Frankfurt İzlenimleri/ Bahçedeki imaj savaşları ve Çinlileri bekleyen sıkıntı

00:007/11/2008, Cuma
G: 2/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Türkiye''nin yeterince tanıtılmadığını söyleyenlerin önemli bir kısmı "hele siz buraları seneye bir görün.Çinliler nasıl da damgasını vuracak fuara.Türklerin "burada" olduğunu bile kimse fark etmedi" diye başlıyor hayıflanmaya.Çinlilerin "orada" olduğunu evet Almanya''da yaşayan herkes görür.Ama bizim "orada" olduğumuzu kimse fark etmedi.Bizim iddiamız da bu değil mi?Biz ne Çinliler gibi sarı ırka mensubuz ne de Hintliler gibi kimliğimizi etnik vurgu ile beziyoruz.Hiç kimse bizim "oraya" geldiğimizi

Türkiye''nin yeterince tanıtılmadığını söyleyenlerin önemli bir kısmı "hele siz buraları seneye bir görün.Çinliler nasıl da damgasını vuracak fuara.Türklerin "burada" olduğunu bile kimse fark etmedi" diye başlıyor hayıflanmaya.

Çinlilerin "orada" olduğunu evet Almanya''da yaşayan herkes görür.Ama bizim "orada" olduğumuzu kimse fark etmedi.Bizim iddiamız da bu değil mi?Biz ne Çinliler gibi sarı ırka mensubuz ne de Hintliler gibi kimliğimizi etnik vurgu ile beziyoruz.Hiç kimse bizim "oraya" geldiğimizi fark etmediyse bu biraz da Avrupalıdan ayırt edilmeyen kimliğimiz ile alakalı değil mi?Karar verelim farklı olmak mı istiyoruz,yoksa Avrupalı kimliği içinde fark edilmeyecek kadar bütünün bir parçası olmak mı?

Bu satırların yazarının görüşü merak ediliyorsa bedeniz ne farklılığa aşırı vurgudan yanayım ne de bütünün parçası olacak kadar kimliksiz kalmaktan.Avrupa birliği içinde Fransızlar mesela her meselede nasıl da "Fransız" kalmayı beceriyor.İngilizlerin dili,Fransızların vatan duygusu hiç eskimiyor ve eksilmiyor.Bizi biz yapan şey adalet.Adaletten zerre kadar ödün vermediğimizde bizim adamımız, bizim hakkımız demeyip; hakkı,haklı olana vermek için mücadele ettiğimizde biz olacağız.O zaman tanıtıma ya da imaja ihtiyacımız kalmayacak.

Öncelikle ve daima ille de adalet.

II-

Tanıtım, imaj savaşlarının içinde bahislerden bir bahis.

Hintlilerin değil ama Çinlilerin imajının ve Almanların kendi nezdindeki "Almanya" imajının ne olduğunu "satıcı diyalogları eşliğinde "gör"elim bu defa:

Yer:Frankfurt kitap fuarının bahçesi. Çoğunluğunu kadınların oluşturduğu onlarca "incik cincik" tezgahı.

Orijinal tasarımlarıyla dikkat çeken bir tezgahta oyalanıyoruz bir müddet.Sahibi mavi gözlü, 40 yaşlarında bir kadın.Sürekli sigara içiyor.

Kurutulmuş hercai menekşelerin boyanarak, plastik bir muhafaza ile korunan yapısı ve zincir yerine incecik şerit halinde dikilmiş organze kumaş kullanılmış olması dikkatimiz çekiyor. Fiyatını soruyoruz.Maksat imaj toplamak.Çünkü bir şey alacakmış gibi yapmadığınızda, sorularınıza karşı sözbirliği etmişçesine hepsi susuyor.Bunu aşmanın en iyi yolu bir şey almak konusunda kararlı görünmek.Sorduğumuz kolyenin fiyatını çok bulduğumuzu söylüyoruz.Otuz Euro.Mavi gözlü sarışın satıcı kadının, malını pazarlamak için kullandığı kelimelere lütfen dikkat ediniz:

"Çünkü bunlar özel tasarım.Her biri özel olarak hazırlanıyor.Biz kimsenin tasarımlarını çalmıyoruz.Benim atölyem Hollanda''da. Çalışanlara maaşlarını düzenli olarak veriyor ve onların vergilerini devlete ödüyorum.Bu ürün Çin''den gelmiyor."

Çinlilerin imajı nasıl? Başkalarının özel tasarımlarını kitlesel imalata dönüştüren ve çalışanlarına para vermeyen bir ülkenin vatandaşı olanlar.

"Kitap Mahalleleri"ndeki imaj savaşından sonra bahçedeki imaj savaşına tanık olmak bizi şok ediyor.

Bu kadarını beklemiyorduk.Bu kadar net ifadeyi.Bir taraftan şaşırıyor bir taraftan dünyanın en muhteşem ürününü almak üzereymişiz gibi heyecanla dolaşmaya devam ediyoruz.

Satıcının Alman olduğu tahmini üzerinden seyrek dokunmuş bir panço/şal''ın fiyatını soruyoruz.200 Euro.Aman Allah''ım ne kadar pahalı.Şişman Alman kadın hemen şalı almaz isek neredeyse insanlık suçu işlediğimize bizi ikna edecekmişçesine başlıyor konuşmaya.Ama ne konuşma.Bu fiyatı ödeyeceksiniz.Sosyal sorumluluğa sahip biri olarak ödemeniz gerekiyor.Çünkü Alman kadın kendi tezgahının imajını şöyle ortaya koyuyor:

"Bu şal için gerekli pamuk dışarıdan gelmedi.Almanya''da yetiştirildi.Ve çevreye zarar vermeyen bir ortamda üretildi.Çevre bilincine sahip olan her birey kullandığı malların …"

Vay diyoruz şaşkınlıkla.Bahçedeki satıcıların imaj savaşları kitapların dünyası gibi dolaylı değil.

Kurduğumuz her diyalogun şaşırtıcı ikliminde bir müddet gezindikten sonra,satıcının kimliğine odaklanıp, tezgahındaki ürünlere yakın plan alaka gösteriyoruz. Altmış yaşlarında beyaz saçlı bir adam.Satıcıdan ziyade satıcı rolü oynayan bir aktöre benziyor.Pek fazla özelliği olmayan ahşap kolyeler ve yüzükler var tezgahında..

Bunlar nereden geliyor diye soruyoruz. Satıcıların imaj bohçalarının düğümünü çözdürecek bir soru bu.

Adam gayet keskin bir vücut dili ile adeta kükrüyor: "Almanya''da, her şeyi DE ithal etmiyoruz!!! Hala daha bir şeyler üreten Almanlar var! Bunları ben yapıyorum."

Adamın bu cevabı bizi korkutuyor. İkinci bir soru sormadan hemen uzaklaşıyoruz oradan.

Seneye Çinliler kendilerini "fena" halde "tanınmış" bulacaklar. "Bahçe"deki imaj savaşı pek hararetli olacağa benziyor.