E-kitap mı, eeee yani kitap mı?

00:0019/04/2013, Cuma
G: 6/09/2019, Cuma
Fatma Barbarosoğlu

Biraz sonra okuyacağınız satırları esasında geçtiğimiz pazartesi günü okumanız gerekiyordu. Gazeteye yazıyı gönderdim. Nasıl gönderdiysem… Mürekkebi silinmiş, harfler görünmez olmuş velhasıl yazı yok.Yazı elimize ulaşmadı diye az seferber olmamış arkadaşlar. E-postalar, telefonlar nafile. Ben gidince sahiden "giden olmak " için teknolojiyi zaruret miktarı kullanıyorum. Televizyon yok. İnternet yok, gazete okumak yok. Gidiş o kadar kavi anlayacağınız.Ne diyordum…Londra"da idik malum. Londra Kitap

Biraz sonra okuyacağınız satırları esasında geçtiğimiz pazartesi günü okumanız gerekiyordu. Gazeteye yazıyı gönderdim. Nasıl gönderdiysem… Mürekkebi silinmiş, harfler görünmez olmuş velhasıl yazı yok.

Yazı elimize ulaşmadı diye az seferber olmamış arkadaşlar. E-postalar, telefonlar nafile. Ben gidince sahiden "giden olmak " için teknolojiyi zaruret miktarı kullanıyorum. Televizyon yok. İnternet yok, gazete okumak yok. Gidiş o kadar kavi anlayacağınız.

Ne diyordum…

Londra"da idik malum. Londra Kitap Fuarı"nın "odak" ülkesi Türkiye"nin yazarları olarak.

Kültür Bakanı Sayın Ömer Çelik Londra Büyükelçiliği resepsiyonunda ve fuarın açılışında etkileyici ve çarpıcı bir konuşma yaptı. Uzun bir aradan sonra Türkiye"nin şimdi roman okuyan, edebiyata meraklı sosyal bilimci bir Kültür Bakanı oldu.

Gençler pek bilmez. Kültür Bakanı Sayın Ömer Çelik, siyasete girmeden evvel kitap eleştirileri yazan, okuduğu romanları nazara veren bir akademisyen idi. Mesela Fransız Teğmenin Kadını romanına yazdığı satırlar uzun bir süre gündem oluşturmuştu.

İngiliz yazar John Fowles Fransız Teğmenin Kadını için üç ayrı son yazmıştı. Yazarın kahramanlarına sözünün geçmeyeceğini, kahramanların kendi atmosferini yazarına rağmen taşımakta ısrar edeceğine inandırmıştı bizi Fowles. O zamanlar genç bir akademisyen olan Ömer Çelik sosyoloji ve felsefe için iyi bir romanın ne kadar ufuk açıcı olabileceğine çağırıyordu okuyucuyu, John Fowles"ın kitabına yazdığı yazının satır aralarından.

Ömer Çelik, siyasete atıldıktan sonra kendisi ile söyleşiler yapıldı. Her söyleşide okumakta olduğu kitaplar bahsini aradım, yoktu.

Türkiye"nin gündeminde kitap sadece rakam olarak var.

Yazarlar ile yazdığı kitap üzerine söyleşi yapılırken bile soruları soranlar hep rakamlara dair sorar: Kaçıncı kitap? Kaç yılda tamamladınız? Kaç bölümden oluşuyor? Kaç kişiye ulaşacağınızı düşünüyorsunuz? Çok satan yazar olmak ister miydiniz? Kitapların çok satmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rakamlara dair soruların ardı arkası kesilmez.

Biz kitapları rakamların hanesine sıkıştırmaya devam ede duralım, dünya e-kitap üzerine kafa yoruyor. E- kitap"ın getirecekleri ve götürecekleri birkaç yıldır ince ince tartışılıyor. Nitekim 2013 Londra Kitap Fuarı"nın ağırlıklı teması e-kitap.

Matbu kitap ile macerasını/teşriki mesaisini henüz tamamlayamamış bir ülke olarak, e-kitap serencamımız bir hayli karışık ve karmaşık olacağa benziyor.

Türkiye"nin internet kullanmaya başlamasının 20. yılını kutluyoruz bu yıl. Yirmi yıl boyunca hayatımızdaki değişiklikleri genellikle siyaset üzerinden, laik/dindar, Kürt sorunu üzerinden görmeye çalıştık.

Oysa bütün Türkiye"yi kuşatan başka sorunlarımız da var. Ne ki bu sorunlarla yüzleşmeyi hiç düşünmüyoruz. Dijital teknolojinin hayatımıza getirmiş olduğu değişiklikleri, bütün detayları ile tasvir etmeden kendimizle barışmamız mümkün görünmüyor. Evet, biz bireyler olarak önce kendimizle kavgalıyız.

Zaman örgütlenmemiz, mekân örgütlenmemiz birbirimiz ile ilişkilerimiz otuz yıl öncesi ile mukayese kabul etmeyen bir dönüşüm geçiriyor. Evlilik törenlerinden face ve tvitir hesabına kadar mahremiyeti parçalayan pek çok unsuru hiç şüphe etmeden hayatımıza boca ettik. Yeni unsurların açmış olduğu gediği, getirmiş olduğu gerilimi değerlendirme aşamasına henüz gelebilmiş değiliz.

Hayatımız, uzaktan bakınca da yakından bakınca da pek "bizim" olabilecek bir hayata benzemiyor. Kendimizle kavgalı olmamızın sebebi bu gerilimden kaynaklanıyor en ziyade. Yaşadığımız hayat bize ait değil. Düne ya da yarına da ait değil.

E kitap ile maceramız bu gerilimli zamana denk geliyor/gelecek.

Kişisel maceram açısında e-kitap benim için çok önemli imkânlar sunuyor aslında. Dünyanın başka bir ülkesinde bambaşka bir şehrinde yaşayabileceğim ihtimalini e-kitaptan sonra hayal edebilir hale geldim. Kütüphanemi yanımda götürebileceğime göre bir kuru kafamı her yere taşıyabilirdim. Sevdiklerim benimle olsun, benimle olamayanlar ile gönülden gönüle yolumuz olsun. Kalbimizde iman, bedenimizde sıhhat olsun. Gerisinin bir önemi yok.

Bunları söyleyen özne kim? Erken yaşlarda klasik edebiyat zevki almış, felsefe, sosyoloji, tarih, edebiyat arasında koşmaktan, koşarken nefesinin kesilmesinden zevk almış birisi.

Yani bıçağı nasıl tutacağını, kullanacağını bilen birisi. Peki, bebeklerin eline bıçak verir miydiniz?

E kitap meselesine tam da buradan bakmak gerekiyor diye düşünüyorum. Ne zaman, hangi şartlarda e-kitap okumalı meselesi önemli bir mesele diye düşünüyorum.

Konuyu ne zaman tartışmaya başlayacağız!

Meraklısı için duyuru:

Beykoz Prof.Dr.Necmettin Erbakan Kültür Merkezi"nde sürdürdüğümüz Gündelik Hayatın Analizi derslerine bu akşam saat 20"de kaldığımız yerden devam ediyoruz.Konumuz: Eşyalar ve hayatlar.