Konuyla ilgili haber önceki hafta çıkmıştı. Buna göre Trump İran’ı çevrelemeyi ve İsrail-Arap normalleşmesini (yani İbrahim Anlaşmalarını) hedefliyordu. Trump ekibi bu yönde çalışma yapıyordu. Bu kapsamda; savaş sonrası düzende ABD’nin garantörlüğünde bölgesel bir uyum oluşturulması, Gazze planının sürdürülmesi ve İsrail-Suriye, İsrail-Lübnan güvenlik anlaşmalarının kotarılması ve Suud-İsrail normalleşmesinin sağlanması planlanıyordu. Planın hayata geçmesi için İsrail ve ABD’deki seçimler beklenecekti (İran yanlısı Husilerin Yemen hamlesi tam olarak bu konjonktüre denk düştü.)
Bağlantılı iki gelişme şudur: Bir. ABD, İsrail ve sekiz Arap ülkesinden üst düzey askeri yetkililer Almanya’da İran toplantısı yaptı. Körfez Genelkurmay Başkanlarının İsrailli muhatapla aynı masada oturması çarpıcıdır. Sonraki gelişme de şu oldu: İsrail, ABD’nin Avrupa Komutanlığı görev alanından CENTCOM’un görev alanına alındı. Haberi duyuran Axios, “Bu adım, İsrail’in CENTCOM şemsiyesi altında bölgesel güvenlik mimarisinin bir parçası olmasına imkân sağladı” yorumu yaptı. İki. Trump, önümüzdeki hafta BM Genel Kurulu marjında Körfez liderleriyle bir araya gelecek ve “savaş sonrasını” görüşecek. Bu sırada İsrail’in BAE Büyükelçisi Shelley, Kuveyt’in önümüzdeki altı ay içinde İbrahim Anlaşmaları’na katılabileceğine dönük (yalanlanmayan) ilginç bir çıkış yaptı.
ABD, biraz da bu yeniden ısıtılan plana “Suud’u ikna etmek için” Yemen’deki gelişmelere seyirci kalıyor. İran, ABD’ye karşı Hürmüz’den sonra ikinci büyük kozunu elde etse de ABD’nin savaşmaya takati yok. Washington “kendi develerinin peşinde.” Bu yüzden Amerikalı yetkililer geçtiğimiz günlerde Umman’da Husi temsilcileriyle görüştü (Reuters.) Husiler de Kızıldeniz’de ABD-İsrail gemilerini hedef almayacaklarını açıkladı. Böylece çok uluslu öfkeyi üzerlerine çekmeden, odaklarını Suud üzerinde tutarak Babülmendeb’deki kazanımlarını korumak istiyorlar. Mekke’ye saldırı girişimleri ise bu stratejileriyle çelişiyor.
İRAN NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?
ABD ve İsrail, İran’da hiçbir hedefine ulaşamadı. Bu İran için büyük bir başarıdır. Bu kapsamda ateşkes anlaşması imzalanmıştı. 14 maddelik anlaşmanın her satırında ABD, İran taleplerini kabul ediyordu. Ancak İran bununla yetinmek istemedi. Hürmüz’de statüko değişimi istedi. Bu kapsamda bölgesel saldırılarını sürdürdü. Son süreçte sadece S. Arabistan, Ürdün ve ve Irak’ın kuzeyini hedef alıyor.
İsrail’in Hamas liderlerini hedef aldığı Doha saldırısı, Arap dünyasında büyük bir kırılmaya yol açmıştı. Körfez ülkelerinde “Yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi” fikri bu saldırının ardından güç kazanmıştı. Ancak Yemen’deki gelişmeler de başta Suud olmak üzere Körfez ülkelerinde benzer bir kırılmaya yol açıyor. Peki, İran, Körfez’i karşısında konsolide eden, Suudi Arabistan’ı İsrail’le işbirliğine zorlayan, İsrail’i izolasyondan kurtaracak böyle bir girişime neden imza atıyor?
Çok ilginçtir. Bana kalırsa İran’ın iki temel sebebi var. Bir. Savaştan, stratejik kazanımlarla çıkmak. Bu normal. İki. “Karşı mihverin kimlerden oluşacağını” belirlemek. İran; Mekke İttifakı gibi Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bir eksenle rekabet etmektense, içinde İsrail’in yer aldığı bir düzeneği düşmanlaştırmanın daha kolay olduğunu düşünüyor. Bölgede uzun vadeli kazanım peşinde koşarken, rejimin İran halkı gözündeki meşruiyetini de hesaba katıyor.
İSRAİL’İN ÇOCUKSU SEVİNCİ
İsrail, yaşanan gelişmeleri, izolasyondan kurtulmak için bir fırsat olarak görüyor. Yemen’deki gelişmelerden yola çıkarak “Mekke İttifakı kağıt üzerinde kaldı” diyorlar. S. Arabistan’a -resmi talep gelmesi halinde- destek olabileceklerini söylüyorlar. Bu kapsamda istihbarat paylaşımına başladıkları da yazılıp çiziliyor.
Oysa İsrail’in Yemen’de S. Arabistan’a sağlayabileceği katkı oldukça sınırlıdır. Bu destek istihbarat paylaşımı ve hava desteğinin ötesine geçemez. Askeri konulara vakıf uzmanlar, hava operasyonlarının Yemen’de sınırlı etki uyandıracağını (ki güçlü bir hava kuvvetlerine sahip olan S. Arabistan yoğun bombardıman yapıyor), detaylı planlanmış bir kara hamlesi olmadan Yemen’de başarı sağlanamayacağını vurguluyor. İsrail’in böyle bir kapasitesi var mı? Amiyane tabirle söylüyorum; boş yapıyorlar.
YEMEN’DE NE OLACAK?
Yemen’de tüm tarafların “evet” diyebileceği bir anlaşmaya ihtiyaç var. İran’la varılacak bir anlaşmanın en kolay yol olduğu açık ancak pek mümkün görünmüyor. O halde S. Arabistan kendi topraklarına dönük saldırıları engellemek için adım atacaktır. Son tahlilde Husilerin, Babülmendeb’deki kazanımlarını yetersiz görerek Suud topraklarını hedef alması, Riyad’ın petrol boru hatlarını vurması, blokaj uygulaması meşru müdafaa hakkı doğuruyor.
Yemen’deki Husiler, Suud’a ait F-15 uçağını düşürebilecek hava savunma sistemine sahip olduğunu ortaya koydu. Bu, İran bağlantılı güçlü bir lojistik ağa sahip olduklarını gösteriyor. Riyad’ın; bu lojistik hatları kesmeden, Yemen’de gerçek bir kara gücü oluşturmadan, istihbarat ve planlamadaki zaafiyeti gidermeden adım atması zor. Ama yapmak zorunda. Hiç değilse kendi topraklarına saldırıları durdurabilmek için.
Son bir notla bitirelim. Kızıldeniz’de güvenliği sağlayacak çokuluslu gücün ekim ayında faaliyete geçmesine dönük beklenti var. (Türkiye’nin de TBMM süreci tamamlandıktan sonra katılması beklenen bu gücün odak noktası Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliği olacak, Yemen toprakları görev kapsamında değil.) Ama yine de bu girişim Riyad’ın yalnız olmadığının gösterilmesi açısından önemlidir. Bölge çok şeylere gebe. Takip edeceğiz.

