Cumhurbaşkanlığı seçimini Erdoğan"ın kazanacağı öngörüsünde bulunmam, büyük bir sürpriz olmaz sanırım. Evet öyle olacak, çünkü görünen köy kılavuz istemiyor, araştırma şirketlerinin en kötümser tahminleri, en manipülatif yaklaşımlar bile Erdoğan"ın alacağı oyu yüzde 50"ye yakın gösteriyor. İlginç olan, en iyimser tahminlerin de yüzde 55-58 bandında seyretmesi; ilginç, zira bendeniz Erdoğan"ın ipi açık ara göğüsleyeceğini ve yüzde 60"ları zorlayacağını düşünüyorum. Bunun sebeplerini Türkiye"nin sosyolojik reflekslerini, siyasi haritasını okuma konusunda şimdiye dek standart sapmalar, artı eksi ufak oynamalar dışında çok büyük yanılgı içine düşmediğim tespitime güvenerek söylersem, Erdoğan sadece kazanmayacak; açık ara alacak. Neden derseniz, şunlardan:
1- PARTİLER DEĞİL AKTÖRLER YARIŞI: Cumhurbaşkanlığı seçimleri, ne lokal unsurların ciddi rol oynadığı yerel seçimlere, ne de milletvekili listelerinin de belirleyici olabildiği genel seçimlere benzemeyecek. Siyasal aktörler tek başına yarışacak, dolayısıyla siyasal karizma dediğimiz ve neredeyse 20 yıllık son dönem Türkiye siyasetinin Erdoğan dönemi olarak adlandırılmasına yol açacak denli uzun bir süre Erdoğan"ı Başbakanlık koltuğunda tutan, -kimilerinin bayıldığı, bazılarının nefret ettiği- karizma, bu seçimde belirleyici olacak. Erdoğan"ın listesi değil, Erdoğan"ın belirlediği belediye başkanı adayı da değil, bizzat Erdoğan"ı Erdoğan yapan şeyler oylanacak.
2 - ÇÖZÜM SÜRECİNİN KELEBEK ETKİSİ: Çözüm sürecinin geldiği nokta, AK Parti hükümetlerinin, 30 yıllık güvenlik odaklı terör politikasını değiştirme vizyonunun başarısını ortaya koydu. Eski devlet yönetiminin ve aklının da, cemaatin bu konuya yaklaşımının da ne derece sakat olduğu, Güneydoğu"daki kanın durmasıyla ortaya çıktı. Erdoğan, ocağına ateşler düşmesi yolunda beddualara hedef olmaya devam ediyor, ancak "ocaklara ateş düşmesinin" önüne geçen Başbakan olarak Türkiye siyaset tarihine çoktan geçti. O"nun bir başarısı dindar moralin aşağılanmasının önüne geçmekse, bir diğeri, bu ülkeyi şehit acısından kurtarması oldu. Bu, karşılıksız kalmayacak.
3 – MUHALEFETİN VİZYONSUZLUĞU: Etnik siyaset yapan, hatta kısa bir zaman öncesine kadar terör örgütüyle organik bağı olduğu inkar edilmeyen, dolayısıyla öncülleri sürekli Anayasa Mahkemesi tarafından yasaklanan BDP"nin lideri Selahattin Demirtaş"ın Türkiye"nin tamamının başkanı olmak üzere adaylığını koyması, hem demaokrasinin gelişiminin, hem çözüm sürecinin normalleştici etkisinin sonucuydu. Bu güzel, ancak yine de BDP"nin yaptığı etnik siyaset nedeniyle Demirtaş"ın Cumhurbaşkanlığı için yeterli oyu toplayabileceği elbette öngörülmüyor. Ayrıca, CHP ve MHP liderlerinin "çatı aday" fikrinde anlaşması, toplumda "Erdoğan"ın karşısına tek başına çıkamadıkları için" siyaset üstü aday argümanına sığınarak, muhafazakar geçmişi olan ancak etliye sütlüye karışmayan İhsanoğlu"nu seçtikleri algısı oluşturdu. Bu, toplum nezdinde hem "kendine güvenememek", hem "samimiyetsizlik"ti. Muhalefetin tavrı, Erdoğan"ın elini güçlendirdi.
4 – MUHAFAZAKAR AMA MONŞER; TÜRK AMA YERLİ DEĞİL: Ortaya karışık gibi ortaya çıkartılan ve Erdoğan"ın en önemli rakibi sayılan Ekmeleddin İhsanoğlu, hem muhafazakar bir geçmişten ve aileden geliyor, hem de Atatürk"ü anlatan bir kitabı bile öpüp başına koyacak kadar Atatürk"e ve eski rejim değerlerine saygı duyuyor; hem dindar, hem de Ortadoğu"da oluk oluk akan Müslüman kanı karşısında denge önerecek kadar monşer. Hem Türkoğlu-türk olduğu iddiasında, hem de İstiklal Marşı"nın dizelerini bilmeyecek kadar bu topraklara yabancı. Ataürkçülüğü laiklerin, muhafazakar görünümü dindarların, dünya konjonktürüne uyum sağlamadaki yeteneği uluslararası karar vericilerin hoşuna gitsin diye seçilmiş gibi; ancak dindar görünümü laikleri, Mısır darbesini neredeyse savunuşu dindarları irrite ediyor. Hem Batılı karar vericiler manipüle edebilmek için bile, minik de olsa bir toplumsal taban talep ediyor.
Keza, eğer onları biraz olsun tanıyorsam "ülke bekası"nı her türlü önceliğin üstünde tutan ülkücü tabanın, ülkeye istikrar getirmiş olduğu dostu düşmanı tarafından teslim edilen Erdoğan"ı tercih edebileceğini varsayıyorum. Ayrıca, aynı ülkücülerin Türk bile olsa, Arap dili ve kültürü içinde yetişmiş "İstiklal Marşı"na bile vakıf olmayan" bir adayın cumhurun başı olma ihtimalini sevip sevmeyeceklerinden de emin değilim.
5 – BİR HAK MESELESİ: Toplum nezdinde 2007"deki Cumhurbaşkanlığı seçimi için AK Parti"den aday olması gereken isim Erdoğan"dı. Oysa eski medyanın sesi gür, vesayet son derece güçlüydü. Emine Erdoğan"ın başörtüsüyle Arap diktatörlerinin eşleri kıyaslanıyor, "Batı"ya böyle mi görüntü verecektik" diye ağlaşılıyordu. Daha ılımlı ve uyumlu olduğu varsayılan Abdullah Gül"ün adaylığı bile "311 el kaosa kalktı" manşetleriyle, e-muhtıralarla karşılandı. Eşi başörtülü bir başkomutan fikri, 2008"de AK Parti"ye açılan kapatma davasının bile tetikleyicilerinden biri oldu. Daha sonra vesayet geriletildi, Erdoğan defalarca seçim kazanarak meşruiyetini perçinledi. İnanıyorum ki, toplumun bir kısmının genel kanaatine göre Cumhurbaşkanlığı Erdoğan için gasbedilmiş bir haktı...
Önümüzdeki Pazar günü iade edilecek. Umuyorum hayırlı da olacak.
Başlıklar :

