
Sibermekan''dan gelen taarruzları anlamak üzere, "ABD güçlü bir ülkedir böyle şey sızmaz canım" cılarla, "internet devrimi bireyin yükselişini ve mutlak özgürlüğünü perçinledi"ciler arasındaki tartışmayı ibret ile dinliyorum. (Tv programlarını radyodan dinliyorum. Size de tavsiye ederim. Keşke tv net''in de radyosu olsa.)
Lakin biz böyle birbiri ardına eklemlenmiş gündemlerin peşi sıra giderken mevsimler gelip geçiyor.
Düşününüz ki bendeniz sonbaharı layıkıyla hissedebilmek için romanımı yayınevine teslim etmedim. Bu size lüks gibi gelmesin. Mevsimleri hissederek yaşamak istiyorum. İnsanın eli ayağı tutarken, yedikleri henüz midesine dokunmaz iken yaşadığı mevsimi idrak etmesi önemli.
Geçen gün sevgili Münire Daniş''e telefon ile ulaştım. Ben gündemin içinde o Trabzon''un dağlarındaydı. "Burada o kadar çok çeşitli rüzgâr var ki!" dedi. "İsimleri ne?" dedim heyecanla. "Bilmiyorum" dedi. "Buradakiler de bilmiyor. İki gün önce çok değişik bir rüzgâr vardı. Hiç bilmediğimiz bir rüzgâr. Çok etkileyici idi. Bunun adı ne dedim fırtına dediler."
Rüzgârların ismini konuştuk telefonda. Bizim köyde lodosa kaba yel deniyor dedim. Kaba yel- karayel diye tekrarladık ikimiz de. Gündoğan dedim sonra ben. Münire, "Burada insanlar (kendi köyünü kastediyor) rüzgâra isim vermemişler" dedi. Bildiğimiz bütün rüzgarları tekrarladık karşılıklı: Poyraz, karayel, lodos, yıldız, keşişleme, meltem, imbat.
Rüzgâra isim vermek deyince aklıma Güzide Ertürk''ün kaleme almış olduğu "Rüzgâr Gülü Çamlıca" kitabı geldi. Münire''ye kitaptan bahsedecektim ki çalan kapı ile sohbeti nihayetlendirmek zorunda kaldım. En iyisi buradan devam edeyim.
Güzide bana bir bayram hediyesi. Neden bayram hediyesi? Uzun bir süredir edebi kamuya genç yazarların neden katılmadığını düşünerek endişeliydim. Çünkü yayınevlerinin artması ile yazarların kitaplarını bastırması arasında birkaç yıldır ters bir orantı ortaya çıkmıştı. Çok satan kitaplar piyasayı kötü para iyi parayı kovar hükmüne uygun bir şekilde esir aldı. Yanlış anlaşılmak istemem. Çok satan bütün kitapların kötü olduğunu söylemiyorum. Önceliğin çok satmaya tahvil edildiği yeni bir yayınevi vizyonunun nasıl kendi bindiği ağacı keser bir duruma geldiğini belirtmek için söylüyorum.
Güzide Newport İnternational University,Davranış Bilimleri''nden mezun. Yirmi beş yaşında. Bayram öncesi postadan ''Düşeş" adlı öykü kitabı çıktı. Gelen bütün kitaplara aynı muameleyi yaparım. Hemen zarfını açar rastgele bir sayfadan bir paragraf okurum. Beğenirsem devam ederim. O bir paragraf benim için ambardan alınan bir avuç buğdaydır. Buğdayın tamamını temsil etme potansiyeli vardır.
Düşeş''teki hikâyelerle ilk karşılaşmam da böyle oldu. Bir paragraf sonra bir hikâye sonra kitabın tamamı. O vakte kadar Güzide Ertürk diye ismini duymamıştım. Heyecanlandım. Hikâyeler çok güzeldi. Çok iyi bir kurgu itinalı bir dil. Edebi kamu bir hikâyeci kazandı diye nasıl sevindim! Kitap Şule Yayınları''ndan çıktığı için yazarı hakkında bilgi almak üzere Ali Ural''ı aradım. Yanılmamıştım. Güzide Ertürk tam dört yıl Ali Ural''ın yazı atölyesine devam etmiş. Böylece daha ilk paragrafta başlayan, okuyucuyu öykünün içinde tutsak eden gerilimli dilin izini bulmuştum.
