Fon Koordinasyon Kurulunun amacı nedir? Fonları tasfiye etmek mi? Eğer öyleyse bunu işten azıcık anlayan herkes iyi kötü yapabilir. Biraz daha sanatlı yahut biraz daha karalamaya olur ama olur.
Koordinasyonun amacı sermaye piyasalarını yaşanan bu krizden güçlendirerek çıkarmak olmalı değil midir?
Güdükleştirmek ve güçlendirmek karışmış gibi görünüyor.
Maalesef ve ne yazık ki; Türkiye tam da yeni dünyaya dönüşümünü finanse etmek durumundayken foncuların ve onların bürokrasideki ve siyasetteki paydaşlarının vurgunculuğunun krizine yakalandı.
Selva Tor’a atıfla söyleyeceğim devletin içine çete girmiştir. Muhsin Başkan’a atıfla da gereğini; devletin içine çete girmişse…
Fon Koordinasyon Kurulu; üyeleriyle işin sorumlusu olmanın travmasının etkisi altında kaldığından olmalı, sorunu, Türkiye’nin ihtiyaçları odağında çözecek kapasite gösteremiyor. Yatırımcı fonlardan ve piyasadan çıksın, dolara gitmesinde nereye giderse gitsin, anlayışı sergiliyor. “Çıkan bankaya gelir,” kolaycılığı ifade buluyor. Bu şartlar altında ülke daha küçük bir sermaye piyasasına mahkûm ediliyor.
Bu kusurlu bir yaklaşımdır. Sermaye piyasası küçültülerek kriz çözülmez; ancak ve sadece Türkiye’nin kendi yeni dünyasını finanse etme imkânı kısılır.
Gene de hadi diyelim ki kapasite bu… Diyelim ki iş kayıtsız biçimde öyle gidiyor… O zaman da sermaye piyasasından ettiğimiz fedakârlık nispetinde rekabetçi bir bankacılık mimarisi inşa edilmelidir.
Yahu, yeni dünyamız için hem derin ve çeşitlilikli bir piyasa hem de rekabetçi bir bankacılık lazım dememiz gerekirken, neyi demeye mecbur kalıyoruz!
Ha, bu arada faizle rekabet olmaz, dediğinizi duyar gibiyim.
Evet olmaz. Zaten benim kastım da İslami finansta ciddi ve samimi bir tecrübe ortaya koymak. Bu hususa ilerleyeceğim ama bir bağıntı kurmam lazım.
Sistem şu anda, bir biçimde mesafe koymayı başardığımız
güven ithalatına
yeniden ve daha çok dayandırılmaya gidiyor. Yabancı olumlu açıklama yapacak da yabancı para getirecek de yabancı şunu edecek bunu edecek de erozyona uğratılan güven yeniden onarılacak…Geçiniz…
Olmaz diye geçiniz demiyorum. Zaten sıkıntı olunca başlayacak, diye diyorum. Süreç sağlıklı değil, egemenlik meselesi çıkacak diyorum. Yıkarlar bu ülkeye 300 milyar dolar “temiz” para diyorum… Almıyor musun korlar kara listelere…
Geçiniz diyorum çünkü kendi kendimize güveni inşa etmek zorundayız. Güven satın almayı bırakmalıyız.
Eğer biz ithal ikâmeciysek; ne tarım ne tohum ne çelik ne de başka şey,
güvenin ithal ikâmesinden
başlamalıyız. Güveni içeride üretmeliyiz.Ey efendiler, hatta güveni, ihraç kalemlerimizin en başına yazmalıyız, falan gibi retorik peşinde değilim.
Başvurulan yollarla güven ithalatının bize maliyeti çok yüksek. Dolara en yüksek faizi, dünyada biz veriyoruz (İmarbankvari bir konumlanma bu). Mesele faiz olmaktan da çıkmaya doğru gidiyor.
Faizi paraya falan değil, yabancının güveni hikayesine ödüyoruz ama sıcak para içerimizi bile ısıtmıyor artık.
Peki, güveni nasıl inşa edeceğiz? İslami finansın burada rolü ne?
Güven için samimi reforma ihtiyacımız var. Dürüst fiyat, adil çıkış, açık sorumluluk ve işleyen hukuk için.
Bu köşeden gazetemin verdiği imkânla defalarca yazdım;
reforma finanstan başlamak lazım
diye, demekten hicap duyuyorum. Başlıklar attım, her yönüyle ele aldım. Elimden bu geldi.İşte o geciken reformun maliyetine katlandık durduk şimdi bir de krizine katlanıyoruz. Finansı Türkiye’ye hizmet ettirmeyi başaramazsak arkası daha da gelecek.
Reforma tabi tutulacak finans alanlarından birisi de İslami finans.
Katılım bankalarının adı fon tartışmalarına karışmış durumda. Devrolan da var kredileri gündem olan da… İslami finansta kime ne kredisi verilir, kime ne kredisi verilmez hala bilmiyor muyuz?
Bizim katılım bankalarından umduğumuz üretken finansal ihtiyaçlarımızı doğru seçme ve karşılamada yepyeni bir deneyim sunmalarıdır. Mudaraba, muşaraka gibi ortaklık finansmanları yapmalarıdır.
Fakat görüyoruz ki bir tane mudaraba veya muşaraka işlemi olmayıp jet kredisi veren de var yat kredisi veren de var kat kredisi veren de var. 100 milyar dolarlık aktif büyüklük oluşmuş ama bu doğru işlemlerin sayısını parmakla sayıyoruz. Bu İslami finans değil, İslam’a uydurulan finans.
İslami finans jet, yat ve kat kredisi verdiğinde değil; emeği, girişimi ve üretimi ortaklıkla finanse ettiğinde adını hak eder.
Elimizde dayanılacak bir İslami finans kalmaya doğru gidiyor.
Buraları ıslah etmeden Türkiye’nin yeni dünyasını finanse etmek mümkün değil. Başkasının yeni dünyasına pahalıya adapte oluruz o kadar.

