
30 Mayıs 2013 "Dijital Demokrasi Çağı"na girdiğimizi idrak ettiğimiz tarihtir. Bunu unutmamak üzere not alalım.
"Dünyanın gözü"nün "kem göz" olarak üzerimize kilitlendiği tarihtir.
"Kem göz sahibine zarar" diyerek "Dijital Demokrasi Çağı"nın olmazsa olmazı olan "talep kültürü"nü hep beraber inşa etmek zorunda olduğumuza dikkatinizi çekmek isterim.
Masum başlayan bir eylemi kendi kâr hanesine kaydetmek için sokaklarımıza freni alınmış arabalar salındığı gerçeğini görelim ve arabaları durdurmaya kalkmayalım. Yavaşça kenara çekilelim. Kenara çekilmiş iken kendimizi duyarlılık testinden geçirelim.
Nitekim AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Sayın Hüseyin Çelik, AK Parti İstanbul İl Başkanı Sayın Aziz Babuşçu, Kuzey Afrika gezisinde dönen Sayın Başbakanımızı iddialı bir şekilde karşılamak isteyen gençlere itidal çağrısında bulunarak sakinlik mayası çalmaya çalıştı.
Dijital Demokrasi için gerekli olan "talep kültürü"nü sağlıklı bir şekilde inşa etmek için bize en uzak kesimleri ve bireyleri dikkatle dinlemeyi başarmamız gerekiyor.
Dinlemek dedim de…
Bendenize gelen üç mektubu dikkatinize sunuyorum.Üçü de kadın.İlk mektubun sahibi yaşını söylüyor mektubunda.Diğerlerinin yaşı net değil.Ama satırları yaşlarını ortaya koyuyor.
Bu üç mektup "gezi eylemi"nin kadınlar cephesinden ruhunu okumamız için çok çarpıcı üç örnek. Satır aralarına dikkat ediniz lütfen.
Günaydın sayın Fatma Barbarosoğlu, umarım sıhhattesinizdir.
Sabah sabah daha gazetelere bile bakmadan televizyondaki haberlere dayanarak bir konuyu size yazmak istedim. Aslında Başbakanımıza nasıl ulaşırım diye düşündüm, aklıma sizinle dertleşmek geldi. Konu Taksim gezi parkının yerine topçu kışlasının yapılması:
45 yaşındayım, üniversite mezunuyum ve doğma büyüme İstanbulluyum. Ancak o parkın içinden sanırım 1 kez geçtim, oturmadım bile ama bugün televizyonda bir ağacın en canlı, yapraklarının dolu dolu ve kıpır kıpır haliyle sökülüşünü gördüğümde içim acıdı. 64 yılında Yugoslavya"dan göçmen olarak gelmiş bir ailem var. Komünizmden arkalarına bakmadan kaçtıkları için, çok bahsetmeseler de nasıl içimize işlemiş bilmiyorum üniversitede bütün arkadaşlarım sol eğilimli olmasına rağmen sağdan hiç şaşmadım ve bu hâlâ da böyle. Sayın Başbakanımızı da severim. Her yaptığı doğru olmayabilir, "beşer, şaşar" malum. Ama hiçbir şey yakmadıysa da o sökülen ağaçların ahı başını yakar diye korkuyorum. Konuya çok vakıf değilim ama bu bina, yeşil alanı betonla kaplayıp çevrenin trafik yükünü arttıracak, ısınma ve temizlik maliyetleriyle daha büyük masraflar çıkarıp çevreyi kirletecek diye düşünüyorum. Ayrıca orijinal tarihi eserler gerektiği gibi korunamazken kopya bir esere gerçekten ihtiyacımız var mı? Bu parkı fuhuştan, içki içenlerden, tinercilerden kurtarmaksa düşünce; çözüm bu olmamalı diye düşünüyorum.
