşı ve soykırımı görünür kılmak için neredeyse her fırsat kullanıldı. Öyle ki bu çabalar benim çocukluk anılarımda bile önemli bir yer tutuyor ve bugün hala Türk halkının zihninde yaşıyor. Kuşkusuz bunda iki toplumun ortak dini ve tarihi kodları önemli bir role sahip. Peki, Srebrenitsa ve Bosna-Hersek’te yaşananlara baktığınızda, savaşı tetikleyen başlıca neden bu kodlarla çatışma mı yoksa yıkılan Yugoslavya’dan en fazla payı almak gibi güncel politik nedenler mi?

TRT bizim için çok önemli olan bu filmin ortak yapımcısı. Mükemmel bir işbirliğimiz vardı. TRT Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Sayın İbrahim Eren ve TRT Ortak ve Dış Yapımlar Müdürü Sayın Faruk Güven senaryo ve taslak kurgudan filmin son haline kadar bize destek oldular. Hatta Oscar kampanyamız süresince bile bize desteklerini gösterdiler. Türkiye›deki insanların bu filmi izleme şansına sahip oldukları için mutluyum.

Savaşın siyasi nedenleri hakkındaki sorunuzla ilgili olarak, birçok insanın bundan kazanç elde ettiğini düşünüyorum. Savaştan önce tüm mallar halka, devlete aitti. Artık bankalarımızın, fabrikalarımızın ve mülklerimizin çoğu zengin ailelere ve yabancı şirketlere ait, yalnızca küçük bir pay halkın. Evet, savaş her zaman kârla ve kâr etmekle ilgilidir.

Yugoslavya’nın dağılmasıyla tohumları atılan sürecin sonunda bu olaylar yaşanıyor. O rejimi de yaşayan biri olarak, dağılmadan önce soykırım seviyesinde olmasa da günlük yaşamda etnik farklılıklar sebebiyle bir dezavantaj yaşanıyor muydu, değerlendirebilir misiniz?

Savaşın farklılıklar yüzünden başladığına inanmıyorum. Bence uluslar ve dinler savaşı başlatmak için bahane olarak kullanıldı, kullanılıyor. Dediğim gibi, savaş her zaman kârla ilgilidir.

JASNA, ÇOK CESUR BİR KADIN

Filmin ana oyuncu kadrosunun performansı gerçekten çok başarılı. Özellikle Jasna Djuricic’in performansı, filmin duygusal temposunu son sahneye kadar diri tutmayı ve daha da önemlisi bunu gerçekleri gölgelemeden yapmayı başarıyor. Jasna’nın bu filme dahil oluş öyküsünü öğrenmek isteriz. Ayrıca bir Sırp olması itibariyle rolünün gerçek yaşamda karşısına çıkarabileceği olumsuzluklar hakkında ne düşünüyor?

Senaryo, ekip arasında paylaşılmaya hazır olduğunda yapımcımız Damir Ibrahimovic ile oyuncular hakkında konuşmaya başlamıştık ve hemen “Bu Jasna, daha fazla aramamıza gerek yok,” dedik. “Sesini Duyuramayanlar İçin” filmimde Jasna Djuric ile çalıştım. Ayrıca yaptığı birçok tiyatro gösterisi ve filmi izledim. İnanılmaz derin oyunculuk becerilerine ve enerjiye sahip. Birlikte çalışmak çok güzel. Doğru, kesin, her zaman en iyisini talep eden ve yönetmene tamamen güvenen bir oyuncu. İşbirliğimiz çok doğaldı.

Evet, Sırp ve sağcı medyanın bazıları ona hain dedi. Bir sanatçı olarak tüm engellere rağmen gerçeği arayan çok cesur bir kadın.

FİGÜRANLAR, KAMPIN ESKİ MAHKÛMLARI

Yine oyunculardan gidersek, oldukça kalabalık sahneler var ve bu sahnelerde bizzat soykırımı ve savaşı yaşayan yerel halkın rol aldığını biliyoruz. Bu filmin çekimini zorlaştırdı mı yoksa vermek istediği mesajı perçinleyen bir faktör mü oldu? Paylaşabileceğiniz anekdotlar var mı?

Bazı figüranlarımız aslında toplama kampının eski mahkumlarıydı. Bunu öğrenmem çok garipti. Erkeklerin kamyona tırmanmaya zorlandığı bir sahne çekiyorduk, bu yüzden figüranlara nasıl yapacaklarını anlattık. Sonra bir adam bana dedi ki: “Bizi böyle almıyorlardı,”. Başlangıçta anlamadım. “12 ay boyunca bu toplama kampındaydım, muhafızlar ve askerler bize böyle emir vermiyorlardı. Bizi ellerimizi başımızın arkasına almaya zorladılar,” diye devam etti. Diğer insanlar da “Ben de buradaydım, ben de!” diyerek sohbetimize katıldılar. Bu adam nasıl yapmamız gerektiğini söyledi, biz de onun talimatlarına göre sahneyi çektik. Bu şekilde figüranların birçoğunun Heliodrom’daki toplama kampının eski mahkûmları olduğunu öğrendim. İç mekânlar Stolac’ta ve dış mekânlar Mostar’da çekildi, bu iki şehir 40 dakika uzaklıktaydı. Bu yüzden, önce iç sonra dış çekim yapmak zorunda kaldık ki bu herkesin tahmin edeceği gibi oldukça karmaşık. Sıcaklığın 40 derece olduğu Haziran ve Temmuz aylarında dış mekânları çektik. Her gün 10 civarında acil müdahalede bulunduk, insanlar sıcaktan bayılıyorlardı.

Srebrenitsa katliamı, ona maruz kalan neslin hala aramızda olduğu çok canlı bir olay. Dünyada ve özellikle Avrupa’da bu çok yakın tecrübelere rağmen, aşırı sağcı söylemlerin güç kazandığını, dünyada her zamankinden daha fazla mülteci hareketliliği ve etnik çatışma olduğunu görüyoruz. Sizce siyasetin ve kurumların bu deneyimlerden ders almasını engelleyen temel faktör nedir?

Geçmişimizden ve hatalarımızdan neden ders almadığımıza dair bir cevabım yok. Bence farklı bir eğitim almalıyız. Mitolojiye değil, empati ve dayanışmaya dayalı eğitim. Umarım bunu ve farklılıklarımıza rağmen hepimizin insan olduğunu öğreneceğiz.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.