"Robotları insanlığın nihai aşaması olarak görüyorum"

00:0018/07/2011, الإثنين
G: 4/09/2019, الأربعاء
Fatma Barbarosoğlu

Zaman zaman çok ilginç mektuplar alıyorum. Bazen bu mektupları sizinle paylaşıyorum. Bu gün yazdığım yazılarla alakalı iki mektup yayınlayacağım. Önce Feriha Hanım''ın mektubunu paylaşmak istiyorum. Son yazdığım iki yazı ve Babil programındaki sohbet üzerinden bakın neler kaleme almış.Merhaba,Yazınızı okurken aklıma takılan sorular:"İnsanlar hep aynı şekilde konuşuyor derken neyi kast ediyorum?"LCD''un eşitlik ideolojisiyle bir ilgisi olabilir mi, demokrasinin doğal bir sonucu mudur?Ne ahlak, ne

Zaman zaman çok ilginç mektuplar alıyorum. Bazen bu mektupları sizinle paylaşıyorum. Bu gün yazdığım yazılarla alakalı iki mektup yayınlayacağım. Önce Feriha Hanım''ın mektubunu paylaşmak istiyorum. Son yazdığım iki yazı ve Babil programındaki sohbet üzerinden bakın neler kaleme almış.

Merhaba,

Yazınızı okurken aklıma takılan sorular:

"İnsanlar hep aynı şekilde konuşuyor derken neyi kast ediyorum?"

LCD''un eşitlik ideolojisiyle bir ilgisi olabilir mi, demokrasinin doğal bir sonucu mudur?

Ne ahlak, ne zeka, ne bilgelik, ne çekilen eza, ne cefa, ne sabır, ne merhamet ne de emek konularında eşit olmayan insanların kendilerini eşit görmesi, ülkelerin kaderlerinde eşit oy hakkına sahip olmaları...

Konuşmanızda dediniz ya, herkes yazar olmak istiyor, (programın büyük kısmını izledim, pek keyif aldım)

Herşeye hakları olduğunu, güçlerinin yeteceğini düşünen insanlar... Nereden geliyor bu özgüven? Ne zaman yazmaya kalksam üç beş satır, hemen bırakıyorum, çünkü okuduğum yazarlar aklıma geliyor, kendimi resmen komik buluyorum. Bu özgüven nerede satılıyorsa gidip bir kaç kilo alsam keşke, çok sıra dışı kaldım özgüven eksikliğim nedeniyle.

Herkesler bir kitap sahibi olmayı düşlüyor. O kadar iyiler yani, o kadar anlatacak şeyleri var dünyaya, çok kıskanıyorum böylelerini. Hele de anlattığınız hanım, hani şu kitap okumayan, ne yazacağını bilmeyen ama yazmak isteyen, yazar olmak isteyen var ya, ne şanslı genetik yapısı varmış, gamdan tasadan, kederden uzak yaşıyordur eminim, kendiyle tümden barışık. Adaletin bu mu dünya, bu nasıl bir eşitsizlik, nasıl bir haksızlıktır, inanan biri olsam isyan etmekten, Tanrı''yı sorguya çekmekten doğruca cehennemi boylayacağım.

Robotlar....

Robotlara hiç şaşmıyorum ki ben, onlar bizim uzantımız, tüm makineler gibi, onlar bizim evrimimiz, geleceğimiz. Önceki yıllarda robotların dünyayı ele geçirmesini konu edinen filmleri izlerken insanlardan yanaydım, robotlardan haz etmezdim. Bir bilim kurgu manyağı olarak, en büyük gelecek distopyam da robotların dünyayı ele geçirmesiydi.

Artık değil... Artık bilgeleştim herhalde, bu dünya beni eğitti.

Robotları insanlığın nihai aşaması olarak görüyorum. Kilit kelime, evrim (seküler birinin mantığından yazıyorum tabii ki:))

Umarım onları programlayacak, yaratacak olanlar, insan ırkının merhamettten, bilgelikten yana nasibini almış üyeleri olur...diyeceğim ama diyemiyorum...lowest common denominator sonucu bu pek mümkün görünmüyor. Dünya tamamen robotlara kaldıktan sonra robotların kendi aralarında kavgaya tutuşup (onlar da evrim geçirip kendilerine özel ek programlar üretebilecekler muhtemelen) kısım kısım bölüneceklerinden hiç kuşkum yok, battlestar galactica da olduğu gibi. Milletler, değişik dinler, kabileler falan oluştururlar .

