“Paris"in havası hava değil semm-i katil”

00:008/01/2010, Cuma
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

I-Çarşamba günü (6.1.2010) Hürriyet gazetesinde Sefa Kaplan; Fransa''da sahnelenen “Hannah''ın Şeytanı” adlı oyun vesilesiyle, Yahudi asıllı Arendt ile “Faşist” Heidegger''in ilişkisini anlatan bir yazı yayınladı.Bilmeyenler için bir giriş denemesinde bulunalım.Kadından filozof olmaz diyenlere yirminci yüzyılın muazzam bir cevabıdır Arendt. Hitler''in uygulamış olduğu soykırımın bütün acılarını yaşamış; bir ülkeden bir ülkeye kaçmak zorunda kalmış; Yahudi olduğu için üniversitede ders vermesi engellenmiş;

I-

Çarşamba günü (6.1.2010) Hürriyet gazetesinde Sefa Kaplan; Fransa''da sahnelenen “Hannah''ın Şeytanı” adlı oyun vesilesiyle, Yahudi asıllı Arendt ile “Faşist” Heidegger''in ilişkisini anlatan bir yazı yayınladı.

Bilmeyenler için bir giriş denemesinde bulunalım.

Kadından filozof olmaz diyenlere yirminci yüzyılın muazzam bir cevabıdır Arendt. Hitler''in uygulamış olduğu soykırımın bütün acılarını yaşamış; bir ülkeden bir ülkeye kaçmak zorunda kalmış; Yahudi olduğu için üniversitede ders vermesi engellenmiş; ama o bütün bunlara rağmen Yahudi, kadın ve filozof kimliklerini hürriyetin ve adaletin teknesinde yoğurmuştur.

O kalbi olan hür bir filozof kadındır.

Esasen Arendt''i filozof olarak anmak kendisine yapılmış bir haksızlıktır. Çünkü felsefenin “bireyin kendisi”ne dair sorunlarla uğraştığını söyleyerek bu sıfatı reddetmiştir. Siyaset bilimci olarak tanımlanmak istemiştir çünkü çalışmalarının “tekil olarak insana değil, dünyada yaşayan ve dünyayı kaplayan insanlığa” odaklanmasına önem vermiştir.

Filozofluğuna vurgu yapma sebebim Hitler''in “soykırım yasaları”nı uygulayan “emir kulu”nun İsrail''de yargılanışı sırasında adaletin yara aldığını söyleyecek kadar hür olması ile ilgili. Bu kadar hür olabilmek için ya tasavvuf ehli ya da filozof olmak gerekiyor.

Bütün bağlardan azade olarak kimlikleri bir tarafa bırakarak eylemin kendisini konuşabilmek. İşte bunu sadece düşünce insanları başarabilir.

Lakin Arendt ile Heideger''in aşkının anlatıldığı oyuna “Hannah''ın Şeytanı” adını koymak esasında Arendt''i hiç anlamamaktır. Çünkü Arendt ömrünün sonuna kadar “Faşistliği”ni şikâyetsiz boynunda taşıyan “Hocası”nın yanında oldu. Heidegger''in eserlerinin Avrupa''da tanınması için bir misyoner gibi çalıştı. Çünkü Arendt doğrudan kendini ilgilendirmesine rağmen Heidegger''in “Faşist”liğini parantez içine alarak, onun dünya çapında tanınmasının “dünya” için ne kadar önemli olduğuna inandı.

Çünkü o gerçek bir entelektüeldi.

II-

Sefa Kaplan''ın yazısını internet üzerinde okurken; NTV radyodan Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas''ın Türkiye''ye gelmesi ve Mısır dışında bütün diplomatların Abbas''ı havalimanında karşılamasına dair yapılmış haberi dinliyordum.

İki dakika önce de Oğuz Haksever, insanî yardım için Gazze''ye giden fakat Mısır hükümeti tarafından kendilerine geçiş hakkı tanınmayarak saatlerdir bekletilen bir görevli ile telefon bağlantısı kurmuştu.

Gazze''de hayat insani sınırın çok altında seyrediyor ve Mısır yardım konvoyunu sebepsiz bekletiyor. (Yazıyı gazeteye göndermeden önce Mısır''ın “bekletişi”ne tekrar baktım. Hızlı bir dağıtım için konvoya lütfen izin verilmişti.)

III-

İsrail Filistinlilerinin hayatını ve ölü bedenlerini yağma ediyor.

Fransa Sırma Oran''ı “1915 olaylarını Ermeni soykırımı olarak kabul etmediği için” para cezasına çarptırıyor. Üstelik Sırma Oran bu cezaya hakkını aramak için açmış olduğu dava dolayısıyla çarptırılıyor. Kendisine yapılan ayırımcılığı şikâyet etmek üzere başvurduğu mahkeme onu “suçlu” buluyor.

Güne Fransa''da sahnelenen bir oyun ile başlamıştık değil mi? Halimizin analizini bir Fransız düşünür üzerinden yapalım konumuza uygun olarak. Pascal Bruckner: “Küresel köy, tüm insanları aynı dışsallığa köle eden baskıların toplamıdır ve insanlar egemen olmasalar bile, hiç değilse bundan korunmaya çalışırlar. Halkların bu karşılıklı bağımlılığı ve uzaklarda olup bitenlerin bizim üzerimizde önceden hesaplanamayan yankılarının olması boğucu bir durumdur.”

Kötülüğe kalbimizle ile buğz etmenin dahi zor olduğu zamanlara geldik.

IV-

Başlığa gelince. Başlık merhum Ferit Kam''ın 1913 yılında yapmış olduğu Avrupa seyahatinden.