Akleden kalp: Sezai Karakoç

00:0016/01/2007, Salı
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

On yılın sonunda 11 Ocak günü gazetenin gündem toplantısına katılmak üzere İstanbul''u bastıran sise rağmen yola düştüm.Toplantıdan önce Yusuf Ziya Cömert ile Kültür Bakanlığı''nın Sezai Karakoç''a ödül vererek esasında bakanlığın kendisini ödüllendirdiğini konuştuk. Sezai Karakoç ödülü karşısında duyduğum heyecana, Yusuf Ziya Cömert şaşırdı. Öyle ya şimdiye kadar tek satır yazmamıştım Sezai Karakoç''a dair. Hiçbir yazımı beğenmeyeceğini düşündüğüm için. “Yine de yazmak lazım” dedi Yusuf Ziya Cömert.

On yılın sonunda 11 Ocak günü gazetenin gündem toplantısına katılmak üzere İstanbul''u bastıran sise rağmen yola düştüm.

Toplantıdan önce Yusuf Ziya Cömert ile Kültür Bakanlığı''nın Sezai Karakoç''a ödül vererek esasında bakanlığın kendisini ödüllendirdiğini konuştuk. Sezai Karakoç ödülü karşısında duyduğum heyecana, Yusuf Ziya Cömert şaşırdı. Öyle ya şimdiye kadar tek satır yazmamıştım Sezai Karakoç''a dair. Hiçbir yazımı beğenmeyeceğini düşündüğüm için. “Yine de yazmak lazım” dedi Yusuf Ziya Cömert. Çağdaşlar söz konusu olduğunda galiba oluşturulmuş mitleri aşarak yazabilmek iyice zorlaşıyor. Bunu yenebilmenin yolu üstadı gerçekten tanımak. İnsan tanıdıkça acaba layıkıyla anlatamadığım için kırılmış/kızmış/incinmiş midir endişesini taşımaz oluyor. Tanımak kelimesi yanlış oldu. Yani üstatlar ile aynı ortamda bulununca, hal dili bütün sözleri hayra tercüme edeceği için (tabiî tam tersi de olabilir), yazdıklarınız eksik bile olsa, üstadın şefkatine muhatap olacağınızı biliyorsunuz. Sevdiğim pek çok yazarı, şahsiyeti şimdiye kadar yazmama sebebim bu korkumdur desem bana inanırsınız değil mi? Sevgisini kaybetmeyeceğimizden neredeyse emin olduklarımızı, ya da aramızda sevgiden yana bir köprü kurulmasını beklemediklerimizi daha kolay yazıyoruz galiba.

Gündem toplantısının benim için ne kadar öğretici olduğunu şimdilik parantez içine alarak, toplantının sonunda karşılaştıklarımı anlatmak istiyorum. Mustafa Karaalioğlu, Hamit Can ile birlikte Sezai Karakoç''a gidiyordu. Hayatımda ilk defa adeta bir çocuk inatçılığı ile, “ben de sizinle geleyim” dedim. Şimdi düşündüğümde bu ısrarı nasıl yapabilmiş olduğuma şaşırıp, utanarak yazıyorum bu satırları. Karaalioğlu üstada karşı nezaketsizlik olacağını, benim için ayrıca randevu almak gerektiğini söyledi. Hayır hayır randevu filan derken yine bir aksilik olurdu. Yıllardır öyle olmamış mıydı. Kah kadınları kabul etmez sansürüne takılmıştım, kah bu sıralar kimseyi kabul etmiyor sansürüne. Üçüncüsünde ise neden bilmiyorum ben kendim Derin Apt. kapısından geri dönmüştüm. Dördüncü defa bir aksilik ile karşılaşma riskini göze alamayarak sanki yokmuşum gibi oturmaya söz verdim. Randevu filan almaya gerek yoktu. Hamit Can da ruhsat verince Sezai Karakoç''un huzurundaydık işte.