Ben çok şükür Tarabya"da oturuyorum. Birkaç km ötesi Emirgan, berisi Belgrad ormanı, aşağısı Sümer korusu ve evlerin çevresi de hep ağaç ama Taksim öyle değil. Ayrıca burada eylem yapanlar 1 Mayıs"taki gibi iş olsun diye, sorun çıksın diye eylem yapan kişiler değil, gerçekten insanın içi acıyor.
Selam Fatma Hanım,
Sizin okuyucunuz değilim. Annem ,babam,dedem ,halam sizi çok iyi takip eder.Onlara tepkimden belki sizin tek bir satırınızı okumadım.Niye bana yazıyorsun diyebilirsiniz.Yazmak istedim sadece.Fazla izaha gerek var mı?
Çocukluğum Erbakan"ın mitinglerinde geçti. O zamanlar hiç hoşlanmazdım. Evde çizgi film seyredecek iken ya annem ile bir toplantıya götürülürdüm ya da babamın omzunda Erbakan sloganı atardım.O yüzden mi bilmiyorum Cuma günü kendimi "Gezi"de buldum.Arkadaşlar sahneyi CHP"ye bırakmayalım gidiyoruz dediler ben de kendimi aralarında buldum.
Eylem koyduk. Sizin dijital demokrasi yazınızı görünce belki tahlilleriniz için katkı sunarım diye düşündüm.
Merhaba Fatma Hanım,
Öncelikle kendimi siyasi görüş olarak tarif etmem imkânsız gibi. Çocukluğumda teyzelerim sayesinde belki de en berrak, en temiz şekilde dinini öğrenmiş, öğrenmeye çalışmış olan ben, Siyasalda da yoğun bir "sol" eğitim almış bulunuyorum. Öyle ki Küba derken, komünizmi anlatılırken gözleri yaşaran, "bizleri kesecekler" paranoyasıyla anlatması gereken tarih dersini bile anlatamayan hocalarımız olurdu. Arada kalmakla kastım biraz da buydu sanırım. Ben kendi çapında dini vecibelerini yerine getirmeye çalışan ama öte yandan asla AKP"y oy ver(e)meyen biriyim. Hocam, ben başı kapalı teyzemin okuluna gitmek için başını açma sürecine çok yakından tanık olmuş, okulda tahtaya Bakara suresinden bir ayet yazılarak nasıl "dalga" geçildiğini de görmüş biriyim. Tüm bunlara rağmen kendimi "tüm yaşamlara saygılıyız", "ben bu milletin hizmetkârıyım" diyen bir lidere yakın göremiyorum. Neden?
Kendimi hiç güvende hissedemiyorum bu ülkede, bir şey yazarken, söylerken ne olacağını kestiremiyorum. Bu belki eskiden de böyleydi, bizler çocuktuk bilemiyorduk. Ama mağdur olmuş, zulme uğramış, susturulmuş ve sonra iktidara gelebilmiş olan bu hükümetin bizler için (biz çapulcu değiliz, marjinal hiç değiliz, sadece inanmak, güvenmek isteyen arada kalmışlarız) yapabildikleri bunlar mı? Bu eylemler insanların küçümsemeye çalıştığı gibi 3-5 ağaç için değil, o biraz bardağı taşıran son damla oldu sanırım. Ki kendine dindar diyen insanların kapitalizmin çarklarına böylesi kendilerini kaptırmış olmaları da en basit ifadeyle üzücü. Çok mu lazım oraya topçu kışlası ya da avm ve hatta müze? Başka hiç mi yer kalmadı? Neden bizlerin bu kadar "dolduğumuzu" anlamadı, anlamıyorlar?
