
Cuma günü yayınlamış olduğum yazı ile ilgili olarak iki güzel mektup aldım. Bu gün sizlerle o mektupları paylaşmak istiyorum. Mektupların temsili değeri oldukça yüksek…
Birinci Mektup Almanya''dan geliyor. Almanya''da üniversite eğitimi gören bir öğrenciden.
Fatma Hanım merhaba,
Beni hiç duraksamadan size yazmaya iten sebep Yeni Şafak''taki son yazınız...
Almanya''da Westfalen Münster Üniversitesi''de Sosyoloji / Siyaset Bilimi öğrencisiyim. Alman toplumunu kategorize edip (tüketim toplumu, çalışma toplumu, değerler toplumu vs.) üzerinde tartışıp bölümü götürüyoruz burada. Türkiye''de hiç üniversite okumadım, hiç üniversite ortamında bulunmadım. Ama iki ayrı ülkenin üniversite disiplinini, daha doğrusu bilim disiplinini içeriden görme fırsatına eriştim. Netice: Kendimi öyle bir ortamda buldum ki bir an, Türkçesini bildiğim bir kelimenin anlamına tekrar bakma ihtiyacı duydum; Wissenschaft: Bilim!
Burada üniversitelerde kullanılan metot; sosyal bilimleri faydalı kılan, bir işe yarar hale getiren ''şey'' Türkiye''de ne yazık ki yok. Türkiye''de "uzun süreli, gözleme dayalı projeler" ne yazık ki yok. Ne yazık ki Türkiye''de sosyal bilimler, itibar edilecek bir bilim dalı bile değil. Türkiye''de sosyal bilimlerle akademik olarak uğraşmadığım halde bunu nerden biliyorum? Babamın, üniversite tercihlerinde Sosyoloji''yi tercih etmek istediğimi söylediğimde verdiği yanıttan: Sosyoloji bitirenin bir mesleği yoktur evladım. Nedir sosyolog? Ekonomi oku, İsletme oku, Tıp oku... Ama sosyologluk bir meslek değildir.
Madem yakınmaya başladım, o halde devam etmeliyim... Önünde kamusal engeller olmayan bir dostumuz, yurt dışındaki görevinden bunalıp Türkiye''de bir üniversiteye ''kapak atma'' niyetinde olduğunu söyledi geçenlerde... ''Yurt dışında okumuş olmanın verdiği sükse, bir kaç referans; sonrası rahat meslek'' diyordu. Bir an durup düşündüm de... Kütüphanelerin çoğu elektronik sistemleri kullanmaktan aciz; üniversitelerin girişlerinde güvenlik korumaları, herhangi bir üniversitede herhangi bir konuda ders veren bir hocanın dersine sıradan bir vatandaşın iştirak etmesi imkansız; öğretim görevlileri memur, heyecansız; öğrenciler bilimle uğraşmaktansa ya çete kavgalarında, ya örgüt toplantılarında. (Tabii ki bunlar olması gereken şeyler, çoğul görüşler, farklı sesler, eyvallah, ama bilimsel çalışmayı engelleyecek kadar değil!)
Son yazınızın minicik bir alt baslığından sizin de aynı dertlere sahip olduğunuz anlamını çıkarttım, ya da böyle anlayıvermek, derdime bir arkadaş bulmuş olmak istedim.
Sosyal bilimlerin ülkemizde olağanüstü bir değere sahip olduğu, sorunların doğru düzlemde doğru kelimelerle tartışılabildiği zamanları da görmek ümidiyle. Hürmetlerimi sunarım.
E.Z.
Şimdi okuyacağınız mektubun sahibi doktor bir hanım. Kendisini deist olarak tanımlıyor. Gazete aracılığı ile bendenize ulaştı. Bir sabah buluşup uzun uzun sohbet ettik.
Merhaba,
"Özgüveni yüksek, denetimi önemseyen yöneticiler" demişsiniz Cuma günü yayınlamış olduğunuz yazıda.
Sorumluluğunun farkında olanlar yani... Bunları ithal etmemiz gerekecek.
TC''nin AKP''ye kadar olan yöneticileri sorumluluk aldılar mı? Olan biten her şeyi AKP''nin marifeti sanıyorlar, dahası AKP''nin neden değil sonuç olduğunun farkında bile değiller. 80 yıllık laik cumhuriyet deneyiminden sonra hala ülkenin bir kısmında aşiret hukuku hakim.
Pornografi konusunda haklısınız. Pornografi insan doğasında varolan cinsel şiddeti ve ilkel güdüleri ortaya çıkaran, uyaran bir araç. Batı bile bununla boğuşuyor, ama teknolojiyle baş etmek mümkün değil, her yere sızıyor, kapıdan kovsan bacadan giriyor ve bu sızma potansiyeli her geçen gün artıyor.
Öğretmenler ve din adamları nasıl eğitilecek? Onları eğitecek donanımda yeterli insan var mı?
Üniversite öğrencilerini bazı tv programlarında izliyorum. Cahilliklerinin boyutu dehşet verici.
Toplumların en önemli değerleri, iyi yetişmiş insan kalitesidir.
ABD bugün ekonomik olarak batık olmasına rağmen, karşılığı olmayan para basmasına rağmen, akıl almaz teknolojik üstünlüğü ve % 10 da olsa çok iyi yetişmiş insan kalitesi sayesinde egemenliğini sürdürüyor. Askeri üstünlüğü bilime ve teknolojiye bağlı.
Biz bu %10 ''u yetiştiremediğimiz sürece 100 tane de petrol boru hattı geçirsek bu ülkeden piyon olmaktan, her geçen gün artacak toplumsal sorunlarla boğuşmaktan bir adım ileri gidemeyeceğiz.
Ülkede ne yazık ki umut verici tek bir kesim bile yok.
Laiklerin geçmişi belli, AKP''nin bugünü ortada.
Ülkenin üniversitelerinde eğitimin standardı, birkaç bölüm hariç- ki onların büyük kısmı teknik alanlar- giderek düşüyor. İyi olanların büyük kısmı zaten dışarı gidiyor ve bu oran giderek artacak. Dünkü tv programında şahit olduğum gibi, anayasa hukukunun siyasal hukuk olmadığını sanan hukuk öğrencileri, üstelik İstanbul''da, yetişiyor. Dehşet içinde kalakaldım. Mümtaz''er Türköne de Can Ataklı da ikna edemedi çocuğu, bu iki can düşmanı aynı şeyi söylüyor, acaba yanılıyor muyum ben diye bir saniye düşünmedi, üstelik onlara cahil dedi.
Çok zor işimiz. Hele sizinki! Bu ülkede sorumluluk hisseden, farkındalığı yüksek yazarlar için üzülüyorum, çok yıpratıcı.
Sevgiler
B.F.
Bu iki mektubu lütfen aklınızda tutunuz. Çarşamba günü tam da okuyucularımın işaret ettiği noktadan devam edeceğim. Öz güveni yüksek sorumluluk şuuru kuvvetli insanların ne kadar önemli olduğunu Kadın Sağlıkçılar Dayanışma Derneği(KASAD-D) üzerinden tartışacağım. Ama siz bu arada lütfen KASAD-D''ın internet sitesine gi-rerek neler yapmış olduklarına bir göz atın. 2 Mayıs Pazar günü Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi''nde gerçekleştirmiş oldukları sempozyum metinlerine bir şekilde ulaşmaya çalışın.
Bu defa size bir ev ödevi vermiş oldum. Bakalım kimler yapacak ev ödevini?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.