
Cuma günü "Gezi eylemine" destek veren üç farklı kesimden kadının mektubunu paylaştım. Pazartesi günü "Gezi eylemi" üzerinden kuzeni ile kaşı karşıya gelen bir mimarın mektubunu.(Sırada onlarca mektup var. Ancak bir süre yayınlamayı düşünmüyorum.)
Mektupları paylaştım paylaşmasına ama yemediğim hakaret kalmadı. Ortacı olmakla suçlayanlar, hükümeti eleştirmekten korktuğumu söyleyenler. Neden şunu yazmıyorsun neden burada değilsin diye hesap soranlar.
Faşizmden dert yananların en faşist söylemi kullanıyor oluşuna şahadetim yazık ki yeni değil.
Eleştiri kültürü yok. Ama denetleme kültürü gırla gidiyor.
Durum bu merkezde diye duyguların mütercimliğinden vazgeçmeyeceğim.
Hükümet der ki: "Dış güçlerin ülkemiz üzerinde emelleri vardır."
Dün vardı yarın da olacak.
"Gezi eylemlerinde provokatörler rol çaldı."
Provokatörler her sahnenin gerisinde üç harflilerden daha hızlı ve becerikli bir şekilde daima hazırdırlar.
Sorun sahnenin ne zaman ve niçin kurulduğunda.
Ve sorun bağışıklık sistemimizi güçsüz bırakan organizmalara karşı, romantizm ile şiddet arası bir söylem kurmakta.
Bağışıklık sistemi güçlü bir bünyeyi, salgın hastalıklar kolayına yere seremez. Ama bağışıklık sistemi çökmüş bir bünyede sivrisinek ısırığı ölüme sebebiyet verir.
"Medya orantısız haber yaptı."
Evet. Önce tutuk davrandı sonra bu tutukluğunu orantısız muhabbete çevirdi. Çevirir.
Vallery"nin muhteşem bir sözü vardır. Der ki, devlet güçlü olursa bizi ezer, güçsüz olursa biz ölürüz.
Devlete mesafemi bu sözden daha iyi anlatan bir cümle yok benim için.
Devlet halkını kuş gibi sevmeli. Kuşların kanatları vardır uçmak ister.
Devlet halkını kuş gibi sevmeli. Uçmasına engel olmadan, kafese koymadan.
Ama kuşlar da cins cins. Atmaca ile kanarya yan yana durursa. Kanaryayı korumak da devletin görevi.
Gazetede yazmaya başladığım günden bu yana duyguyu duyguya tercüme etmeye çalıştım.
Evet, duyguyu duyguya tercüme etmek. Yazarın görevi budur. Benim gazetecilik anlayışım çoğunluğun anlayışına uymuyor. Bunun farkındayım. Farkındayım ve bu farkı korumaktan yanayım.
Sadece bizim ülkemizde değil bütün dünyada daima bazı şeyler görünür. Bazı şeyler haber değeri taşır. Ve kameralar istediğini büyütme istediğini yok sayacak kadar küçültme iktidarını daima elinde bulundurur.
Taksim eylemlerine hangi görüşten olursanız olun sadece size yakın medya üzerinden bakmamanızı tavsiye ediyorum. Böyle bakarsak kalbimiz körleşir, bakışımız bulanır.
Yazar güçsüzlerin, kimsesizlerin sesini, duygusunu güçlülere, muktedirlere tercüme etmek zorundadır. Niye ısrarla, inatla tercüme kelimesini kullanıyorum. Çünkü tok açın halinden anlamaz. Anlaması için birinin ona anlatması gerekir. Bu anlatma faaliyetini tercüme etmek olarak nitelendiriyorum.
Bir insanı bir insana anlatabilmek için önce geldiğimiz yeri, bulunduğumuz yeri, varacağımız yeri hatırlatmamız gerekiyor.
"Kâinat büyük bir insandır, insan küçük bir kâinat." Türk İslam Felsefesi derslerinde en sık duyduğumuz önerme idi. Değerli hocalarımız Prof.Dr.Nihat Keklik ve Doç.Dr. Mahmut Kaya her vesile ile bu önermeyi tekrarlar bu vesile ile öğrenciler olarak bizi birbirimizden mesul hale getirmeye çalışırlardı.
Bizim kuşağın mayası mesuliyet üzere çalınmıştır. Mesuliyet duygusu hayatı anlamlandırmada en temel duygudur. Mesuliyet duygusu sadece insanda değil bütün canlılarda var olan bir duygudur. Sufiler bitkilerde bile mesuliyet duygusu olduğuna inanır.
Taksim direnişinden herkes kendi zaferini çıkarmaya çalışıyor.
Hangi zafer! En çevreci, çepeçevreci duyarlılık olarak dünya tarihine adımız sisler içinde yazıldı. Ölümüne çevreci diye bir deyimimiz var artık. O deyim boğazımızda yumruk, kalbimizde keder olarak kayıtlı kalsın.
Gezi Parkı eylemi imaj yönetimi olarak artık imkânsızın bahçesinde.
O halde hakikat ile yüzleşmeyi göze alalım.
Tekrarlamakta fayda görüyorum: En önemli meselemiz kıvam meselesi.
Orantısız şiddet ile orantısız muhabbet arasında kıvam tutturmakta zorlanıyoruz.
Gezi eylemine katılan 16-21 yaş çocuklarının diline dikkat ediniz. Dilleri sosyolojik değil olabildiğince psikolojik bir dil. Alınmışlar. Alınmışlar ve küsmüşler. Kime? Ülkenin Başbakanı"na.
Arabasının arkasında taşıdığı ürünlerle çocukların gönlünü alan, öncelikle çocukların Başbakanı olmayı hedefleyen Başbakan kendisine küsen çocuklarla ne yapacak?
Oy verme yaşını 18"e indirmeye çalışan Sayın Başbakan kamusal dilinin mesafesini ve muhabbetini yeniden gözden geçirmek durumunda.
"Başbakan"a küsen çocuklar" ile "Başbakan"a küsen çocuklara küsen çocuklar" ayırımından ülkeyi kurtarmak için bu şart.
Kamusal alanın dilini küsme/alınma/kırılma dilinden kurtarmamız gerekiyor. Mesafe, eleştiri,saygı ve talep kültürünü oluşturmak zorundayız.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.