Diriliş Yayınları''nın kitap kokulu odasında Sezai Karakoç ile önce Kültür Bakanlığı''nın verdiği ödül üzerine konuşuldu. Tam tahmin ettiğim gibiydi. Ne ödülü fazla önemsiyordu ne de küçümsüyordu. Sonra sıra İskele-Sancak programına geldi. Şairliğinin değil, düşünce cephesinin Diriliş Hareketi''nin merkeze alınmasını istiyordu. Karaalioğlu Ortadoğu hakkında ne düşündüğünü sorunca yıllardır acil çözüm üzerine konuşulduğunu, gerçek acil çözümün, ise kalıcı çözüm olduğunu, kalıcı çözümün ise, İslam coğrafyasında aydınların başlatacağı birlik hareketi içinde mümkün olduğunu söyledi. Mesela dedi öğretmenlerin yaz tatilinde İslam coğrafyasında bir aylık programlar çerçevesinde oradaki kültür ortamına dahil olduğunu düşünün. Siyasetin yapamadığını halklar yapar. Kaynaşma önemlidir.

Yusuf Kaplan, geçen Cuma Sezai Karakoç''u merkeze alan yazısında İslam medeniyetinin tek şiir medeniyeti olduğunu ifade etmişti. Sezai Karakoç''un Diriliş Hareketi şiiri merkeze alan bir duyarlılık hareketi. Makyavel''den bu yana ahlaktan boşandırılmış olan siyasete Sezai Karakoç bir kalp yerleştirmeye çalıştı yıllarca. Akleden kalp.

Tv seyretmeme perhizimi İskele-Sancak programında sanatı ve düşüncesi ile misafir edilecek olan Sezai Karakoç için bozdum bu defa. (Genellikle misafir olduğumda bozuluyor perhizim)

Keşke program bir defalık daha erken başlamış olabilseydi.

Günlük siyasete değil de, sanata ve felsefeye odaklanmış İskele-Sancak''ın bu defa çok farklı seyircileri vardı. Nereden biliyorum? Kendimden. Ama hiçbirimizin evinde raiting ölçen alet olmadığına göre Kanal 7 yöneticileri yanılmasın sakın!

Cuma akşamı “hepimiz” Kanal 7 idik. Özellikle Bedri Mermutlu''nun Tanzimat aydını Şinasi, Meşrutiyet aydını Ziya Gökalp ve modern Türkiye Cumhuriyeti aydını Sezai Karakoç''un medeniyet tanımına getirdikleri farklılıklar üzerinden yapmış olduğu analizden çok istifade ettiğimi söylemeliyim. Mermutlu, üç ismin de şiir yazdığına dikkat çekerek şiirlerinin yayınlanışları arasında 50''şer yıllık mesafe olduğu üzerinde özellikle durdu. Şinası şiirini 1860''da, Ziya Gökalp 1910, Sezai Karakoç ise 1960''da yayınlıyor.

Şinasi dinsiz, dolayısıyla medeniyeti dinin yerine ikame etmeye çalışıyor. Ziya Gökalp, Şinasi''nin dinin yerine medeniyeti ikame etme anlayışından rahatsız olarak dinin ve medeniyetin ayrı alanlar içinde varlıklarını sürdürdüklerini ispat etmeye girişiyor. Sezai Karakoç ise Ziya Gökalp''in ayrı ayrı alanlarda varlıklarını sürdürdüklerini söylediği din ile medeniyeti tek varlık olarak toplamaya çalışıyor. Sezai Karakoç''un medeniyeti Vahdaniyet Medeniyeti.

19 Şubat''ta verileceği ilan edilen ödülden bu yana her yaş ve her kesim Sezai Karakoç''un şiirlerini “ey sevgili en sevgili diyerek” birbirine armağan ediyor, medeniyet tartışmaları yapıyor. Evet en ihtiyaç duyduğumuz anda geldi bu ödül. Sezai Karakoç''a değil bize geldi.

Bu vesile ile Kültür Bakanı Sayın Atila Koç''a ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Sayın Mustafa İsen''e, “gören göz” oldukları için şükranlarımı sunuyorum.

Nobel Edebiyat Ödülü''nde tek ses olamayan Türkiye, Kültür Bakanlığı Ödülü''nde tek ses oldu. Güzel olanda buluşmak edebi kamunun verimine işaret. Dileriz bu güzellik edebi kamuya can suyu olur.