Küçükyalı pazarında Prof. Dr. İlber Ortaylı"ya rastlayınca...

00:006/07/2011, Çarşamba
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Türkiye''nin ve komşularının gündemi, Temmuz güneşinin kaldıramayacağı kadar sıcak. Meclis boykotu çözülemeden, gündem şike skandalına kilitlendi.Yorumlar ve bakış açıları farklı olsa da "gündem yazıları", okuyucuda bir müddet sonra hep aynı yazıyı okuyor hissi uyandırabiliyor. Algı kapanıyor. Algının kapanması ise vurdumduymaz bir serkeşliğe geçit açabiliyor.Onun için, ben bugün sizlere gündelik hayattan bir kesit aktarmak istiyorum.Günlerden Perşembe. İkindi vakti. Zihnimin en açık en berrak olduğu

Türkiye''nin ve komşularının gündemi, Temmuz güneşinin kaldıramayacağı kadar sıcak. Meclis boykotu çözülemeden, gündem şike skandalına kilitlendi.

Yorumlar ve bakış açıları farklı olsa da "gündem yazıları", okuyucuda bir müddet sonra hep aynı yazıyı okuyor hissi uyandırabiliyor. Algı kapanıyor. Algının kapanması ise vurdumduymaz bir serkeşliğe geçit açabiliyor.

Onun için, ben bugün sizlere gündelik hayattan bir kesit aktarmak istiyorum.

Günlerden Perşembe. İkindi vakti. Zihnimin en açık en berrak olduğu vakit. Yazdığım öykünün satırlarında uçuyorum. Kahramanlarım semt pazarında karışılaşıyor. Kahramanlarımın semt pazarında karşılaşma bahsini yazarken birden kızımı şimdiye kadar hiç semt pazarına götürmediğim geldi aklıma. Üstelik iki gün sonra yatılı olarak "yaz okulu"na gidecek. Yaz boyu bir daha bu imkânı ya bulacağız ya bulamayacağız.

Yazmakta olduğum öyküyü bıraktım. Ki öyle güzel akıyordu ki herşey. Hadi dedim pazara gidiyoruz. Ne yapacağız pazarda dedi kızım. Mevsimi geçmeden biraz bezelye alalım dedim. Sana semt pazarımızı göstermek istiyorum. Zihninde açılacak güzel bir albüm için bundan daha güzel bir gün olamaz deseydim büyü bozulurdu.

Pazara gittik. Pazarın kokusunu içine çek bir tanem dedim. Kavun, karpuz kokusu, marul, dereotu kokusu. Kabak, biber, domates kokusu. Bütün sebzeleri saymayayım tek tek. Bu kokuyu markette asla bulamazsın. Bak pazar ne kadar tenha. İnsanların çoğu markete gidiyor artık. Bu esnaf ne olacak! Esnaf olmayınca bu taze sebze kokusu tarih mi olacak! Gücümüz yettiğince semt pazarına gelelim. Pazarcı esnafının ayakta ve hayatta kalabilmesi için karınca kararınca katkıda bulunalım. Gayret bizden tevfik Allah''tan.

Yüzleri ne kadar temiz dedi kızım. Üreten insan yüzü dedim. Ama kapitalist dünya üreten insanların ezildiği, aracının baş tacı edildiği bir dünya.

Önünden geçtiğimiz her sebzeden, ottan aldık.

Bezelye aldık. Tezgâhın sonu idi. Hepsini tarttı satıcı. İtiraz edemedim. Altı kilo. Altı kilo bezelye taşınacak (boyun ve bel fıtığına rağmen) sonra ayıklanıp derin dondurucuda muhafazaya alınacak.

Ama bezelye tezgâhını geçmiş; fesleğen, reyhan, taze nane, taze kekik, kuzu kulağı yapraklarından hoş bir düzenleme yapmış tezgâhta oyalanırken; uzağı pek de iyi göremeyen gözlerime rağmen, sebzelerin arasındaki kitapçı tezgâhını gördüm. Tezgâhın üstünde de İlber Ortaylı''nın kitabını: Defterimden Portreler.

Portre kitapları benim aklımı başımdan alır. Hele mevsim yaz ise. İlle de güne portre okuyarak başlamak gibi bir huyum var. Baharı, Zweig''ın Marie Antoinette''i ile geçirmiştim. Bitirmeye kıyamadan. Zweig''ın kitabının alt başlığı muhteşem: Vasat bir karakterin portresi. Fransız İhtilali sırasında ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler cümlesi üzerinden kayıtlıdır Antoinette hafızamızda. Zweig, her zaman yaptığı gibi bir insanda bütün insanlığı ve dönemin ruhunu resmediyor Marie üzerinden.

Zweig''ın damağımda bıraktığı tat ile bezelye poşetini bırakıp İlber Ortaylı''nın kitabını ayaküstü okumaya başlıyorum: Yavuz Sultan Selim ve V.Şarl/1520''lerin iki hükümdarı.

Satıcı ayaküstü kitap okuduğumu görünce bana daha çok ilgimi çekeceğini sandığı bir kitap öneriyor. (Bezelye poşetli kadın ve tarih kitabı "konsept olarak pek uygun gelmiyor belli ki satıcıya) Hiç Nazan Bekiroğlu okumuş muydunuz diyor. Kızım, aa Nazan Teyze''yi mi soruyor diyecek diye yüzümü yerden kaldırmadan kısık bir sesle cevap veriyorum. Kitabı derhal alıp tezgâhtan uzaklaşmalıyım. Oyalanırsam İskender Pala okumuş muydunuz diyecek. İskender Amca''nın bütün kitapları bizde var değil mi anne diyecek kızım.

Alelacele kitabı alıyorum.

Kitabı aldıktan sonra ben şimdi korsan bir kitap mı aldım sorusu düşüyor aklıma.

Bir yazarın korsan kitap alması kadar kötü bir şey olabilir mi? Vicdanım cevap veriyor. TİMAŞ''ı arar helallik istersin. Ki biliyorum sevgili Emine Eroğlu''na telefon etsem kitap ertesi gün elimde. Ama o değil ben ille de akşamın o saatinde Yavuz Sultan Selim ile Şarl''ı okumak istiyorum. Okumak için eşref saati takıntılarınız yoksa eğer, benim bu ısrarımı anlamanıza imkân yok.

Kitabı aldım. Okudum . Okuyunca neler mi oldu?

Bu bahse Cuma günü devam edelim.