Amerikan sinemasının kült aktör-yönetmeni Clint Eastwood "Atalarımızın Bayrakları"nda ülkesini İkinci Dünya Savaşı'nın resmî yalanlarıyla cesurca yüzleştirirken, 76 yaşında büyük bir sinemasal destana daha imza atıyor.
ABD ordusu, Pasifik bölgesinde uzunca bir süredir kanlı çarpışmalar yaşadığı Japonya'ya esaslı bir darbe vurabilmek için, 16 Şubat 1945'de, stratejik öneme sahip Iwo Jima adasına geniş katılımlı bir saldırı başlatır. Volkanik bir ada olan Iwo Jima'nın siyah kumlarla kaplı sahillerine ilk gün 20 bin asker çıkar. Bu sayı, ilerleyen günlerde ise 50 bine kadar yükselecektir.
Hem Japonlar hem de Amerikalılar, olup bitenlere askerî tarih açısından bakıldığında, her iki tarafın da "Gelibolu" benzeri bir cesaret ve gözüpeklik gösterisine imza attıkları bu kanlı savaşta çok ciddi kayıplar verirler. Adayı bir buçuk ay boyunca müthiş bir dirençle savunan 22 bin Japon askerinden yalnızca 1083'ü hayatta kalır. Amerikan ordusu ise aynı sürede 6281 askerini kaybederken, yaralı sayısı 20 bine ulaşır. Öyle ki Iwo Jima'da çarpışıp sağ kurtulmayı başarabilen Japon ve Amerikan gazilerinden pek çoğu, bir askerin hayatta görüp görebileceği en kanlı çarpışmalardan biri sayılan bu karşılaşma üzerine bir daha hayatları boyunca hiç konuşmamayı tercih edeceklerdir.
Amerikan sinemasının yaşayan efsanelerinden, 76 yaşındaki usta oyuncu ve yönetmen Clint Eastwood'un son çalışması "Atalarımızın Bayrakları", bugün bütün dünyada Iwo Jima çarpışmalarının simgesi olarak bilinen ünlü "bayrak dikme fotoğrafı"ndan hareketle, işte o kanlı bir buçuk ayı ve sonrasını anlatıyor.
Pulitzer ödüllü savaş fotoğrafçısı Joe Rosenthal tarafından 23 Şubat 1945 günü Surbachi Dağı üzerinde alelacele çekilen malûm fotoğraf, aradan yalnızca 17,5 saat geçtikten sonra Associated Press ajansı tarafından dünyanın her köşesine servislenmiş durumdaydı. Rosenthal'ın müthiş bir enerji ve duygusallık içeren bu unutulmaz karesi, kısa süre içinde savaş yorgunu ABD'nin bütün gazetelerinde manşete çıktı ve ekonomik açıdan batmak üzere olan ülkenin Japonlara karşı savaşın sonunu getirebilmek için biraz olsun kendine gelmesini, derlenip toparlanmasını sağladı.
Eastwood, o gün orada komutanları tarafından bütünüyle rastlantısal olarak seçilen 6 askerin, Japonlara ait eski bir su borusunu kullanarak, elele, omuz omuza bayrağı dikmelerini tasvir eden bu simge fotoğrafın çekim sürecini ve ardındaki insanî trajedileri son derece görkemli bir sinema diliyle beyazperdeye yansıtıyor. 2003'den bu yana filmin ön hazırlıklarıyla uğraşan ünlü yönetmen, binlerce insanın görev yaptığı böylesine karmaşık bir öyküyü Los Angeles, Arlington, Virginia, Chicago, Houston, İzlanda ve olayların geçtiği Iwo Jima'da yalnızca 61 gün içinde çekerek, elinin de ne kadar çabuk olduğunu dosta düşmana göstermiş.
Steven Spielberg'in yapımcılığında gerçekleştirilen "Atalarımızın Bayrakları"nın, gerek ele aldığı öykü ve tarihsel dönem, gerek puslu renklerin tercih edildiği görüntü yönetimi, gerekse "sahile yapılan çıkarma" sahnesiyle ilk anda pek çok izleyici tarafından Spielberg'in "Er Ryan'ı Kurtarmak" adlı yapıtıyla kıyaslanması kaçınılmaz olacak. Ancak, bize göre Eastwood'un filmi selefine göre çok daha derinlikli bir öykü anlatmakta. Üstelik, sinematografi açısından da ondan geride kalır hiç bir yönü yok. Söz görüntü kalitesinden açılmışken, Surbachi Dağı'nın üzerinde yaşananları gösteren çekimlerde, arka plandaki uçsuz bucaksız Amerikan donanması görüntülerini özellikle vurgulamakta yarar var. Anılan sahneler çekilirken geri planda böyle bir manzara yoktu. Ancak görsel efekt süpervizörü Michael Owens'ın liderliğindeki bir ekip, film için çağdaş sinemanın en başarılı animasyonlarından birine imza attı. Sıkı sinemaseverlerin, sırf gerçeğinden farksız bu sanal sahneyi görmek için bile mutlaka izlemeleri gereken bir filmle karşı karşıyayız.
Iwo Jima'ya bayrağı diken 6 askerden 3'ü, aynı adadaki çatışmalarda bir kaç gün içinde öldüler. Amerikan ordusu, geriye kalan üç askeri ise kahramanlık propagandası yapıp savaş tahvili satmaları için alelacele terhis etti. Ülkelerine döndükten sonra birer maymun gibi kent kent dolaştırılırken yaşlarından daha ağır bir sorumluluğun altında ezilen bu üç genç insanın dramı, Eastwood'un elinde, askerî çarpışmaların ardındaki siyasî, diplomatik, ekonomik ve elbette ki psikolojik savaşın nasıl yürütüldüğünü bütün çirkinliğiyle gösteren unutulmaz bir tarih dersine dönüşmüş. Kaldı ki çoğu kez bu gibi perde arkası mücadeleler, yalnızca silahların ve erkekçe bir cesaretin konuştuğu cephe savaşlarından çok daha insanlık dışı eylemlerin sahnesine dönüşmekteler…
Bayrağı dikenler arasında yer alıp da sonradan erken terhis sayesinde hayatta kalmayı başaran donanma sıhhiyecisi John Bradley'in oğlu James Bradley'in 2000 yılında yayımlanmış anılarından uyarlanan "Atalarımızın Bayrakları", bu hafta sonunun tartışmasız en önemli filmi. Yalnızca savaş filmi severler değil, savaşın insan ruhunda yol açtığı tahribat üzerine duygusal yönleri güçlü bir öykü izlemek ve bu vahşet üzerine enine boyuna düşünmek isteyenler için de kaçırılmaması gereken bir başyapıt.