Ali Ural''dan telefon numarasını alarak yazara tebriklerimi ilettim.
Düşeş''ten on gün sonra bu defa yukarda adı geçen Çamlıca kitabı geldi. "Çamlıca" da en az Düşeş kadar güzeldi.
İnsanlar olumsuz düşüncelerini iletir olumlu olanlarını kendine saklar. Hayatım boyunca bunun tersini yapmaya çalıştım. Heyamola Yayınları''nın yayın yönetmeni ile konuştum. Çamlıca kitabının ne kadar güzel olduğunu paylaştıktan sonra serinin en zayıf kitabının Maltepe olduğunu söyledim üzülerek. Heyamola Yayınları''nın merkezinin Maltepe''de olduğunu öğrenince şaşkınlığım ve üzüntüm bir kat daha arttı.
II
Yazarların aidiyet mekânları üzerinden iz sürmeleri sürdükleri izleri okuyucuları ile paylaşmaları öteden beri ilgimi çeker.
Kadıköy''de kaçırdığım vapurun ardından gelen zamanı kendim için yiten değil özgürleştiren zamana çevirirken rastladım Heyamola Yayınları''nın Suadiye ve Maltepe kitaplarına. Daha önce Ömer Erdem''in Üsküdar''ını, Beşir Ayvazoğlu''nun Beyazıt''ını görmüş, onların satırlarında hem tanıdığım hem hiç aşinası olmadığım renklerin peşine takılmıştım. Aynı seriden Orhan Okay hocanın Balat''ın peşine düşmüş, Sennur Sezer''in Kasımpaşa''yı nasıl anlattığını merak ettmiştim.
Semtlerden ziyade yazarların peşindeydim. Doğup büyüdükleri mekânı geçmiş zamanın peşinde nasıl şiirleştirdiklerinin derdindeydim. Ama aradığım kitapların hiçbirisini bulamayınca hiç olmasa bir ucundan yaşadığım, tanık olduğum semtleri alayım dedim. Suadiye ve Maltepe böyle düştü nasibime.
Her iki kitabın da yazarını tanımıyorum. Teşrik-i mesaim söz konusu değil. Fakat serinin diğer yazarlarını bildiğim için hayal kırıklığına uğrayacağıma dair endişenin ufacık bir kırıntısı bile yoktu içimde.
Hava güzel, kaçan vapurun ardında bıraktığı engin bir zaman (20 dakika), elimde kendimden bir parça kata kata onlardan bir parça ala ala yaşadığım iki semt.
Önce Suadiye''nin sokaklarına daldım. Benden öncesinin izini sürdüm. Suadiye''nin boş arsalarında, çocukluğumun Florya-Şenlikköy, Beşyol''unu da katarak yazarıyla birlikte dolaştım.
Vapur geldi. Vapurda da okumaya devam ettim. Suadiye sanki artık çok uzak bir mekânmış gibi hasreti doldu yüreğime.
Dönüşte Maltepe kitabını okumak istedim.
Fakat Maltepe benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Yayınevinin böyle bir hatayı nasıl yaptığına şaşırdım. Dizinin o güzel kitaplarını Maltepe bahsi adeta imha ediyordu.
Dilerim Maltepe ile ilgili olarak yeni bir kitap yazılır.
Başlığa gelince… Başlık TYB''liğinin bu gün başlayan haftaya verdiği isim.
Kışa adım attığımız şu günlerde dilerim Edebiyat Mevsimi gönüllere merhem olacak hoş rüzgârlar estirir.
Sizi bilmem ama ben birbirinden güzel yeni kitaplar okudum geçen hafta. Onlardan biri de Mehmet Harmancı''nın Hece Yayınları''ndan çıkan Muhtemel Menkıbeler isimli kısa kısa öykülerden oluşan kitabı.
Kısa kısa öykü dedim de belki siz bir şey anlamadınız. Tadımlık olarak kitaptan şu öyküyü aktarayım. Öykünün başlığı kendinden daha uzun: "Türklerin Felsefe Müktesebatı Üzerine Muhayyel Bir Konuşma":
Eflatun Nuri: Hastaya çorba, aslana adres, âşığa Bağdat sorulmaz.
Sakallı Celal: Bu kadar sorulmazın içinde felsefe tabii ki olmaz!
Nükteyi anladınız umarım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.