
Pek televizyon seyretmiyorum. Bildiğim bütün diziler kızım seyrederken yanında oturup kitabımı okuduğum zamana denk gelen diziler.
Reality showları hiç izlemedim. “Sıcağı Sıcağına”sından BBG Evi''ne kadar. Bir tek Pop Star''ın ilk bölümlerine takılmışlığım var. O da aile bireylerinden bazılarının favorilerinin Bayhan olmasından kaynaklandı. Bu hayranlığı nasıl “okumam” gerekiyor acaba muhtevasına garkolmuş “mesleki” bir seyirdi benimki.
Yıllar sonra “Yemekteyiz” programına takıldım. Müsebbibim Sema Karabıyık. Yeni Şafak Pazar''da yazıyor biliyorsunuz. “Yemekteyiz” programının benim açımdan çok iyi malzeme vereceğini söyleyerek tavsiyelerde bulundu. Öyle tavsiyeler ki aman kaçırmayayım diyecektim ki, hemen vazgeçtim. Halkın nabzı filan ben inanmıyorum böyle şeylere, ajansların kapısında bekleşen “figüran”larla kotarılmış bir program ile halkın nabzı filan tutulmaz diye itirazlarımı arka arkaya sıralıyordum ki… Eski bir komşumu yarışmacı olarak görmeyeyim mi? Takıldım haliyle. Bakalım benim bildiğim ile ekrandaki ne kadar birbirine benziyor diye.
Pek bir fark yoktu. Aynen kendisiydi. Bunu görünce Sema Karabıyık''a hak verdim. Ve onun bana önermiş olduğu ev ödevini yapmaya başladım.
Konu ne olursa olsun ekranlarda şöyle bir replik var. Konuşmacılar söyleyeceklerini söylüyor sonra iş sarpa sarınca “canım bunu da sosyologlar cevaplasın” diyor. Diğer taraftan ekranlarda pek de sosyolog görmüşlüğümüz yok. Lakin çok lüzumsuz bir şekilde Türkiye''nin çeşitli üniversitelerinden her yıl yüzün üzerinde mezun veriyor sosyoloji, psikoloji, felsefe bölümleri. Eli kalem tutanlar kendilerini bir reklam ajansına atıyor, düzenli bir memuriyet hayatı bana göredir diyenler öğretmenliğe baş vuruyor. Geriye kalan da “ne olsa yaparız abi” modunda bekliyor.
Bayram boyunca zorunlu yatak istirahatına geri dönünce “Yemekteyiz” programını bu defa daha profesyonelce düşündüm. Önümüzdeki aylarda kriz bahanesiyle diziler ekranlardan kalkacak. Esasında kriz olmasaydı da kalkacaktı; çünkü necip Türk halkı tam bir dizi zehirlenmesi yaşıyordu. Psikiyatristler, kendilerine gelen kadın hastaların eşlerini dizi film kahramanları üzerinden tarif etmeye başladıklarını anlatmaya/yazmaya başlamışlardı ne vakittir.
Ne diyordum, bayram boyunca nükseden bel fıtığı sebebiyle bendeniz mecburi olarak “Yemekteyiz” programına mahkum olunca, acayip bir proje geldi aklıma. Herkes bir şekilde bu programa takılıyor. Seyrederken sinir olanlar, küfredenler, ben olsaydım diye başlayıp söze bir türlü nokta koyamayanlar. Yani tam bir maç ortamı. Gerilenler neden gerildiğini bilmiyor. Kızanlar kızgınlıklarının menşeine inmekten çok uzak. Çünkü insanlar kendilerine sunulan malzemeyi yorumlamayı bilmiyor. Köşe yazıları da bu konuda pek yol göstermiyor. Vay efendim biz ne hale gelmişiz şikayetinden ötesi çıkmaz sokak levhası. E ne olacak bu durumda. Olacak olan şu: Yemekteyiz programı hafta için her gün. Cuma akşamı kazanan açıklanıyor. Cumartesi Pazar boş. Hiç olur mu?
Ne yapmalı? Yapılması gereken şu: Biliyorsunuz hafta sonu maçlar oluyor ve fakat maçların yorumları bütün haftaya malzeme olmaya yetiyor. Aydın-halk buluşmasını kısmen gerçekleştirebildiğimiz tek yer “futbol yorumu ekranı”. Cumartesi Pazar gününü de Yemekteyiz programının yorumlarıyla geçirmeliyiz. Eğer istenirse çok güzel bir format bulunabilir. Nasıl mı? Biliyorsunuz artık marka dayanışması var. Filan çamaşır makinesi, filan deterjanı test edip onaylıyor ve tüketiciye de tavsiye ediyor ya. Yemekteyiz programı show tv''de. Ama onun yorumları NTV''de olacak mesela. NTV, CNN, Net tv, Mehtap tv, Ülke tv gibi bir kanal olmazsa tartışma programı basit bir seviyede kalır. Halbuki konu haber kanallarında tartışılırsa oldukça hareketli ve kaliteli bir “lezzet” tutturulabilir. Bir masanın etrafında toplanmış olan sosyolog, psikolog, felesefeci, gurme ve meşhur birisi (onlar her program için önemli. Maydanoz dereotu gibi çeşni niyetine) toplanıyorlar. Önce psikolog yarışmacıların hal ve hareketlerini yorumluyor. Ev sahibi olmak ile misafir olmak rollerini oynama becerilerini değerlendiriyor.
Sosyolog bir masa etrafında oluşturulmuş “suni sosyalleşme”nin bireye ve ekran başındaki seyirciye etkilerini analiz ediyor.
Felsefeci yemekten yola çıkarak yemek-beden-düşünce üzerinden düşüncelerini paylaşıyor.
Ünlü kişi de… Artık onu serbest bırakalım. Allah ne verdiyse kendine göre takılır.
Nasıl program ama! Haklarının bu satırların yazarında olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.
Madem krize girmeden “kriz” krizine girdik. Biz de dilimizin döndüğünce katkı sağlayalım.
Sıhhat bulamazsam “Yemekteyiz”in tiplerini yorumlamaya devam edeceğim. Özellikle “bayram karması”, “minyatür bir hayat” gerçekliği sunuyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.