
8 Ocak 2011 sabah 10 uçağı ile Ankara''ya uçacağız. Hava buz gibi. Bot giymek yerine ayakkabı giydim. Çünkü belim rahatsız, havaalanında güvenlikten geçerken botları/çizmeleri çıkarıp giymek beni fena halde hırpalıyor. Buz gibi havaya rağmen ayakkabı giydim.
Bel rahatsızlığına uğradığımdan bu yana ayakkabı almak en büyük sıkıntım. Tabanı esnek olacak üst kısmı esnek olacak vs. Bunları niye anlatıyorum. Yaklaşık on yıldır hep aynı tarz ayakkabı giyiyorum. On yıldır Türkiye''nin ve dünyanın değişik yerlerine üç mevsim bu ayakkabılar ile gittim.
Fakat cumartesi günü o sıra benimle ilgilenmesi gereken kadın görevlinin işi olduğu için, ERKEK polis yüzünde tuhaf bir ifade ile ayağındakileri çıkar dedi. Hayır, ayağımdakiler bot değil. Ayakkabı. Israr etti. Hâlbuki birinci geçişten geçtim. Beni araması gereken kadın polis ayakkabı olduğunu gördükten sonra tamam dedi. Ama ERKEK polis ısrarla ayakkabılarımı çıkarmamı bekliyor. Sebep tabanı yüksekmiş, tabanına patlayıcı koymak mümkünmüş. Peki, bu tabana patlayıcı koyma tehlikesi yeni mi ortaya çıktı? HAYIR. ON yıldır bu ayakkabıları giydiğime göre neden şimdiye kadar bu kural uygulanmadı?
Yanlış anlaşılmasın.
Her türlü güvenlik tedbirine vatandaş olarak uymak boynumun borcu. Lakin kuralları uygulayanların daima ve herkese aynı kuralları uyguladığından emin olmak istiyorum.
Güvenlik ilkelerinin bunu uygulayan memurlar tarafından adamına göre yorumlanmasından şikâyetçiyim.
Bu konuda bir polis ile takışmışlığım bile var. Başörtüsü konusunda pozitif ayrımcılık yaptığı için. Arabanın içinde başörtülü kadın görünce geçiş izni verilmesine karşı çıktım. Tabiî hem başörtülü hem de başörtülülere pozitif ayrımcılık yapılmasına itiraz eden bir kadın ile karşılaşınca aklımdan zorumun olduğuna kanaat getirdiler. Onların bu kanaate varmaması için gazeteci olduğumu söyleyebilirdim. Ama gazeteci olduğumu söylediğimde karşılaşacağım tepki hakiki tepki olmayacağı için asla söylemiyorum.
Neyse tekrar Atatürk Hava Limanı''na dönelim.
İtirazımı şeflerine dile getirdim. Fakat muhatabımın durmadan aynı şeyi tekrarladığını görünce ısrarla bakın dedim ben ayakkabılarımı çıkarırım. Ama bu adamına göre muamele olmamalı. Adamına göre muamele güvenlik zafiyetini doğurur. Cevap estek köstek.
Nazife Şişman ile beraberiz. Dedim ki, Eğer Ankara''dan İstanbul''a dönerken ayakkabılarımı çıkarttırırlarsa tamam güvenliğin çok sıkı bir şekilde uygulandığına şahit olmanın huzuru içinde, sabahki itirazımda hiç haklı olmadığıma kanaat getirerek, buna değinen bir yazı yazacağım.
Ama eğer Ankara''dan dönerken ayakkabılarım ayağımdan çıkarılmaz ise sonuna kadar haklı olduğumu test etmiş olacağım.
Sonuç ne oldu dersiniz? Dönüş yolunda hiç kimse ayakkabılarım ile ilgilenmedi.
Şimdi bu durumda, sabah başka uygulama, akşam başka uygulama ile, memurların güvenlik meselesini kendilerince “yorumlama” gibi bir tavır sergiledikleri ortaya çıkmıyor mu?
Nitekim sabahleyin şeflerine adamına göre muamele olmaz, ilkeleri tam ortaya koymanız gerekiyor dediğimde; adamına göre muamele olmadığını ispat etmek için başı açık kadınlar da bizim başımız açık olduğu için böyle davranıyorsunuz diyorlar dedi.
Derler. Çünkü bir öyle bir böyle “güvenlik tedbiri ile karşılaşınca…İnsanın aklına başka bir şey gelmiyor.
Korku sosyolojİsİ
Gazetemiz köşe yazarlarından Prof.Dr.Yasin Aktay''ın iki kitabı çıktı. Tarih Bozumu ve Korku ve İktidar.
Korku ve İktidar''dan bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.
Aktay Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü''nde “Duygu Sosyolojisi” üzerine dersler veren Prof.Dr. Nükhet Sirman''ın bazı insanların bazı insanlardan korkmasını analiz eden yorumlarına yer vererek, korkanların “anne kucağına” sığınırken, kendisinden korkulanların korkunun nesnesi haline gelmesine dikkat çekiyor.
Türkiye''de “merkez medya”, “korkan”ların korkularını merkeze alarak muhalif bir dil oluşturmaya, hükümetin icraatını “korkan”ların algısı üzerinden denetlemeye çalışıyor.
“Korkan”ların baskın bir söylem ile korkulan kişiyi tekinsiz kimlik içine hapsetmesine, her türlü insani hakkının elinden alındığı gerçeğine, gözlerini yumarak mukabele ediyor laikçi liberaller.
Korkanlar neden korkuyor?
Yasin Aktay şöyle diyor: “Birileri başörtüsüne özgürlük istiyorsa herhalde başkalarının başını zorla örtmeyi değil, sadece kendi başını özgürce örtmeyi istiyor. Din eğitimi istiyorsa başkalarının çocuklarını zorla eğitmeyi değil, kendi çocuklarına istediği eğitimi aldırmak istiyor.”
“Çünkü çok korkuyoruz” söylemi üzerinden hegemonya kuranların tam da yavuz hırsız ev sahibini bastırır bir halleri yok mu?
İran örneği diyeceksiniz… Ama “burası” İran değil. Laikçi liberaller, Türkiye''nin özgürlükler ülkesi olmasını, sadece kendi özgürlüklerinin teminat altına alınması olarak yorumlamaktan kurtuldukları zaman Türkiye, Türkiye olacak.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.