Durumdan vazife çıkarmak ya da menzili hiç terk etmemek…

00:0017/06/2013, Pazartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Benim görevim, gördüğümü, sezdiğimi, fark ettiğimi ortaya koymak. Bir sosyolog olarak taarruz ya da savunma ile vazifeli değilim. Kuş uçar, at koşar, sinek vızıldar.Toplumsal konuları görebilmek için her dem idman üzere olduğumuzu, ekran başı iş tutanlara anlatabilmenin imkânsız olduğunu elbette biliyorum.Ama bendenizi yeni okumaya başlayanlar için şu bilgiyi paylaşmama müsaade ediniz lütfen.Moda üzerine araştırma yaptığımda herkes dudak büktü.Tesettür modası kavramına itiraz ettiğimde camianın

Benim görevim, gördüğümü, sezdiğimi, fark ettiğimi ortaya koymak. Bir sosyolog olarak taarruz ya da savunma ile vazifeli değilim. Kuş uçar, at koşar, sinek vızıldar.

Toplumsal konuları görebilmek için her dem idman üzere olduğumuzu, ekran başı iş tutanlara anlatabilmenin imkânsız olduğunu elbette biliyorum.

Ama bendenizi yeni okumaya başlayanlar için şu bilgiyi paylaşmama müsaade ediniz lütfen.

Moda üzerine araştırma yaptığımda herkes dudak büktü.Tesettür modası kavramına itiraz ettiğimde camianın saygın ağabeyleri karşı çıktı. Moda önüne kattığı her şeyi imha eder dediğimde, Ne yani sen bizim kızlarımızın Rabiatül Adeviye mi olmasını istiyorsun diye isyan ettiler. Tesettürlü kızların şık olmasına dairdi bütün söylemleri. Şimdi bu "ağabeyler" instagram kuşağına şaşırarak bakıyor…

Moda Ve Zihniyet, doktora tezim. Arkasından İmaj ve Takva"yı, Şov ve Mahrem"i yazdım. Şov ve Mahrem"in yayın tarihi 2006. Görme ve Görünme hiyerarşisinin değişmesi üzerinden baktım giyim kuşam meselesine.

Mesele görüşlerimin ses getirmesi meselesi olsa idi art arda çıkan tesettür-moda dergilerinin söyleşi taleplerini olumlu karşılamam gerekirdi. Görsel ve yazılı medyanın moda üzerine hiçbir söyleşi, görüş, program talebini kabul etmiyorum. Kabul etmem demek, orada kalmam demek olur. Görme ve görünme hiyerarşinin değişmesini merkeze almadıktan sonra; giyim kuşam meselesi üzerine konuşmak "kadınlar böyle giyinmesin" şikayeti ile "yakışıyor haspaya" savunusu arasında sıkışmaya mahkumdur. Söyleyen söylediği ile kalır. Analizin olmadığı sadece şikayetin olduğu yerde, en şikayet ettiğimiz durumların yayılmasına katkıda bulunmuş oluruz. Kadınlar üzerine yazan dindar erkek yazarların anlamadığı tam da budur!

Ülkesinden, çağından sorumlu bir sosyal bilimci ve edebiyatçı olarak hızla değişen toplumu anlamak için çaba sarf etmek zorundayım.

Değerli arkadaşım Nazife Şişman ile 1990"lı yılların sonunda Kamusal Alan üzerine çalışmaya başladığımızda - ki bu çalışma Kamusal Alanda Başörtülüler ismi ile nehir söyleşi olarak yayınlandı- tuhaf bir tepki ile karşılandık. Hatta pek saygın liberal profesörlerimiz derslerinde kim ki bu kendisiyle söyleşi yapılıyor demeye kadar götürdü işi. O sıra bunu yazı konusu yapar ve kitabımızın "görünmesine" ve "ses" getirmesine katkı sunabilirdim. Hayır. Sustum.

Derdimiz zamana yenik düşmeyecek, ama zamanı anlamayı sağlayacak cümleler kurabilmekti. Maksadımız anlamak, anladıklarımızı aktarmak idi. Küresel dünyanın toplumsal düzeni üzerine çalışmaya devam ettik. Nazife Şişman dijital kültür üzerine odaklanırken; ben tüketim kültürüne dikkat kesildim. Ama elbette gün içinde biriktirdiklerimizi birbirimize cemile olarak, "zekat" olarak takdim ettik.

AVM kültürünün hızlı bir şekilde haset kültürü inşa ettiğine hem köşe yazılarımda dikkat çektim hem de edebi olarak Rüzgar Avı isimli son öykü kitabımda. İnsanların etiketler ve markalarla olan "imtihanına" Türkiye gerçeği üzerinden bakmaya çalıştım.

Bunları niye yazıyorum… Gazetede yazacağım konuları akşamdan sabaha belirleyen, konu bulamayınca bugün ne yazsam acaba diye dertlenen biri değilim. İlgi alanım yatay toplumun zaman ve mekan kullanımı. Ve henüz ülke olarak bu konuları tartışmaktan çok uzağız.

Taksim eylemleri başımıza gelen ilk postmodern eylem. Bu eylemin yapısını, dokusunu iyi anlamamız gerekiyor. İyi anlayacağız ki eleştiri kültürü, talep kültürü, sanal alemde saygı kültürü inşa edebilelim. Ve elbette imaj yönetimi. Tekrarlamakta fayda var: Dijital demokrasinin en zor sayfası imaj yönetimidir.

Taksim eylemleri Y kuşağının ilk eylemi. Ne ki herkes bu eylemi bir okka turp nereye tutarsan tut düzeyinde ele alarak esasında kendi "rüyaları" için bir dekoder olarak kullanmaya çalışıyor.

Yapmayın!

Eyleme aşırı romantizm yükleyenler ile eylemi dış güçlerin maşası olarak görenler dairenin birbirine hem en uzak hem en yakın noktasında bulunuyor.

Bütün bunların niye yazıyorum? Postmodern dönemin kurgusal yapısı üzerine düşünelim diye.

Bundan sonra olacakları anlamak için anahtar kelimelerimiz: postmodern dönem ve kurgusal yapısı.

Bu kurgu ve sunum çağında, dindarlar en büyük sınavlarını hakikat ile olan bağlarını sağlam tutmak üzerinden verecek.