Özgür Özel’in abdest alırken çekilen görüntüleri ve ardından yaptığı “
Cuma namazını kaçırmam
” açıklaması gündem olmuşken, yıllar önce yaptığım bir haber geldi aklıma.Yıl 2010’du. Bir okurumuz, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kur’an-ı Kerim okurken kaydedilen görüntülerini göndermişti.
Başbakan, Rize’de vefat eden bir komşusunun taziyesine gitmiş, burada Bakara Suresi’nin bir bölümünü okurken
cep telefonuyla kayda alınmıştı.Videoyu yayımlamak için iki gün beklemek zorunda kalmıştım. Hassas günlerden geçiliyordu ve bu kayıt siyasi tartışmalara yol açabilirdi. Lakin haberin konusu risk almaya değerdi. Bir meslek büyüğümüze de danışarak videoyu yayımlamıştım.
Sosyal medyanın henüz bugünkü kadar etkili olmadığı zamanlardı ama haber izlenme rekorları kırmıştı. O kaydı kaç televizyon kanalına verdiğimi hatırlamıyorum. Neticede, bir başbakanın Kur’an-ı Kerim okuduğuna daha önce şahit olunmamıştı. Fakat bu sahne yadırganmadı.
Aksine gönüllere dokundu.
Ben de devam haberinde ilahiyat hocalarına Erdoğan’ın kıraatini yorumlatmıştım.
Dönemin Fatih Camii imamı Hafız Osman Şahin, Erdoğan’ı dinlerken hayrete düştüğünü belirtmişti. Tüm İlahiyat Fakülteleri ve Yüksek İslam Enstitüleri Mezunları Derneği Başkanı Selahattin Yazıcı, daha önce Başbakan’dan “Amenerrasulü”yü dinlediğini aktarmıştı. Tasavvuf müziği sanatçısı ve ilahiyatçı Mustafa Demirci ise imam hatip mezunu
Erdoğan’ın Kur’an-ı Kerim’i kaidelerine uygun okumasının son derece normal
olduğunu söylemişti.Erdoğan aslında buydu.
Dinî yaşantısını hiçbir zaman geri planda tutmamıştı.
O kısacık video, Türkiye’nin o günkü şartlarında bir meydan okumaya dönüştü. Bir anlamda yeni ve sert kavgaların ilanı oldu. Çünkü çok değil, iki yıl önce
AK Parti’ye “laikliğe aykırı fiillerin odağı hâline geldiği
” iddiasıyla kapatma davası açılmış, lideri için de siyaset yasağı istenmişti.
Erdoğan’ın Kur’an-ı Kerim okurken ilk kez kayda alınmasından bir süre sonra memleket,
en az 28 Şubat sürecindekiler kadar sert tartışmalara
sahne oldu. Artık inançlı insanların gasbedilen haklarının iade edilme zamanı gelmişti.“Velev ki siyasi simge olsun”
çıkışıyla başlayan fırtına kasırgaya dönüşse de halkın gücünü arkalarına alan Erdoğan ve arkadaşları kararlıydı. CHP’nin Meclis’teki tavrına, laiklik ataklarına, bir kısım medyanın “Cumhuriyet elden gidiyor” kampanyalarına ve AYM kapısında “iptal nöbeti” tutanlara rağmen düzenlemeler yapıldı.Aradan çok uzun bir zaman geçmedi ve tablo hızla değişti. Bu dönemde bir de FETÖ badiresi atlatıldı.
İslami çevrelerin sırtındaki o ağır kambur kesilip atıldı.
Şimdi ise Özgür Özel’in dindarlık performansını konuşuyoruz.
Evet, buna mecbur…
Başka bir yolu olsaydı, 1999’da başörtülü öğrencilere hakaret eden Fatih Altaylı ile abdest almayı değil, “irticanın ne kadar büyük bir sorun olduğunu” konuşurlardı.
Dediğim gibi, zemin değişti.
Laikliği bir beka meselesi hâline getirmiş, dindarlara kronik mesafeler koymuş, toplumun bir bölümünü inançlarından dolayı her fırsatta aşağılamış üstenci
bir zihniyetin şimdi kendisini inkâr etmesinden
söz ediyoruz.Oysa eve gelen başörtülü yardımcı kadına, AK Parti’ye oy verdiği için “vesayet” muamaelesi çekilmesi, Kemalistlerin varoluş kavgasından yansıyan bir kesitti sadece.
Gelgelelim CHP ve ideolojik çevresi, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana büyük bir gerçeği fark etti:
Bu ülkede muhafazakâr seçmen kime yönelirse o parti veya lider iktidara geliyordu.
Bu nedenle Özgür Özel, “Vakit namazı kılmam ama cuma kılarım, bayram namazını kaçırmam” açıklamasıyla,
siyaset sahnesinde var olabilmesinin yolunun “camiden” geçtiğini ilan etti.
Böylece hem eski CHP defterini kapatma hem “Yeni”nin nesinin yeni olduğunu gösterme hem de “ortalamayı tutturma” hesaplarının yapıldığı besbelli.
Özel’in cephesinden bakıldığında bunun doğru bir strateji olduğu söylenebilir.
Yeni Parti’yi kurarken Ankara’daki Hacı Bayram Veli Camii’nde cuma namazı kılmasını da hesaba katarsak, abdest görüntülerinin ve “Bayram namazını kaçırmam” çıkışının bir plan dâhilinde ilerlediği anlaşılıyor.
Açıkçası gündem olmayı da başarıyor.
Peki, cuma namazına giden CHP lideri,
bu “yeni” yaşantısı sayesinde muhafazakâr seçmenden oy alır mı?
Yanlış anlaşılmasın; “Bunları doğrudan oy için yapıyor” demiyorum. Ne var ki dinî bir yaşantısı olduğunu ispat etme telaşına bakılırsa Özel, bu kimlik vurgusuyla belli bir kesime “yaslanma” ihtiyacı hissediyor.
Öyleyse Özgür Özel, beş vakit namaza da başlamak zorunda kalabilir.
Çünkü Erdoğan’ı 24 yıldır iktidarda tutan seçmen kitlesinin büyük bölümünü dindar-muhafazakârlar oluşturuyor. Bu taban siyasetin yönünü belirliyor.
Özel’i de “
ışık görürlerse
” namaza başlatabilirler.Oy verirler mi, bilemeyiz tabii…
Ama bu “mecburiyetin” getirisi kadar götürüsü de olabilir. CHP’den Yeni Parti’ye geçen katı laik ve elit taban, liderlerinin daha önce görmedikleri bir yüzüyle tanışıyor. Özgür Özel, muhafazakâr seçmene “buradayım” demeye çalışırken kendi mahallesinde “
artık orada değilim
” havası oluşturabilir.Neticede Kemalistlerin, laiklerin ve sekülerlerin de bir kırılma noktası vardır, değil mi?


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.