Başkasının hayatı bize “hayat”ı öğretir mi? (2)

Fatma Barbarosoğlu
Fatma BarbarosoğluYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 18/09/2026, Cuma • Yeni Şafak Haber Merkezi
Başkasının hayatı bize “hayat”ı öğretir mi? (2)

Geçen hafta 1900’lerin başında doğan Suat Derviş’in dedelerinden başlayarak hayat hikâyesinde ilerlemeye niyet etmiştik.

Kaldığımız yerden devam etmeden önce Suat Derviş’in okuma listeme dahil oluş hikâyesinden bahsetmek isterim. Doktora tezimi çalışırken kâğıt üzerinde bir tez hocam olmakla birlikte pratikte bu mihmandarlıktan mahrum olduğum için giyim kuşam zihniyet ilişkisini kadın hatıratlarından, dönemin romanlarından yakalamaya çalışıyordum.

Osmanlı kadın yazarları üzerine okumalarımı sürdürürken Kara Kitap’ın adını görüyor, Suat Derviş ismine rastlıyor ve fakat bir kitabından başka bir eseri olmayışına şaşırıyordum. Dönemin yazarları Suat Derviş’i Halide Edip’ten bile daha başarılı bulurken -ki Halide Edip’in çağdaşı erkek yazarlar tarafından daima kıskanıldığını düşündüm- biz niye Suat Derviş’in kitaplarından haberdar değildik? Bu şaşkınlığım Liz Behmoaras’ın Suat Derviş biyografisi ile nihayet aradığı cevapları buldu.

Suat Derviş/Efsane Bir Kadın ve Dönemi adlı kitap Remzi Kitabevi’nden Ocak 2008 yılında çıktı. Ben birinci baskıya kavuşamadan kitap tükendi. Nihayet kitabın ikinci baskısını Şubat 2008’de edindim.

Kitabı okurken Sakarya Belediyesi’nden 8 Mart Kadınlar günü için davet aldım. Kimler katılacaktı? Nazife Şişman ve bendeniz davetli idik. Üçüncü isim olarak bir tavsiyem olup olmadığını sordular “Bu aralar Suat Derviş biyografisi okuyorum, yazarını davet ederseniz çok iyi olur” dedim. Telefon numarasını istediler, Remzi Kitabevinden ulaşabileceklerini söyledim. Ulaşmış olmalılar ki 9 Mart 2008’de Sakarya Belediyesi’nden gelen bir otomobilin içinde biz Liz Behmoaras ile yolculuk ettik.

Esasında olaylar konusunda berrak olan zihnim kronolojik zaman konusunda zayıftır. Bu yolculuğun zamanını bu kadar net hatırlamamın sebebi Suat Derviş biyografisine Liz Behmoaras’ın “Adapazarı yolunda yapılan güzel bir sohbetin anısına... Sevgiyle” ithafıyla imzaladığı kitaptaki tarih.

Sizi 9 Ekim 2008’e götürmeliyim. Nasıl bir buğday tanesinden bir ambarı Suat Derviş’in hayat hikâyesi üzerinden tasvir etmek mümkün ise o 9 Mart gününden de karşılaşmaların kimyasını, önemini anlatmak mümkün olacak diye düşünüyorum. Kim nerede nasıl karşılaşır ve karşılaşmalarımız bizi ne kadar berraklaştırır sorusu için muhteşem anılarla dolu bir gündür benim için o gün.

Biz Liz Hanım’la yol boyunca gayet samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Yahudilik ve Yahudi kadınları hakkında merakla sorduğum soruları itina ile cevapladı.

Salona alınmadan önce programı düzenleyenler, bizim için bir “dinlenme ve ikram” masası hazırlamıştı. O masada Adapazarı’nda gönül adresim olan hanımefendiler vardı. O hanımefendiler arasında bir şahsiyet vardı ki onu size biraz uzun anlatmam gerekecek. Kendisi hakkında müstakil bir köşe yazısı da sıcağı sıcağına yazmışımdır muhtemelen, ama şimdi onu arayıp buluncaya kadar kısaca bahsetmek daha kolay geliyor.

Sakarya’nın okuyan yazan muhitinde o zamanlar Vali yardımcısı, daha sonra Aksaray Valisi olarak kendisini öğrencilerin okuyup yazmasına adayan Orhan Alimoğlu vardı.

İl Halk Kütüphanesi’nde kütüphane müdürü Arzu Gölcük Hanım’ın gayretleri ile gençler ile yazarlar buluşturuluyor, Orhan Alimoğlu gençlerin neyi nasıl okuduğunun izini sürerek onlara okuma zevki kazandırmak için yoğun bir mesai harcıyordu.

Fatma Aliye Uzak Ülke romanını anlatmak üzere İl Halk Kütüphanesi’ndeyim. Ön sırada adeta Karadeniz’in yaylalarından gelmiş bir “laz teyze” oturuyor. Anlattığım her şeyi itina ile dinliyor. Bu dinleyişe anlam veremiyorum. Salonda sıkılanlar var ama adının daha sonra Müşerref ve kıymetli şair Fatma Çolak’ın annesi olduğunu öğrendiğim teyzem, değil kelimeyi, bir harfi yere düşürmeden dinliyor.

Ben o gün Müşerref Teyze’nin köşe yazılarımı, kitaplarımı okuduğunu öğrenecek, hayretlerden hayret beğenecektim. Bu hayret 9 Mart günü Liz Hanım’ın da hanesine düştü.

