16 Eylül Çarşamba günü Borsa İstanbul’da yaşananları sıradan bir satış dalgası olarak görmek mümkün değil.
BIST 100 gün içinde yüzde 7,5’i aşan kayıp gördü, devre kesici çalıştı ve endeks günü yüzde 5,54 düşüşle kapattı. Altmışın üzerinde hisse taban seviyesini gördü. Fonlarda yaşanan likidite sıkışıklığı ve katılma payı iadelerindeki temerrütler, bize bir günde ortaya çıkmış bir krizden çok, uzun süredir biriken bir problemin patlama anını gösterdi.
Ben bugüne “Kara Çarşamba” diyorum.
Peki Kara Çarşamba’dan kim sorumlu?
Son dönemde bazı hisselerde ekonomik gerçeklikle açıklanması giderek güçleşen olağanüstü fiyat hareketleri yaşandı. Tera Finansal Yatırımlar Holding gibi bazı şirketlerin hisseleri bir yıllık dönemde yüzde 1.000’in üzerinde değer kazandı. Işıklar Enerji’de de benzer şekilde yüzde 1.000’i aşan yükselişler görüldü. Altınkılıç Gıda gibi bazı hisselerde ise birkaç yüz puanlık artışlar yaşandı.
Üstelik bu hisselerin bazılarında belirli yatırım fonlarının ciddi yoğunlaşmaları kamuya açık verilerden takip edilebiliyordu.
Bir hissenin yükselmesi suç değildir. Bir fonun o hisseyi taşıması da değildir.
Fakat şirketlerin mali gerçekliğiyle fiyatları arasındaki makas olağanüstü açılıyor, aynı hisseler belirli fonların portföylerinde yoğunlaşıyor ve bu fonlar sıra dışı getiriler üretiyorsa devletin finansal düzenleme ve denetleme mekanizmalarının alarm vermesi beklenir.
Üstelik işin en düşündürücü tarafı şu:
Aslında sorun biliniyordu.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 4 Kasım 2025 tarihinde son derece açık konuşmuştu:
“Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz.”
Dahası, aynı konuşmada bu alanda düzenleme eksikliği olduğunu da bildiklerini ve düzenleyici çerçevenin güçlendirileceğini söylemişti.
Peki sonra ne oldu?
Yatırım fonlarına ilişkin kapsamlı düzenleme ancak 28 Ağustos 2026’da geldi. SPK da o tarihte Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’in güncellendiğini resmen duyurdu.
Arada yaklaşık on ay var.
Şimdi sormak gerekmez mi?
Sorun Kasım 2025’te biliniyorsa neden Ağustos 2026’ya kadar beklendi?
Hangi teknik çalışma yaklaşık on ay sürdü? Hangi hukuki engel vardı? Hangi kurum karar almakta gecikti?
Elbette finansal düzenlemeler birkaç günde hazırlanmaz. Ancak yoğunlaşma riski, likidite riski, repo ve ters repo işlemleri, teminat yapıları ve ilişkili işlemler finans dünyasının dün keşfettiği kavramlar değildir.
Dahası göstergeler kamuoyunun gözünün önündeydi.
KAP’ta fonların yoğunlaşmaları görülürken, hisse fiyatları birkaç ayda katlanırken, pay senedi repo işlemleri açıkça raporlanırken ve uluslararası endeks sağlayıcıları aylar öncesinden uyarı yaparken risk neden daha erken sınırlandırılmadı?
Uyarı yalnızca içeriden de gelmedi.
MSCI, 23 Haziran 2026 tarihli değerlendirmesinde Türkiye’de özellikle bazı küçük halka açık şirketlerle bağlantılı fon pozisyonlarında uluslararası kurumsal yatırımcıların olası koordineli işlem davranışlarına ilişkin endişelerini açık biçimde kayda geçirdi.
Türkiye piyasasını dışarıdan izleyen uluslararası bir kuruluşun görüp raporlayabildiği bir riskin Türkiye’nin kendi finansal düzenleme ve denetleme mekanizmalarının önünde aylarca büyümesi hayatın olağan akışı içerisinde izaha muhtaçtır.
Artık soru “Görüldü mü?” değildir.
Bakanın açıklamasından biliyoruz ki görüldü.
Asıl soru, görüldüğü halde neden zamanında yeterli müdahale yapılmadığıdır.
Bunun arkasında bürokratik yavaşlık mı, kurumlar arası koordinasyon eksikliği mi, denetim zaafı mı bulunduğu; yoksa araştırılması gereken başka ilişkilerin mi olduğu açıklığa kavuşturulmalıdır.

