4 Muharrem 1435 / Beden siyaseti

00:0013/11/2013, Çarşamba
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Paris Le Grand Hotel"de, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Avrupa Birliği"nin ortak projesi olan "Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Projesi" kapsamında düzenlenen cinsiyet eşitliği sempozyumunun açılış oturumundayız.Sempozyuma Türkiye"den ve AB ülkelerinden yaklaşık 30 milletvekili, pek çok akademisyen ve sivil toplum kuruluşu ve gazeteci katıldı.Bu toplantı vesilesi ile sadece Türkiye"de değil dünyanın pek çok ülkesinde kadınların erkekler tarafından öldürülmekte olduğunu öğrendik.Uluslararası

Paris Le Grand Hotel"de, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Avrupa Birliği"nin ortak projesi olan "Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Projesi" kapsamında düzenlenen cinsiyet eşitliği sempozyumunun açılış oturumundayız.

Sempozyuma Türkiye"den ve AB ülkelerinden yaklaşık 30 milletvekili, pek çok akademisyen ve sivil toplum kuruluşu ve gazeteci katıldı.

Bu toplantı vesilesi ile sadece Türkiye"de değil dünyanın pek çok ülkesinde kadınların erkekler tarafından öldürülmekte olduğunu öğrendik.

Uluslararası sempozyumlar karşılaşma anıdır. Lakin son birkaç yıldır Türkiyeli katılımcıların zamanın bir yerinde donup kalmış söylemleri yüzünden "karşılaşma anları" ziyan oluyor.

Her türlü siyasi görüşten gençlerle ortak dil kurmak konusunda hiç zorlanmaz iken; bizden bir önceki kuşağın, zamanın bir yerinde hapis kalmış bakış açıları yüzünden; zamanın, mekanın, tartışma ortamının israf edilişine kederlenirken buluyorum kendimi.

Bu defa da öyle oldu.

Yaşı elliyi geçmiş dar görüşlü akademisyen ve sözüm ona sivil toplum örgütü mensuplarının -liberal, sosyalist, feminist olması fark etmiyor- her defasında dediğim dedik bir inatçılık ile kulaklarını tıkayıp ağızlarını sonuna kadar açmalarına maruz kalıyoruz.

Saygı kavramı dünyalarına hiç girmemiş.

Kavramsal düzeyde tartışma kültüründen yoksun oldukları için "Bana gelen bir e-posta" diye bir cümleye başlayıp "Burada şov yapılıyor" diyerek şovun öznesi olmayı, rol çalmayı, korsan konferans vermeyi Erdoğan hükümetine atılmış bir gol sanıyorlar.

Şov yapılıyor dedikleri ne derseniz, AB Uyum Komisyonu Başkanı ve proje lideri Prof.Dr. Mehmet Tekelioğlu"nun ve Kadın ve Aile Politikaları Bakanlığı"ndan Bakan Yardımcısı Doç.Dr.Aşkın Asan"ın Türkiye"de yapmış oldukları çalışmaları özetleyen konuşmaları idi.

Oysa bu konuşmalar son derece etkili oldu. Nitekim Fransız parlamenterler hiçbir ülkenin diğer ülkelere ders verecek konumda olmadığının altını çizdiler.

Peki bizim söylemi kendinden menkul feministlerimiz her vesile ile Türkiye aleyhine bir cümle kurmayı, her vesile ile herkesi "yandaş" ilan etmeyi neden eleştirel bir tutum, entellektüel bir mesafe koymak olarak anlıyor?

Cevap veriyorum: Değişen dünyayı 19. Yüzyıl"ın kavramları ile okumaya kalktıkları için.

AK Parti hükümeti tarafından başarı ile gerçekleştirilmiş olan "Haydi kızlar okula", "Dede beni okula götür" kampanyalarına iki cümle ile temas edilmesi kendisini tam gaz muhalif olarak konumlandıranları neden çileden çıkarıyor?

Cumhuriyet tarihi boyunca kız çocukları için en etkili seferberliğin AK Parti iktidarında yapıldığını kabul etmek niye bazılarına çok zor geliyor?

Feminist söylem, ufuk çizgisini Başbakan"ın günlük siyasi konuşmasına odaklanarak çizmemeli.

Devlet yatak odasına karışamaz diyenler daha önce doğum kontrol yöntemlerinin devlet eliyle organize edilişine ses çıkarmışlardı da bizim mi sağır tarafımıza denk gelmişti!

Avrupa Birliği Parlamentosu"nun çok derin bir kadın siyaseti oluşturmakta olduğunu ve bunu ısrarla "ana akım"laştırmaya çalıştığı gerçeğini görmemiz gerekiyor.

Zinhar kadınlar çalışmamalı diyen söylem ile kadınlar ille de çalışmalı diyen söylem abi-kardeş bir söylem.

Avrupa Birliği müzakerelerinde 22. maddenin konuşulmaya başlanmasını şimdiye kadar Fransa veto ediyordu. Fransa"nın vetosunu kaldırmasıyla birlikte bir sonraki 23.madde için Türkiye"nin hazırlıklı olması gerekiyor.

23. maddeden itibaren beden siyaseti konusunda Türkiye"nin zorlanacağını öngörmek mümkün.

Son olarak, AB parlamenterlerinin "kadın dostu" söylem üzerinden son derece etkin bir dil ortaya koyarken özellikle üsluplarındaki nezakete dikkatinizi çekmek isterim.

Beden siyaseti üzerine politika üretmek kaba ve hırçın bir dil ile hiç mümkün değil.