Bilmeyen ihtimal veremez, meğer Fransa liselerinin durumu berbatmış.
Protesto gösterileri yapan öğrenciler polisle çatışma hâlinde. Ülke kaos içinde.
Yollara barikat kurup ne buldularsa üstüne attılar.
Barikatları ateşe vermekle yetinmediler, yangını söndürmeye gelen itfaiye araçlarını bile yaktılar. Yetmedi, okul yaktılar. Yetmedi, yağmaya başladılar.
1207 lisede eylem var. 40 okul müdürü yaralandı. Gözaltı sayısı 2 bin civarı. 5 bin kişi hakkında işlem yapıldı. Bazı okulların yurtları yakıldı. Sırada büyük çaplı eylem var.
Şikâyetler şöyle:
- Dersler ağır, ödevler fazla.
- Kaynak ve kadro yetersiz.
- Öğretmen sayısı az, ders saatleri ayarsız.
- Tuvalet kâğıdı ve sabun yok.
- Sınıflar ortalamanın üstünde kalabalık.
- Binalar bakımsız, çürük, klimasız.
- Yağmur içeri giriyor, çerçeveler öğrencilerin üstüne düşüyor.
- Okulda fareler ve diğer haşereler cirit atıyor.
Fakir ve geri kalmış üçüncü dünya ülkelerinden biri değil, bu manzara Avrupa’nın ileri ülkesi Fransa’dan. Tam anlamıyla gıllıgış.
TASFİYE
ABD Savaş Bakanı Pentagon’da tasfiye yaptıklarını açıkladı.
“General ve amirallerin yüzde 20’si ordudan atıldı.”
Paralel bir yapının işaretleri mi görüldü yoksa?
TERK
Bir komşumuzun oğlu var. Haylazın biri. Hevesi kırıldı, okumadı. Lise 2 terk.
Oğlan dayıya, kız halaya derler. Onun dayısı da tahsilini yarıda bırakmıştı. Üniversite 3 terk.
Bu ülkenin yeni bir partisi var. Gördük ki o da Cumhurbaşkanı kürsüye çıkınca Meclis’i terk etti. Topluca, hep beraber, cümbür cemaat.
Vaziyeti şöyle özetleyelim:
Terk-i Meclis eyledi
Birkaç sebep söyledi
Kim ikna olur bilmem
Seçimi de peyledi
Bu özete bir başlık gerekse, “Aklınca” diyebiliriz.
ARABAYA TAŞ
Kaynak kişisi Aysel Hasanova olan eski bir Rumeli türküsünden bahsedelim. Aynı sözlerle başlayan başka yörelere ait türküler de vardır. Kayseri, Kırşehir, Denizli, İstanbul gibi.
Türkünün başında geçen “Arabaya taş koydum, ben bu yola baş koydum” sözlerini anlama çabasıyla fikir yürütebiliriz.
Taş, arabanın neresine konuldu bilemeyiz.
Belki kaymasın diye tekerinin altına, belki kasasına. Bahsedilen at arabası olsa gerek.
Taşları götürüp ev mi yapacak, bahçesinin etrafına duvar mı örecek, kim bilir...
Gerçekte kastedilen hangisi olursa olsun, asıl önemli olan “Ben bu yola baş koydum” kısmıdır.
Bir yola baş koymanın ne demek olduğunu tek kelimeyle izah etmek gerekse, “ölümüne” diyebiliriz. Alternatifsizlik söz konusu.
Sonra ayrıntı verilir.
“Seni gelecek diye, sol yanımı boş koydum.”
Sol yan, yani kalbin olduğu taraf.
Kalbinde kimseye yer vermediğini, başka birine meyletmediğini, zaman geçse de kalbinin asıl sahibini ümitle beklediğini zarifçe ifade eder söyleyen.
Beklenen gelir mi? Mevla bilir. Fakat seven her durumda bekler. Güne gün, kedere keder eklense de ümit, koca bir dağ. Kimse yerinden oynatamaz. Ta ki kıyamet gününe kadar.
TEKNOFEST
Teknofest Şanlıurfa’da şahlandı.
Çocuk, genç, yaşlı, gelen kim varsa heyecanla ve gururla takip etti.
Giriş o kadar kalabalıktı ki zorluk yaşandı.
Milletimizin ürettiği uçaklar, helikopterler ve diğer ürünler herkesi mutlu etti.
Manzaraya bakınca, Şanlıurfa neden şanlı, anlaşılıyor.
Gece gündüz demeden daha çok çalışalım, daha çok üretelim,
Bize sataşmaya yeltenenlerin hepsine şimdikinden daha güçlü şekilde rest çekeriz.
O zaman Teknofest belki de Teknorest’e dönüşür.

