Ahmet Altan ve kurucu ekibinin Taraf''tan ayrıldığını öğrendiğimde, bundan yaklaşık 6 ay önce (12/06/2012) yazdığım, "Ahmet Altan ve Operadaki Hayalet" başlıklı yazımı hatırladım. O yazıda, kafasının arkasında dindarlık=köylülük formülünden hiçbir zaman kurtulamamış sol tandanslı liberallerle, liberallerin özgürlük algısını her zaman tartışılır bulmuş dindarlar arasındaki çatışmanın yüzeye çıkması mukadderdi, diyordum.
Bana göre, Ahmet Altan''ın "Opera binasında mescide ne gerek var, dindarlar opera mı izliyor sanki?" minvalindeki bahse konu olan yazısı, o çatışmayı görünür kılan; simgesel değerde bir metindi. Toplumsal olarak iki kesim arasında gezinen hayalet işte Opera''da ortaya çıkmıştı ve cin şişeye geri girmeyeceği gibi o hayaletin de çıktığı yere geri gönderilemeyeceği kesindi.
Nitekim gönderilemedi.
Ahmet Altan''ın son döneme doğru giderek kesifleşen, toplumun ortak değerlerine yönelik elitist, muhafazakar siyasetin tarzına yönelik sekülarist eleştirileri, o eleştirilerin giderek hakaret derecesine varması; bende hep "kişisel gerekçe" intibaı uyandırdı. Altan''ın birileriyle bir meselesi olduğu ve bu hesabı iktidar üzerinden görmek istediği, duygusuna sebep oldu.
Bilirsiniz, herhangi bir meseleyi kişiselleştirmek, genellikle adaletten ayrılma ve muarızına haksızlık yapma çizgisini ışık hızıyla kat etmek anlamına gelir.
Ahmet Altan, Yasemin Çongar ve Neşe Düzel''in gazeteden ayrılmasıyla ilgili bir açıklama yapılmadı; ancak şunu söylemek gerek ki, son aylarda bile değil, son yıllarda Taraf yönetiminin yaptığı gazetecilik; gazetenin kurulduğu dönemdeki demokrat, açıksözlü, eleştiride muzip, her türlü vesayetin karşısında delikanlıca duran gazetecilik değildi.
Maddi gerekçeler de vardır elbette ama, Altan''ın patronajla olan ayrışmasını başlatanın yayın çizgisi olarak Taraf''ın eleştiride giderek sürrealizme kayması olduğunu zannediyorum. Dolayısıyla Ahmet Altan''ı, son dönemlerdeki yazılarından ve manşetlerinden ötürü eleştirenlerin -ki bendeniz de bu gruba dahilim- haklı olduğunu -hâlâ- düşünüyorum.
Gelgelelim, Türkiye''nin vesayet rejimiyle kıyasıya kapıştığı son 10 yıllık süreçte, Taraf''ın yaptığının efsanevi bir gazetecilik olduğunun da teslim edilmesi gerektir, şarttır.
O derece teslim edilmelidir ki; Taraf olmasaydı, darbelerin kötü bir şey olduğu bu denli net bir biçimde içselleştirilebilir miydi, demokrasiye inanç bu denli kavi tutulabilir miydi, vesayet rejiminin ne menem bir bela olduğuna bu ölçüde uyanılabilir miydi, emin değilim.
Söylenenler doğru, eğer Türkiye''nin basın tarihi objektif bir bakışla yazılacaksa, Taraf o çerçeve içinde kilometre taşı olarak anılmayı hak edecek ölçüde cesur bir gazetecilik örneği sergilemiş, tabiri caizse memleketin "havasını değiştirmiştir".
Şu da bir gerçeklik ki; Ahmet Altan sonrası kısıtlı imkanlarla yayın yapmaya devam eden Taraf, hâlâ Türkiye''deki pek çok anlı şanlı gazeteye nal toplatan bir yayın kuruluşudur.
Umarım, hep sürer, uzun yıllar sürer…
Bir de, çekirdek ekibin Taraf''tan ayrılmasına "Ahmet Altan ve ekibi kullanıldı, atıldı" diye mal bulmuş mağribi gibi atlayan, sözümona "muhalif gazeteciler" var ki; kullanılmanın ne demek olduğunu çok iyi bilir gibi, karakterli, ilkeli ve onurlu gazetecilerin kimse tarafından kullanılamayacağını ise hiç bilmiyormuş gibi konuşuyorlar.
Onların muhalefet tarzı da bu işte…
Yakışır…
Başlıklar :

