Mekke İttifakı Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi
dün Riyad’da bir araya geldi. Toplantıda kurumsallaşma çalışmalarının gözden geçirilmesi, askeri yeteneklerin entegrasyonu gibi konuların ele alınacağı biliniyordu. Henüz İttifak’a üye alımı da söz konusu değil. Daha önce yazmıştık: Kurumsallaşma çalışmaları nedeniyle İttifak’a bir yıl boyunca üye alınmayacak (Bknz. Bu Mekke İttifakı’na açık bir kumpastır
, 15 Eylül.) Pakistan Dışişleri Bakanı Dar
bu bilgiyi teyit etti: Altıdan fazla ülkenin üye olmak istediğini ancak paktın tam olarak faaliyete geçmesinin bir yılı bulabileceğini, bu süreçte yeni üyelik başvurularının işleme alınamadığını söyledi.İTTİFAK FİİLEN ÇALIŞIYOR…
Yemen hükümeti, Husilerin etkisini kırmak için operasyon başlattıklarını duyurdu. Karar, Husilerin stratejik Taiz kentini kuşatmasının ardından alındı. Yemen’de gelişmeler hızlı seyrettiği için Mekke İttifakı toplantısı da doğrudan bununla ilintilendiriliyor. Oysa
serinkanlı değerlendirmelere ihtiyaç var
: Bir. Mekke İttifakı’nın Yemen bağlamında ilgilendiği iki konu var. Biri Kızıldeniz’de Seyrüsefer serbestisi, diğeri S. Arabistan’ın güvenliği. İki. Kızıldeniz’deki çok uluslu misyon henüz resmiyet kazanmadı. Ancak eli kulağında. Üç. Ateş düştüğü yeri yakıyor. S. Arabistan -gördüğüm kadarıyla- sürekli saldırı altında olduğu için Yemen’de ivedi hareket etmek istiyor
. Ancak teenni şarttır. Babülmendeb’in güvenliği sağlayacak adımlar planlı ve sonrası düşünülerek atılmalı. Dört. Yemen hükümeti kara operasyonu başlattı. S. Arabistan hava desteği veriyor. İttifak üyeleri S. Arabistan’a dönük saldırılara karşı hava savunma, istihbarat desteği sağlıyor
(Yani Mekke İttifakı çalışıyor.) Bu tedbirler sahada dengeleri değiştirebilir. Ama daha fazlası için Yemen hükümetinin Husilerle bir şekilde konuşması
gerekir. Pakistan Dışişleri Bakanı
, bu konunun da toplantıda gündeme geleceğini açıklamıştı.AÇIK SALDIRILARIN YERİNE ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR
Yemen krizi patlak verdiğinde İsrail, “Mekke İttifakı kağıttan kaplan” vurgusuyla selden kütük kapmaya çalışıyordu. S. Arabistan’a istihbarat ve hava desteği sağlama karşılığında “normalleşmeyi” masaya koydu. ABD koordinasyonunda yapılan birkaç bölgesel güvenlik toplantısı dışında amacına ulaşamadı. Şimdi yeniden odağını Türkiye’ye ve yakın çevresine çeviriyor.
Suriye, Türkiye-İsrail bölgesel rekabetinin en önemli sahasıdır. İsrail’in
Ebu Zuhur saldırısı
önemli bir kırılmaya yol açtı. ABD’nin de fazlasıyla öfkelendiğini ve İsrail’i uyardığını biliyoruz. Bu yüzden İsrail’in Suriye’deki açık saldırıları yerini örtülü operasyonlara bıraktı.
Bunu Suriye’nin çeşitli bölgelerinde patlayan mühimmat depolarından ya da doğalgaz tesislerinden anlıyoruz.ODAK DOĞU AKDENİZ
İsrail’in odağı da değişiyor. Çeşitleniyor da denebilir. Suriye ile birlikte Doğu Akdeniz’i de daha sık gündeme getirmeye başladılar. Bu çeşitlenmeyi ilk kez İsrail basınında, Temmuz ayında çıkan haberlerde gördük. Bu haberlerde Türk donanmasının Doğu Akdeniz’deki artan hareketliliğinden duyulan rahatsızlığı önemle vurguladılar. Ama daha ilginci geçtiğimiz günlerde
Jerusalem Post’ta
çıkan haberdir: Buna göre İsrail Savunma Kuvvetleri İstihbarat Dairesi
, “Libya koridoruna” ve Türkiye’nin bölgedeki askeri ve diplomatik etkisine odaklanmaya başladı.İsrail’in artan Doğu Akdeniz ilgisinin bir kaç sebebi var. Bir. Türk donanması o bölgede faaldir.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Ercüment Tatlıoğlu’nun
Lazkiye ziyareti (14 Temmuz) dönüm noktasıdır. İki. İsrail, Türk donanması karşısında özgüven sorunu yaşıyor. Türkiye’nin denizlerdeki varlığını “yakın tehdit” olarak kodluyor. Üç. Yunanistan-Rum Kesimi ile kurdukları ittifak kapsamında Atina’yı Türkiye’ye karşı “cesaretlendiriyorlar.”
Jerusalem Post’taki “Türkiye-Libya anlaşması” ve “Libya koridoru” vurguları tam olarak bununla ilgilidir.İSRAİL’İN KAYIĞINA BİNİNCE…
Türkiye-Yunanistan ilişkileri yeni bir sınamayla karşı karşıya. Yunanistan, Rum Kesimi ve İsrail arasında inşa edilecek sualtı elektrik kablosu projesi (
Great Sea Interconnector
) yeniden ısıtılıyor. Projeye göre kablo, Türkiye-Libya anlaşmasıyla oluşan Türk kıta sahanlığı
üzerinden geçiyor. Bu yüzden Ankara’dan izin almak ya da daha diplomatik bir ifade ile Ankara ile koordine olmak zorundalar.
Yunan hükümeti “Türkiye-Libya anlaşmasını kabul etmiş sayılacağından” Türkiye’den “onay” almak istemiyor. “NAVTEX yoluyla bildirim yaparım, bu izin almak anlamına gelmez” diyor. Milli Savunma Bakanlığı’nın
geçtiğimiz hafta yaptığı “Aksi duruma izin verilmeyecek” açıklaması Atina’yı karıştırdı.Yunanistan’ın
daha önce buzdolabına kaldırılan bu projeyi
şimdi yeniden tartışmaya açması Atina’yı -üstelik seçimler yaklaşırken- büyük bir açmaza sokuyor. Ya bu projeyi hayata geçirip Türkiye ile kriz yaşayacak (ve geri adım atacaklar…) Ya Türkiye’nin beklentilerini karşılayacak bir formülle çalışmalarını sürdürecekler. Ya da ara bir formül bulup Türkiye’nin dolaylı onayına başvuracaklar. Tüm senaryolarda Yunan hükümeti içeride zor bir duruma düşecek gibi görünüyor. Bana kalırsa, İsrail teşvikiyle hareket etmenin bedelini ödemeye başlıyorlar.
