Diyarbakır-Yozgat/Bana cümleni söyle!

00:004/10/2013, Cuma
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

I-"Açılan" pakete, açılmış yüzlerce ağzın eşlik edeceğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok.Fakat söyleyecek bir şeyleri olanların açtıkları ağız ile, "açtı ağzını yumdu gözünü" edasında ağzını açanların tavrına aynı yerden muhatap oluyoruz. Ekrandan.Ekran daha çok bağıranın, boş konuşanın, yumruk sallayanın zafer meydanı.Söyleyecek sözü olanlar...Esas derdimiz tam da burasıdır. Söyleyecek sözü olanların sayısı her geçen gün azalıyor. Söylenecek söz de azalıyor işin kötüsü.Söylenecek söz

I-

"Açılan" pakete, açılmış yüzlerce ağzın eşlik edeceğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok.

Fakat söyleyecek bir şeyleri olanların açtıkları ağız ile, "açtı ağzını yumdu gözünü" edasında ağzını açanların tavrına aynı yerden muhatap oluyoruz. Ekrandan.

Ekran daha çok bağıranın, boş konuşanın, yumruk sallayanın zafer meydanı.

Söyleyecek sözü olanlar...

Esas derdimiz tam da burasıdır. Söyleyecek sözü olanların sayısı her geçen gün azalıyor. Söylenecek söz de azalıyor işin kötüsü.

Söylenecek söz neden azılıyor?

Yıllar içinde söylenecek sözünü çoğaltanların sadece "Diyarbekir odaklı " olduğunu pek çok vesile ile duyuyoruz.

Evet son yirmi yılda Kürtler sanatta, siyasette öne çıktı.1928 öncesinde kalmış olan Osmanlı âlimleri, Kürt kimlikleri üzerinden hatırlanarak eserleri Latin harfleri üzerinden nazara verildi.

Tam da bu noktada sormamız gereken soru şu:

Diyarbekir yükselirken Yozgat neden yerinde sayıyor?

Siyasetin lokomotifi daima sanattır.

Cumhuriyet tarihi boyunca ve günümüzde yazarların ve şairlerin doğum yerlerine bir bakınız. Ne kadar çok Diyarbekir doğumlu şair ve yazar vardır. Ziya Gökalp"ten Sezai Karakoç"a onlarca yazar ve şair var.

Ve bunlar sadece Diyarbekir"in değil Türkiye"nin şairi olarak binlerce kişinin zihninde cümleleri, mısraları ile kayıtlı durmaktadır.

Birkaç yıl önce yazmıştım. Yozgat doğumlu Abbas Sayar"ı Yozgatlılar ne kadar tanıyor diye.

Oysa Abbas Sayar çok iyi bir romancıdır. Şimdi romanlarını arayın da bulun hele...Türk Dili ve Edebiyatı öğrencileri dahi bihaber.

Ontolojik duruşunu milliyetçilik üzerinden ifade eden çevreler; "Kürtler geliyor bölüneceğiz" korkusunun içine kendilerini hapsederek, tek ayak üstünde konuşlanıp lüzumsuz bir yorgunluğa razı olmayı, erdem sandılar.

Ortaya çıkan netice: Aşırı yorgun, sıfır üretim.

Türk milliyetçileri geçmişin birikimini günün ihtiyaçları üzerinden güncellemek konusunda hiçbir gayret sarf etmiyor. Çağı anlamaya çalışmak yerine "bunlar bunlar" diye parmak sallayıp şikâyet ederek, "siyaset" yaptıklarına kendilerini inandırmaya çalışıyorlar.

Allah selamet versin değerli Hocam prof.Dr. Nihat Keklik ondan bundan dip not düşerek makale yazanları eleştirmek için, "O dedi bu dedi bunun adı dedikodudur ilim değildir" derdi. "Bütün bu aktarımları dedikodu olmaktan kurtaracak olan şey şimdi senin ne söylediğindir. Bana cümleni söyle."

Muhalefet için tekrarlamamız gereken tam da budur: Bana cümleni söyle!

II-

Cumhurbaşkanı genel sekreteri Prof.Dr. Sayın Mustafa İsen, 8.Uluslararası Türkiyat Kongresi"nin açılışında yaptığı konuşmada akademisyenleri Türkoloji"nin sahasını genişletmeye çağırdı:

"Orta Asya, Türkiye ve dünyadaki gelişmelerle ilgili olarak mesleğimizin tadını çıkaracağımız bir evrede yaşıyoruz. Türkoloji"yi açalım, genişletelim. Çok daha farklı alanlarda icra edebilecek bir noktaya taşıyalım. Böylece geleceğe yönelik çalışmalarda Türkoloji"yi çok iyi bir enstrüman olarak kullanabiliriz."

Oysa milliyetçiler ne vakittir geleceğe, sadece korkulanın gelmekte olduğu endişesi içinde bakıyor. Heyecanlarını; ilim üretme sanat üretme gayretini kaybettiler. Yunus Emre Enstitüleri için Orta Asya"ya gönderilecek şahıs bulunamıyor mesela.

Türk milliyetçilerinin, bütün cümleleri geçmişin zafer dolu dönemlerine ait.

Geçmiş geçti.

Gelecek çoktan geldi.

Her şey tam da "şimdi" ve "burada".