Ölümsüz oldukları için artık binlerce sene sürecek yolculuklar onlara vız gelir, havaya suya ihtiyaçları da olmaz, uzayın fethini de tamamlarlar, insan hastalığını evrenin dört bir bucağına yayarlar. Uzay çok büyük, büyük ihtimalle sonsuz bile olabilir, bizlerden farklı olarak her bir robot grubu farklı yönlere dağılabilir ve kendi aralarında savaşmaktan vazgeçebilirler. Uzaylıları hedef alırlar. Biz insanlar ise bu gezegende sıkışıp kaldık, uzaylı bulamadığımız için birbirimizi yiyoruz. Eh bu açıdan iyi olabilir robot evrimi, nihayetinde dünyaya barış gelir, savaşı uzaya taşırlar.

Ayrıca uzayı biz fethetmişiz gibi şimdiden sevinebiliriz, çünkü aslında onlar biziz biz onlarız. Beynin bir uzantısı onlar, eklenti.

Transhumanizm sen çok yaşa, bak neler dedirtiyorsun insana. Şimdiden çeşit çeşit transhumanizm var, ki bu bile robotların ilerde grup grup ayrışacağına bir delil olabilir.

Öylesine düşünceler benimkisi, bir anlamı yok bağlamı yok, zaten zamanımızda ne anlamın ne bağlamın bir önemi de yok. Maksat söz olsun maksat yazı olsun, ortama uyayım dedim de...

Feriha B./İstanbul

Bu da ikinci mektubumuz... İnce bir dikkat ve sağlıklı gözlemlerden oluşan satırlar. Buyurun...

"Cuma namazı kılmak üzere Edirne''ye gittik."

Kandiliniz mübarek olsun Fatma Hanım. Bu gün cuma namazında küçük oğlumla Selimiye''deydik. Erkeklerin olduğu bölümün dörtte üçü doluydu. Kadın bölümü ise çok kalabalıktı. Aslında diğer camilerde cemaat yok denecek kadar az. Mesela Beyazıt Külliyesi''nde yirmi kişi bile yoktu. Külliyenin restorasyonu için ciddi bir emek ve para harcanmış. Çok da güzel olmuş. O güzelim motifler, aslına uygun boyanmış. Çocuklar en çok orasını sevdiler. Şifahanelere bayıldılar. Eski Cami''nin cemaati iyi, orada sorun yok. Yerli halk çoğunlukla orayı tercih ediyor sanırım. Bu cami Selimiye''nin hemen karşısında. Defterdar Mustafa Paşa Camisi''nin ise hiç cemaati yoktu. Ama çok genç ve mütebessim bir imamı vardı. Hoşsohbetti de üstelik. Kendini küçük çocukları yetiştirmeye vakfetmiş. Çocuklar ikinci olarak da orayı sevdiler.

Üç Şerefeli Cami çok dikkatimizi çekti. Devasa beşgen kolonlar üzerine oturtulmuş kubbesi. Dikdörtgen bir cami. Ne yazık ki, eski bezemeleri ortaya çıkarıp yenilemek yerine bazı yerlerini alçıyla kapatmışlar. Yer yer dökülmüş alçı sıvaların altından turkuvaz bezemeler görünüyor. Vakit namazlarında oğlumla oraya gittik.

Edirne''de ecdat yadigarı çok cami var. Halkın pek meyli ise başka tarafa akmış. Sonuç olarak camiler boş. Bol bol turist var, fotoğraf çekip gidiyorlar. Ama saygılılar. Kapıda yazılı olduğu şekilde başlarını omuzlarını örtüp giriyorlar. Ama bizim yerli turist kızları başlarını örtmeğe ikna edemedik. Gerçi minik şortlarının üzerine kapıda verilen beyaz önlükleri giydiklerinde daha seksi oluyorlar ya neyse. Edirne de durum bu.

Nurşen G./Adapazarı