Merhum Müşerref Teyze, Liz Hanım’a Suat Derviş kitabı için teşekkürlerini sunuyor. Liz Hanım şaşkınlığını gizlemeye çalışsa da bu pek mümkün değil. Belki yol boyunca orada kime ne anlatacağım diye düşünmüş bile olabilir. Ama şimdi “burada”, bu “laz teyze” Suat Derviş kitabını almış, okumuş ve yazarı ile mütalaaya hazır. Yakın çevresinden bile bu kadar iştahla kitabı okuyan olmadığını söyleyecekti daha sonra bana Liz Hanım.

Eskiden, yani hayatımız sosyal medyanın çarkları arasında imha olmadan önce inşanlar bir vesile ile karşılaşırdı. Kültürel toplantılar bizim için karşılaşma mekanları ve zamanları inşa ediyordu. Artık hiç kimse, “başkası” ile karşılaşmıyor, çünkü toplantılar değil, etkinlik ve organizasyonlar yapılıyor, organizasyonlar ajanslara ısmarlanıyor, ajanslar da “takipçisi en fazla olanı” sahneye çıkarıyor. Salon kalabalık, resimler “gurur verici”. Pandemi günlerinden kalan “temassız” iletişim zamanın ruhunu ele geçirdi.

Geçen cuma Suat Derviş’in dedesinin evliliğinden bahsetmiş, yazıyı şöyle noktalamıştım:

Dr. İsmail Derviş’in babası ile annesi, seyreden erkek ve dans eden kadın olarak bir konakta karşılaşmıştı. Peki İsmail Derviş eşi ile nerede nasıl karşılaşmıştı?

Öksüz ve yetim büyüyen genç doktora muhtemeldir ki ablası, kardeşinin seveceği bir kızı arayıp bulmuştur.

İsmail Derviş’in babası, iki eşinin üzerine, dansına hayran kaldığı kadını nikahına aldı. İsmail Derviş “kafa ve ruh beraberliği” istiyordu muhtemelen. Yakınlarımız bizi bizden daha iyi bilir, İsmail Derviş’in ablası da kardeşi için en uygun kızı buldu. Genç, güzel, üç yabancı dil biliyor ve dönemi için çok önemli olan spor yapan bir genç kız. At biniyor, yüzüyor.

Mabeyinci Kâmil Paşa’nın kızı olan Hesna Hanım oldukça modern bir eğitim aldırılan, müstesna bir şekilde yetiştirilen genç bir hanım. Lakin Hesna Hanım’ın babası Kâmil Bey -ki iyi keman çalan, Mızıka-i Hümayun Orkestrası’nın şefi olarak son derece başarılı, aynı zamanda Tercüman-ı Ahval’in yazarlarından olan Nurullah İsmail Efendi ile İstanbullu bir Yahudi Hanım’ın oğludur ve dillere destan güzellikteki Çerkez kızı Perensaz Hanım ile evlidir-, kızı ile müstakbel damadını “görüştürme” konusunda oldukça perhizkar davranıyor.

Dr. İsmail Derviş Bey kayınpederini ve kayınbiraderlerini sık sık evlerinde ziyaret ediyor ancak bu ziyaretlerde nişanlısı ile karşılaşması söz konusu bile değil.

Belli ki İsmail Derviş Bey’e o eve gitmek bile yetiyor. Ama gelin hanım evlenmeden önce eşini yakından tanımak istiyor. Müstakbel nişanlısı Moda’nın meşhur doktorudur, itibarı olan biridir, lâkin hayat hakkında ne düşünür? Müstakbel gelin için damadın hayat hakkındaki düşünceleri pek önemli.

Hesna Hanım selamlığa alınmadan önce İsmail Derviş Bey’in paltosunun girişe asıldığını görünce paltonun cebine bir mektup bırakıyor:

“Birbirimizi tanımadan evleniyoruz. Yakında müşterek bir hayat kuracağız. Bu hayata girmeden sizin nasıl bir insan olduğunuzu bilmek istiyorum, lütfen bundan sonraki ziyaretinizde, bana nasıl bir insan olduğunuzu hayat hakkındaki düşüncelerinizi ve olduğunuz gibi kendinizi anlatın.”

İnsan kendini nasıl anlatır? Bunun izini sürmeniz için sizi romantik komedi bir filme yönlendirmek isterim. Satırlar üzerinden birbirini tanımanın gerçek bir “tanıma” olduğu, internetin dolayısıyla e postanın hayatımıza henüz dahil olduğu zamanlarda çekilmiş bir filmden 1998 yapımı Mesajınız Var filminden bahsediyorum. Yüz yüze görüşmelerinde yani hayatın içinde birbirinden hiç hazzetmeyen kadın ve erkek mesajlar üzerinden birbirine âşık olur.

Paltonun cebi vasıtasıyla süren mektuplaşmalar İsmail Bey için peri masalı gibidir, o yılları anlatırken evlatlarına “Sizin anneniz gibisi yoktur” diyecektir. Çift evlenir evlenmez Nesrin adında bir kızı evlat edinir. Henüz kendi çocukları olmadan birlikte çocuk büyütmenin mesuliyetini yüklenmiş olurlar. Günümüzde bu mesuliyet, “köpek ve kedi bakmak” bu bakımı da biyografilerine “evlat” olarak dahil etmek üzerinden götürenler olarak karşımıza çıkıyor.

Ne acıdır ki Nesrin daha sonra intihar edecektir.

Haftaya cuma Suat Derviş’in Kendine Tapan Kadın’ı üzerinden devam edeceğiz. Romanı hafta sonu bir solukta okuyup bitirebilirsiniz. Özellikle genç kızı olan annelerin bu romanı okumalarını ve roman üzerinden yapacağımız “okumalar”ı dikkatle takip etmelerini istiyorum.

1947’de Gece Postası gazetesinde tefrika edilen romanı, “karşılaşmalar” kavramını merkeze alarak okuyacak ve günümüzün sosyal medyasındaki “karşılaşmalar”la birlikte ele alacağız inşallah.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026