İşin bu taraftan algısı, biraz da artık "diğerlerinin" yaşam haklarına saygının gösterilmediği şeklinde. Biliyorum dinen kürtaj yasak, ama siyasal iktidar bunu nasıl yasaklamaya kalkabilir ki, tamam olay benim bedenim diyebilecek kadar basite indirgenemez, ama tecavüze uğrayanın bebeğine devlet bakar, Bosna"daki kadınlar doğurdu vs diyebilecek kadar da insan ruhunu aşağılayabilen bir söylem olabilir mi? Ne şartlarda insanlar hamile kalıyor, bunu Başbakan bilmiyorsa yanında kimse de mi bilmiyor, bu konuda karar verecek olan devlet midir, hükümet midir, bir siyasi parti midir? Neden kabul görmüş, consessusa varılmış olan böylesi bir konu bile karıştırılıyor?
Sonra sezaryen kötüleniyor... Ben de uzun süre sancı çekip, sonra doktorunun korkutması ile feryat figan sezaryen istiyorum diyen biriyim, ki son ana kadar aklımda hiç sezaryen yoktu. Yani bunun suçu annelerde mi? Çok küçük bir kesimdir bence hiç aklında normal doğurmak olmayan kadın. Pek çoğu doktorlarının yönlendirmesiyle bu yolu tercih ediyor. Bu konuda gerçekten bir şeyler yapılacaksa, Sağlık Bakanlığının kendi personeli üstünde yapması gerekmez mi? Neden kadınlar suçlanıyor?
Yıllardır 3 çocuk doğurmamız buyruluyor, peki bunu buyuranlar çalışan kadınları düşünüyorlar mı? 6 ay doğum iznine Çalışma Bakanı bile karşıyken, kendi Daire Başkanlarımız personel seçimini hep erkeklerden yana kullanırken, genç uzmanlar da genellikle önemsiz daire başkanlıklarına veriliyor. Bu konuda algı şu; kadınlar çalışmasın. Daha ötesinde bir şey akla gelmiyor ne yazık ki.
4+4+4 sistemi getiriliyor. Eğitimciler, pedagoglar, anneler-babalar endişeleniyor, itiraz ediyorlar. Bir yıl geç okula göndermek için rapor alan aileler Başbakan tarafından suçlanıyor. Peki neden bizim endişelerimiz dinlenmiyor da bir bürokratın kimseye sorma, danışma lüzumu görmeden, öncesinde okulları ona göre dizayn edip, öğretmenlere gerekli hizmet içi eğitimi vermeden böylesi önemli bir konuda bir nesil feda ediliyor?
Alkolle ilgili düzenleme yapılıyor. Niye? Kazalar azalacakmış, taşkın gençliğe iyi gelecekmiş, aile içi şiddet önlenecekmiş. Gerçekten mi, amaç bu mu? Buysa Başbakan neden dinin gereğini yapıyoruz diyor. Bu, insanları daha da korkutmuyor mu, güvensiz hissettirmiyor mu? Git evinde iç deniliyor, evinde içen karısını dövmeyecek mi? Nihayetinde hiç inandırıcılığı kalmıyor.
Uludere, Reyhanlı, yapılan ihalelerden bahsetmiyorum. En nihayetinde şunu söyleyebilirim; dinlenmeyen, görmezden gelinen, günbegün çok öncesinde anlaşılmış, toplum için hiçbir sorun olmayan konular hiçbir açıklama yapılmadan, hiçbir şey anlatılmadan, "ben karar verdim, yapılacak" mantığıyla değiştirilmeye çalışılması ya da değiştirilecekmiş gibi bir hava oluşturulması insanlarda güvensizlik yaratıyor. Ve konuşamayan, derdini anlatamayan kesimi de "artık yeter" noktasına ulaştırıyor. Sonunda ateşi ağaçların fitillemiş olması olayın, yaşananların küçümsenmesine yol açacak, medya ve siyasiler söylemleriyle ne yazık ki olan biteni anlamaya çalışmak yerine, marjinalleştirmeye çalışacaktır. Artık aklıselim insanlar duyulmuyor ve insanların elinde de kala kala bu kalıyor, sivil itaatsizlik.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.