Tepkisel toplum inşası ve vahşi PR karşısında Türk aydınının sorumluluğu

04:0012/06/2026, Cuma
G: 12/06/2026, Cuma
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Ayşe Keşir

İnsanlık tarihinde bilgiye ulaşmanın (bilginin ne olduğunu da ayrıca tartışmamız lazım) bu kadar kolay olduğu bir dönem hiç yaşanmadı. Ne var ki bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça hakikate ulaşmak da bir o kadar zorlaşıyor. Çünkü artık mesele bilgi eksikliği değil; bilgi bombardımanı altında düşünme, muhakeme, teemmül, tedebbür yeteneğinin aşınması. İnsanoğlu, her gün yüzlerce haber, binlerce görüntü ve sayısız yorum arasında savruluyor. Bir yanda savaşlar, diğer yanda eğlence videoları. Bir ekranda

İnsanlık tarihinde bilgiye ulaşmanın (bilginin ne olduğunu da ayrıca tartışmamız lazım) bu kadar kolay olduğu bir dönem hiç yaşanmadı.

Ne var ki bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça hakikate ulaşmak da bir o kadar zorlaşıyor. Çünkü artık mesele bilgi eksikliği değil; bilgi bombardımanı altında düşünme, muhakeme, teemmül, tedebbür yeteneğinin aşınması.

İnsanoğlu, her gün yüzlerce haber, binlerce görüntü ve sayısız yorum arasında savruluyor. Bir yanda savaşlar, diğer yanda eğlence videoları. Bir ekranda deprem görüntüleri, hemen ardından komik bir görsel. Acı ile eğlence, ölüm ile lüks tüketim aynı akış içinde sunuluyor. İnsan zihni ise bu hız karşısında anlamlandırma ve muhakeme kapasitesini giderek kaybediyor.

Bahçecilik, seramik, tatil, köy hayatı, şehirde lüks yaşam, tamirat, bebek videoları vd bilgiler aynı akış içinde saniyeler içinde boca ediliyor. Çok zamanda bu akışın gerçekliğini sorgularken buluyoruz kendimizi… Bunca bilgi ile ne yapacağım? Ne işime yarayacak? sorusu bir muamma… Bunca bilgi karşısında yaşanan “yetersizlik’’ duygusu ise başka bir tartışma…


ARACIN KENDİSİ BİZATİHİ MESAJDIR

Marshall McLuhan’ın meşhur “araç mesajdır” sözü de tam burada yeniden hatırlanmalı. McLuhan, iletişim araçlarının yalnızca bilgiyi taşımadığını, iletişim teknolojisinin formunun, yapısının, insan algısını, toplumsal ilişkileri ve kültürü kökten değiştirdiğini savunur.

Aynı mesajın, klasik bir mektupla yazılı gelmesi, bir radyo kanalında dinlenmesi ile bir sanal medya mecraından verilmesi arasında fark olduğunu ifade eder. Özetle teknoloji aracı, bilginin nasıl algılanacağını da belirlerler. Hatta McLuhan medya içeriğini “hırsızın köpeği oyalamak için attığı et parçasına” benzetir. Asıl dikkat edilmesi gereken şey mesajın içeriğinden çok, insanı ve toplumu dönüştüren iletişim aracının bizatihi kendi fonksiyonudur.

Bugün kısa video platformlarının mantığına baktığımızda McLuhan’ın ne kadar haklı olduğu daha iyi anlıyoruz. Kırk saniyenin altına düşen videolar, birkaç saniyelik dikkat aralıkları ve sürekli kaydırma alışkanlığı insanları düşünmeye, anlanmaya, anlamlandırmaya değil tepki vermeye yönlendiriyor. Olayları sorgulayan, anlamaya çalışan bireylerin yerini, olaylara anında refleks gösteren kullanıcılar aldı.

Herhangi bir olay olduğunda özne fark etmeksizin, olayın doğruluğu fark etmeksizin bilgi hızla yayılıyor ve büyük büyük tepkiler ile toplum linç kültürünün esiri oluyor. Daha sonra işin doğrusu ortaya çıksa bile artık kimin umurunda…?

Sürekli bildirim alan, sürekli izleyen, aldığı her bildirimi gerçek zanneden ve kendini her izlediğine tepki göstermek zorunda hisseden birey artık derinleşememekte. Tefekkür, yerini çoktan vahşi reflekse bıraktı bile.

Tam da bu sebeple dijital çağın en önemli ürünü, çıktısı bilgi çağı değil, tepki çağıdır.

Bu durum yalnızca insanın bireysel bir sorunu değil elbette. Aynı zamanda siyasal ve toplumsal sonuçları olan bir önemli mesele ile de karşı karşıyayız; Bireysel kullanıcıların, birbirini hiç tanımayan ama aynı tepkileri veren toplumsal kitlelere dönüşmesi meselesi üzerine daha derin düşünmemiz gerekiyor.


VAHŞİ PR

Sorunun bir başka boyutu ise halkla ilişkiler ve algı yönetimi sektörünün ulaştığı boyut. Artık kurumlar, şirketler, sanatçılar ve siyasetçiler yalnızca ne yaptıklarıyla değil, yaptıklarının nasıl algılandığıyla ilgilenmekte. Gerçek performansın yerini iletişim performansı çoktan aldı bile. Bir ürün kaliteli olduğu için değil, kaliteli ve hatta zengin göründüğü için satın alınmakta. Bir fikir doğru olduğu için değil, etkili sunulduğu, havalı bulunduğu için kabul görebilmekte.

Bir önceki yazıda da anlattığım, Fransız sosyolog Jean Baudrillard’ın “simülasyon” ve “simulakr’’ kavramı tam da bu dünyayı tarif eder. Gerçeğin yerini gerçeğin temsilleri almakta. İnsanlar çoğu zaman olaylarla değil, olayların kendilerine sunulan görüntüleriyle ilişki kurar hale geldi.

Sanal medya kullanıcıların gerçek hayatta bir araya geldiklerinde kendileri sunulan gerçeği nasıl müzakere ettiklerine hiç tanıklık ettiniz mi? Her birinin ağzından çıkan cümleler bir sanal medya paylaşımı gibi…


BU DALGAYA DİRENEBİLİR MİYİZ?

Erol Güngör’ün kültür ve şahsiyet vurgusu yeniden hatırlamamız gerekiyor. Güngör’e göre güçlü bir şahsiyet, sağlam bir değerler sistemi ve köklü bir kültürel aidiyet olmadan insanın sağlıklı bir muhakeme geliştirmesi mümkün değil. İnsanları algı operasyonlarına karşı koruyan şey yalnızca bilgi değil, karakteridir. Yalnızca eğitim değil; irfandır, idraktir.

Çünkü hakikati ayırt etmek, sadece görmekle değil, doğru ölçülerle muhakeme edebilmekle olur.

Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele, sadece teknolojinin pervasızlığı meselesi değil. Asıl mesele insanın muhakemesini ve şahsiyetini koruyabilmesi ve dikkatini “doğruya’’ yönlendirebilme kabiliyetidir.

Medeniyetler düşünen, sorgulayan ve hakikatin peşinden giden emekçi insanlar tarafından inşa edilir. Tepkisel güruhlar ancak başka güçlerin kullanışlı maşası, aparatı olur.

Bana göre bugün, Türk aydınının en büyük sorumluluğu ve mücadelesi de burada başlıyor; Tepkilerle yönetilen değil, önüne gelen bilgiyi sorgulayan, düşüncelerine yön verebilen, irfan, idrak ve izan sahibi bir toplum inşa etmek...

#aktüel
#hayat
#ayşe keşir