
Çok fazla ekrana çıkmadığım için olsa gerek Can Dündar''ın sunmuş olduğu Neden programından sonra orada söylemiş olduğum her şeyi biraz daha açmamı talep eden gençler ve medya mensuplarıyla karşılaştım. Ben seyretmedim ama bizim gazete için orada anlattığınız anekdotları tekrarlayabilir misiniz diyeninden, filan konuda biraz daha açıcı konuşmanızı bekliyoruz diyenine kadar… Şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Bir tv programının bu kadar dikkatle izlenebileceğini çok fark etmemiştim. Üzerinde uzun uzun düşündüm bu durumun. Sonunda şu neticeye vardım: Sütudyodaki hocalar birbirlerini ve tabiî bendenizi dikkatle dinledikleri ve dinleyişin ekrana ustaca yansıtılmasından dolayı, seyirciye de “dikkat” sirayet etmişti. Halbuki çoğu tv programında katılımcılar, birbirlerini dinlemek yerine kendi söylediklerini merkeze alıyor. Yani muhatabından öğrenebileceği hiçbir şey olmadığına inandırıyor kendini ve bu inanıştan sonra da ilk çağ sofistleri gibi ille de kendi söyleminin haklılığını gözü kara bir şekilde ispat etmenin derdine düşüyor.
Halbuki bizim ihtiyacımız olan en temel şey nezaket paydasında eşitlenmeye razı olmak. Nezaketin olmadığı yerde fikrin ve sanatın ve siyasetin varlığından bahsetmek mümkün değil.
Konuyu nereye getireceğim. Biraz daha açıklar mısınız talepleri arasında beni en çok şaşırtan TRT''nin talebi oldu. Çünkü belki bilmiyorsunuz, başörtülülere TRT ekranları yasak. Ama bunca yıl sesimiz de yasak olmalıydı ki ilk defa radyo programınına telefon ile bağlandım.
Soru şuydu: Siz NTV ekranında çatışmanın kadın vekiller arasında olacağını söylediniz? Neden?
Hatırlarsınız seçimlerden önce kadın adaylar üzerine birkaç yazı yazdım. Kadın olsun torba dolsun kontenjanının tehlikelerine dikkat çektim. Seçilen kadın vekiller arasında çok azı geçen dönemden devam edenlerden oluşuyor. Bu ne demektir? Bu geçen defa seçilenlerin “kadın”lıklarının vekil olarak varlık göstermeye yetmediğinin işaretedir.
TRT''ye bu görüşümü bir öngörü olarak ifade ettiğimi söyledim. Öngörü ile ön yargı çoğu defa birbirine karıştırılıyor. Öyleyse izah etme girişiminde bulunalım. Ön yargı dedikodunun kardeşi. Şöyle ki, kişiler hakkındaki olumsuz söylemlerimiz dedikodu kapsamına girer. Gruplar, sınıflar hakkındaki olumsuz görüşlerimiz ise ön yargı. Bir konuşmayı dedikodu kapsamına sokan şey anlatılanlar değil, anlatıcının kötü niyetidir. Ön yargı da kötü niyet ile alakalı bir durumdur.
Öngörünün ön yargı ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Öngörü sezgiye dayalı bilimsel bir yöntemdir. Sezginin bilimle ne alakası var diyenleri bilim-felsefe tarihindeki hikayelere yönlendirmek ile yetineceğim konudan çıkmamak için. Öngörü hava durumu gibidir. Sizi esecek rüzgara, yağacak yağmura karşı uyarır. Bu uyarı yağmurdan ve rüzgardan zarar görmenizi engellemek içindir.
Öngörümün doğruluğunu paylaşmak için Devlet Bahçeli''nin geçen hafta yapmış olduğu konuşmayı alıntılıyorum:
DTP''lilerin çok sayıda kadın milletvekili olduğu ve bunlarla, MHP''nin erkek milletvekilleri arasındaki olası tartışmaların sevimli görünmeyeceğini belirten Bahçeli''nin şu uyarıyı yaptığı öğrenildi: “Kadın milletvekillerimize önemli görevler düşüyor. Ülkenin birliği ve bütünlüğü konusunda ortaya çıkacak gelişmelerde kadın vekillerimiz de gerekli cevabı verecektir. Erkek milletvekilleri DTP''nin kadınlarıyla tartışmaya girmekten kaçınmalı.”
Meclis''teki kadınların tamamına dair bir umudum yok. İçlerinde öyle isimler var ki! Kifayetsizlikleri, kendilerini ön plana çıkarmak üzere ben buradayım konulu resim verme tutkularını tetikleyecektir. Ama içlerinde çok kaliteli kadınlar olduğunu biliyorum. Bu kadınlar çatışma üzerinden değil de yeni bir dil geliştirmek, yaraları sarmak amacıyla tartışmalar yapmayı başarabilirse, hem Türkiye''ye hem partilerine önemli katkıda bulunmuş olacaklar.
Mesela Meral Akşener, Güneydoğu''daki Kürt kadınların bölücü örgüt militanı olmadığını aklında tutan eski bir İçişleri Bakını olarak çok önemli katkılarda bulunabilir. Zaten isminin gadrine uğrayarak kadın olduğu pek anlaşılmayan MHP''nin çiçeği burnunda vekili Şenol Bal da, “Kadın hakları dahil ortaya atılan her güzel projede DTP kökenli bağımsızlarla birlikte hareket etmeye hazırım” (Radikal) dedi.
Yine tekrarlayacağım. Dindar Kürtler ile dindar Türkler arasında bir çatışma alanı yok. Seküler Kürtler ile seküler Türkler çatışma üzerinden bir kimlik kurmaya çalışıyor. Çünkü dinden kalan boşluk kendilerini bir kimlik içinde hissetmelerini engelliyor. Bu boşluğu çatışma üzerinden doldurma hevesi taşıyorlar.
Asenalar cevap yetiştiren sofistler mi olacak yoksa anlayıp dinleyen, muhatabını da içine alacak geniş paydaların inşacısı mı?
Kamuoyunun rasyonel akıl yürütücüleri olarak, ikinci şıkkın gerçekleşmesi için taraflara barışın mayasını çalacak desteği vermeliyiz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.