
Yazdığım yazıların nasıl okunduğunu her zaman merak ettim. Sizlerin de merak ettiğini düşünerek zaman zaman paylaşıyorum. Pazartesi günü ilan ettiğim gibi bugün son yazılarıma gelen mektupları dikkatinize sunuyorum. Buyurun:
" Ben de ortaokul-lise dönemlerimde kemiklerimdeki şiddetli ağrılar sebebiyle okula bile zor gidebilir hale gelmiştim. Onlarca doktora gidip onlarca tahlil yaptırmamıza rağmen sorunumun ne olduğu bulunamamıştı. En sonunda Çaba Tıp Fakültesi''nde Prof. Dr. Refik Tanakol''a tavsiye üzerine gittik. Ve odadan içeri girerkenki yürüyüşüme bakarak hastalığımın teşhisini koydu. Onlarca zor tahlil, MR vs yapılmasına rağmen, çok çok basit olan kalsiyum tahlili hiçbir doktorun aklına gelmemişti! Refik Bey bu tahlili yaptırdı ve sonuç: D vitamini eksikliği. Uzunca bir süre D vitamini takviyesi ve yanında da güneşlenme tavsiyesiyle bu hastalığı atlattım elhamdülillah. O zamanlar da çevremdekiler bu hastalığı kapalı olmama bağlamıştı fakat ben buna pek inanmak istemiyordum. Çünkü bizi yaratan ve kapanmamızı emreden Allah D vitamini olayını da mutlaka düşünmüş olmalıydı. Nihayet, yakın zamanda içimi rahatlatan bir bilgiye ulaştım: Güneşten D vitamini ihtiyacımızı alabilmemiz için el ve ayak bileklerinin güneş görmesi yeterliymiş. Yani her yerimizi açıp da güneşe tutmamıza gerek yokmuş. Ve dinimde de kadının el ve ayağının görünmesi haram değil. Dolayısıyla bilekler de güneşi alır."
Sümeyye T.
Hayırlı günler Fatma ablacığım,
Bugünkü yazınızla alakalı birkaç satır yazma gereği gördüm haddim olmayarak.
Senelerdir biz tesettürlüler için D vitamini alamıyorsunuz, kemikleriniz eriyecek yok kırılacak laflarını hep işitiyoruz. Adapazarı''ndayken Halk Eğitim''in açtığı bakıcı annelik kursuna gitmiştim ve oradaki hocalar da sürekli olarak D vitamini eksikliğini en çok tesettürlü hanımlarda görüyoruz arkadaşlar diyerek sabrımızın sınırlarını zorlamışlardı. Hatta onlara bakarsanız saç dökülmesinin de sebebi başörtülü gezmemiz. Saçımız dökülmesin diye başımızı mı açacağız yani!
Allah bizim neye ihtiyacımız olduğunu bilmiyormu ki onun emirlerini yerine getirirken hastalık sahibi olalım.
Açıkta kalan ellerden bile alınan güneş ışığı kafi olduğuna göre… Demek ki D vitamini almamız için yarı çıplak dolaşmamız gerekmiyor.
K.G.K
Fatma Hanım merhaba,
Sizi düzenli olarak okurum. Ama yazılarınızın yayınladığı gün değil genellikle haftalık olarak okurum. Böyle okuyunca kitap okumuşçasına derli toplu bir görüşe sahip oluyorum. Yazılarınızı "dizi" şeklinde yazmanız bir konu etrafında tartışma açmanız çok hoşuma gidiyor. Açık söylemek gerekirse Türkiye''nin gündemini değil sizin gündeminizi takip etmeyi kendim için daha faydalı buluyorum.
Ancak Cuma günü Ajda Pekkan''ı rol modeli olarak sunmanızı yadırgadığımı söyleyeceğim.
Saadet T.
Merhaba,
Aile hekimi olarak Türkiye''nin çok uzak bir beldesinde görev yapıyorum. Mesleğimi seviyorum ve karşılaştığım şaşırtıcı olayları size anlatamamanın sıkıntısını yaşıyorum bazen. Gazetedeki arkadaşlardan telefon numaranızı istedim. Mümkün olmadığını söylediler. Haklılar belki. Yani haklısınız. Ama insan bu kadar uzakta görev yapınca sizin gibi duyarlı bir insan tarafından ayrıcalık verilmesini bekliyor/istiyor.
Kemik erimesi vakaları çok yaygın. Hastalarda kemik erimesi olduğu ancak düşüp bir yerleri kırılınca tespit ediliyor maalesef.
Mevsim yaz. Kiraz-vişne zamanı. Köylerde kırık vakalarının ne kadar arttığını tahmin edersiniz.
Bu arada köylerin temizliği konusunda yazmış olduğunuz yazılar için ayrıca teşekkür ediyorum. Türkiye''nin büyük şehirlerden ibaret olmadığını sizin yazılarınız sayesinde hissediyoruz.
Dr.Şeyma D.
Aşağıda okuyacağınız satırlar e posta olarak gelmedi. Hayranlarımın açmış olduğu Fatma Barbarosoğlu hesabına yazılmış. Dikkat çekici olduğu için buraya kopyalıyorum:
Son yazdığınız yazılar üzerine yeniden düşünmeniz ve bir sosyolog olarak tahlil ve gözlemlerinizi daha sağlıklı temeller üzerine yapmanızı beklerdim sizden. ''Emanete biz mi iyi bakmışız pop star mı?'' derken neyi kastediyorsunuz. Bedenine bir tanrı gibi tapan ve yaşlanmamak için canhıraş bir hayatın köleliğini yapan Ajda Pekkan ya da Ebru Şallı gibi insanları "BİZ" imle mi kıyaslıyorsunuz?
F.T.
Not: 120 Yaşına kadar yaşayacaksak başlıklı ilk yazı Dr. Nilgün Ertugay ile yapılmış söyleşi. Dolayısıyla mukayese Dr. Ertugay''ait. Ancak ben de Dr. Ertugay''a katılıyorum. Seküler zihiniyete sahip olan insanlar bedenlerine bu dünya için yatırım yapıyor. Doğru. Ama biz ahretimizi kazanmak için bedenimize iyi bakmak zorundayız. Sahip olduğumuz bütün uzuvlarımız, organlarımız emanet olduğu için ve dahi Allah''a daha iyi kul olabilmek için. Müslümanların yeme içme ile ilgili olarak çok ciddi sorunları olduğunu düşünüyorum. Bir türlü doyamıyoruz. Sizce burada bir sorun yok mu? Tam da bir sosyolog olarak ikram etmek, hizmet etmek üzere değil daha çok tüketmek üzere eşya ile yiyecekler ile kurduğumuz ilişki biçimi beni üzerinde uzun uzun tefekkür etmeye davet ediyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.