PKK’nın Suriye kolu SDG kendisini feshetti. PKK’nın feshiyle ilgili süreç de olumlu yönde devam ediyor.
PKK ve FETÖ gibi örgütler, Türkiye’nin ilerlemesini, kalkınmasını, barış ve huzur içinde refah ülkesi olmasını engellemek amacıyla hasım güçler tarafından bağrımıza saplanmış hançerlerdi. 15 Temmuz sonrası FETÖ tasfiye edildi, şimdi PKK sorunu ortadan kalkıyor. Bu iki önemli gelişme, Türkiye’nin ayağındaki prangaların kırılması anlamına geliyor. Türkiye, enerjisini ve kaynaklarını artık daha fazla kalkınma için kullanabilecek. İçerde kardeşlik büyürken, dışarda Türkiye’nin eli daha güçlü olacak.
Bu güzel gelişmeler elbette Türkiye’nin hasımlarını tedirgin ediyor. Türk ve Kürt’ün, tarihte olduğu gibi, yeniden bir ve beraber olması, sadece dışarda değil, içerde de birilerini rahatsız ediyor. Hem dışarda hem içerde en çok kullanılan argüman ise “Yeni Osmanlıcılık”. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Osmanlı’yı yeniden diriltmek” hayalleri kurduğu iddia ediliyor. “Yeni Osmanlıcılık” Osmanlı bakiyesi ülkeleri ve Avrupa’yı tehdit için kullanılırken, içerde de “Cumhuriyet’e tehdit” gibi sunuluyor.
Türkiye’de dindarların ve muhafazakarların zihin haritasında “geçmişe özlem” önemli yer tutar. En başta, Hz. Peygamber ve ashabının yaşadıkları “Asr-ı Saadet” hepimizin hayallerini süsler. “Binbir Gece Masalları”ndaki Bağdat’ı, Rey, Isfahan, Semerkant, Buhara’nın medreselerini, Belh, Herat, Şam, Kahire, Gırnata, Kurtuba’daki ilim meclislerini, Konya, Bursa’daki huzuru, İstanbul’daki cihana hükmeden gücü hatıramızda diri tutar, hasret besleriz. Bedir, Uhud, Malazgirt, Çaldıran, Mohaç, Kosova, Kudüs’ün, İstanbul’un fetihleri, Çanakkale direnişi, Kûtü’l-Amâre ve daha nicesi “keşke o orduların neferi olabilseydik” diye içlendiğimiz zaferlerdir.
“İrtica” kavramı son yıllarda çağdaşmodern olana karşı çıkmak anlamında kullanılıyor. Oysa bu kavram dilimize 2. Meşrutiyet sonrası eski yönetime dönme isteğini ifade etmek için yerleşmişti. İttihat Terakkiciler, Abdülhamit dönemini yeniden tesis etmek isteyenlere “mürteci” diyorlardı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında da, İttihat-Terakki dönemine geri dönmek isteyenlere “mürteci” dendi. Bu anlamda, tek parti dönemini yeniden tesis etmek için yapılan 27 Mayıs darbesi kuşkusuz “irticaî” bir hareketti. Bugün 80-90’lara dönme arzusu içinde olup da o gerçekten karanlık yılları özleyenlerin aynı şekilde “mürteci” olduklarına şüphe yok.
Çağdaşlaşma-modernleşmeyi eleştirmek, sorgulamak eğer mürtecilik ise, Merhum Akif’in deyimiyle zalimin hasmı, mazlumun dostu olmanın karşılığı eğer irtica ise, birer mürteci olduğumuza ve bununla da gurur duyduğumuza hiç şüphe yok.
Ancak, Asrı-Saadet’in, Endülüs’ün, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın o muhteşem ve muazzam günlerine iç çekmeyi, o günlerin hayaliyle yaşamayı irtica olarak nitelendirmek bizim lehçemizde doğru yere oturmuyor.
Tarih yaşanmış ve geçmiştir. Sular tersine akmaz. Kimsenin Selçuklu ya da Osmanlı’yı diriltmek gibi bir gayesi, bir hayali yok. “Yeni Osmanlıcılık”, küçük, marjinal, heyecanlı, maceracı grupların eğlencesi olmaktan öte bir anlam ifade etmez.
Ancak bu toplum, Asr-ı Saadet’ten başlayarak büyük devletlerin, imparatorlukların, büyük medeniyetlerin ve muhteşem zaferlerin mensuplarından oluşuyor. Bu toplumu dar kalıplara sıkıştırmak, cendereye almak da mümkün değil. Türkiye, damarlarına, hatta genlerine “büyük düşünmenin” ve “istiklalin” silinmez şekilde nakşedildiği insan bireylerinden teşekkül ediyor.
Geçmişe özlem duyarken, geçmişe gitmeyi değil, geçmişteki gibi bir ihtişamı kurmayı özlüyoruz. Esasen, yenilgiyi reddediyor, geçmiştekinden daha iyisini kurabileceğimiz iddiasıyla yaşıyor, Asr-ı Saadet benzeri bir medeniyeti yegâne “kızıl elma” olarak görüyoruz.
Kimileri bunu “irtica” zannedebilir, değil. “Neo-Osmanlıcılık” hiç değil.
Türk-Kürt kardeşliğini tarihteki referanslarla, örneğin Malazgirt’le, örneğin Çaldıran’la, örneğin Kudüs’ün fethiyle örneklendirdiğimizde, Selçuklu’ya, Osmanlı’ya, Eyyubi Devleti’ne “geri dönüşten” değil, “tarihte olanın yeniden yapılabileceğinden” bahsediyoruz.
Evet, sular tersine akmaz ama, Derviş Yunus’un deyimiyle, dirilir pınar olur, irkilir ırmak olur; o ırmak akar, taşar, yatağını kendi inşa eder. Türk ile Kürt’ün “irkilmesi”, geçmişe dönüş değil, geleceğe akıştır. Bundan düşman rahatsız olur, dosta sadece sevinmek düşer.

