2011 yılının ilk döneminde esen sert rüzgarlar, asırlık çamları bir bir deviriyor… Mübarek ve Bin Ali''den sonra Kaddafi de zor günler geçiriyor. Ortadoğu''daki düzenler değişirken, son 30-40 yıla damgasını vurmuş liderler bir bir koltuklarını bırakmak zorunda kalıyorlar. Kendilerini milli kahraman olarak gören devlet adamlarının gidiş şekli gerçekten ibret verici…
Türkiye''de ise çok farklı bir durum var. Biz de ''büyük liderler''in bir bir aramızdan ayrıldığına şahit oluyoruz. Ama buradaki durum demokrasinin farklı bir erdemini yansıtıyor. Ortadoğu''daki liderler binlerce göstericinin sokak gösterileriyle, tepkileriyle gitmek zorunda kalıyorlar. Türkiye''de ise hayatını kaybeden siyaset duayenleri yüzbinlerin hayır duasıyla aramızdan ayrılıyor.
Türkiye demokratik şekilde partilerin, iktidarların, liderlerin el değiştirdiği bir ülke... Bu özellik, hem siyasi sistemi güvenceye alıyor, hem de liderlerin halkın adavetini değil muhabbetini celp etmesini sağlıyor. İktidarı kaybetmek, Meclis''e girememek liderlerin büyüklüğünü ve sevgisini ortadan kaldırmıyor. Özal''ın, Türkeş''in, Erbakan''ın vefatlarıyla görüldü ki, partisinin durumu ne olursa olsun büyük liderler halkın gönlünde özel bir yere sahipler… Demokratik sistem, sadece kendisini korumuyor, liderlerin halk üzerindeki itibarını da koruyor.
Necmettin Erbakan''ın cenaze töreni, herkese çok şeyler anlatıyor, önemli dersler veriyor. Büyük insanların, vefatları da anlamlı mesajlara dönüşüyor. Merhum Erbakan''ın partisi belki yüzde 2-3''lerde olabilir. Ancak cenaze törenindeki manzara, Erbakan''ın siyasi öneminin oy oranının çok ötesinde olduğunu gösteriyor. Bu tören, demokratik sisteme yönelik güveni tazelemiş, demokratik siyasetin meşruiyetini artırmıştır.
Necmettin Erbakan, Türk siyasetinin son 50 yılına damgasını vuran, kendine mahsus karakteri ve çizgisi olan bir liderdir. Erbakan, siyaset geleneğimizde bir ekol açmış, yeni bir kulvar oluşturmuştur. Klasik sağ partilerden farklılaşan bir siyasi hareket ortaya çıkarmış ve İslamcılık ile siyaseti buluşturmuştur. Başbakan Erdoğan''ın dediği gibi o sadece bir genel başkan değil, bir ''lider'' idi.
Erbakan''ın siyasi profili çok iyi analiz edilmelidir. Erbakan bir yönüyle çok nazik, kibar, beyefendi bir çizgi ortaya koymuştur. Diğer yönüyle mücadele azmine, sabır ve dava adamlığına örnek olmuştur. Erbakan''ın tartışılacak, eleştirilecek çok yönü sayılabilir. Ancak hem dava adamlığı hem de nezaketi not düşülmesi gereken özelliklerdir.
Erbakan, çok farklı bir zihin dünyasına sahipti. Kendine ait hedefleri, bir ütopyası vardı ve buna kilitlenmişti. Erbakan, kimlik siyasetinin önemli bir temsilcisiydi. İslamcılıkla demokratik siyaseti; modern parti ile cemaati buluşturmuştu. Erbakan bu yönüyle bir cemaat lideri gibi davranırken, partisi de üyelerinin yaşamının her alanına müdahale eden bir cemaat gibi şekillenmişti. Bu özellik, ister istemez kitleselleşmeyi engellemiş, bir tür marjinallik üretmişti. Ötekiyle, diğeriyle arasına kalın çizgiler ören Milli Görüş hareketi, Refah Partisi ile toplumsallaşmış, ulaşabileceği en büyük halk desteğine sahip olmuştur.
Refah Partisi, İslamcı siyasetin sosyal mobilizasyonu yakaladığı, solun organik ilişkisini kaybettiği sosyal kesimlerle kucaklaşabildiği bir hareketti. Kanaatimce Erbakan''ın siyasi yaşamındaki en büyük başarısı Refah Partisi gibi çok dinamik bir partiyi Türk siyasetine kazandırmasıdır. RP, İslamcı hareketin sosyal yönü ağırlıklı olan siyasi çalışmalarla büyük bir kitleyle buluşmasını sağlamıştır.
Son dönemde Milli Görüş çizgisinin milliliği ulusalcılık çizgisine doğru kaymış, bu da hareketi hem çağdaş demokrasiden hem de dünyanın gerçeklerinden uzaklaştırmaya başlamıştır. İslami duyarlılığı olan kesimlerin talep ve beklentileri, nostaljik kalan bu hareketten ziyade muhafazakarlık tarafından karşılanmaya başlamıştır. SP-HAS parti ayrımı, bu sorunu daha da derinleştirmiş, SP''nin hareket alanını daha da daraltmıştır.
Erbakan, büyük bir halk kitlesinin muhabbetini kazanarak Hakk''a yürümüştür. Allah gani gani rahmet eylesin…
Başlıklar :

