
Tam nerede kaldı diyordum ki… Hani bir ara DYP-SHP koalisyonunda bakan idi. Sonra adı oğlunun bir Fransız firmasından burs almasıyla ilgili olarak bir takım tatsız haberlerle anılır olmuştu. En son Fatih Altaylı''nın Ruhat Mengi''ye hakaret davasına, müdahil avukat olarak katılmıştı. Ben nerede kaldı derken…
Meğer çoktan aramıza dönmüşmüş.
Tarafsız Bölge''de rastladım geçenlerde. Önay Alpago''dan bahsediyorum.
Olanca kibarlığı ve cami yıkılsa da mihrap yerinde duran güzelliği ile. Kelimeleri sanki manaları için değil de, musıkisi için arka arkaya diziyormuş edasıyla konuşan.
Konuşması enstrümantal bir hafif müzik parçası gibi duran Önay Alpago.
Dinlerken dinlerken…
Doğru kelime seyrederken seyr ederken olmalıydı esasında. Dinlenecek pek bir malzeme sunmuyor o estetize konuşmalar. Daha ziyade insanda bir acıma duygusu uyandırıyor. Merhamet: Allah''ım yıllar bir insana nasıl hiçbir katkı yapmadan, hiçbir şey öğretmeden geçer.
Görgüyse görgü, bilgiyse bilgi, kamusal alan tecrübesiyse kamusal alan tecrübesi. Ama yok. Yanı başında oturan, kendisi gibi eğitimli, kendisi gibi parti üyesi, kendisi gibi şehirli bir kadının başındaki örtüsünden dolayı akıllara durgunluk veren bir mukayese yapıveriyor. Başörtüsü eşittir köylünün şalvarı. Nazlı Ilıcak çileden çıkmakta haklıdır.
İnsan ona bakarken bakarken kentli –okumuş –şehirli kadının muhakeme gücü karşısında altından kalkamayacağı bir hayal kırıklığına düçar oluyor. Fakülte falan bitirmemiş. Yıllardır mesleğini icra filan etmemiş de… Nasıl desem… Sanki ilk okul beşinci sınıf öğrencisiymiş de… Olanca kabiliyetsizliğine rağmen öğretmenin gözdesi olduğu için en iyi rolü kapmış mini mini bir kız. Rolüne uyum sağlasın diye makyaj hileleriyle yaşlandırılmış da, ama niyeyse yüzün o kırışıklığına aklın ve tecrübenin asla eşlik edemeyişi ile… Herkesi gösteriyi erken terk etme zorlayan biri gibi Önay hanım.
Çok kibar. Bu kibarlık adamı öldürür dedirtir cinsten. Nasıl da zarif özür diler Ayşe Böhürler''den Ayşe Hanım kusura bakmasın derken, nasıl da kusurlar döktürür ortaya karışık, koca bir servis tabağı içinde.
Kendisi için değil kadınlığı için bir şeyler istemektedir. Kadın olduğu için kadın kotasından seçilmek istemektedir.
Kadın olsun torba dolsun kotasından.
Ama kadın deyince kendini anlamaktadır sadece. Ve lütfen Türk halkının da sadece bunu anlamasını istemektedir. Çok şey istememektedir velhasıl. Demokrasinin ortasına bir incir ağacı sadece. Çok mu?!!!
Dilinin ucunda ucundan konuşurken. Hiçbir kelime kalbine değmeden yani.
Sizce kadınların en önemli sorunları nedir sorusuna asla cevap veremezken …
Cevap veremeyişini şeriatfobi üzerinden örterken.
Yani…! Daha sıralayayım mı? Bu tuzu kuru kadınlar korosunun çağın gerisinde kalmış sığ söylemleri, muhataplarının isteklerini, söylemlerini asla anlamaz katilikte ve kavilikte kifayetsiz üslupları… içinizi sıkmıyorsa şayet…Meksika dizilerini aratmayacak yazılar yazabiliriz. Malzeme ganimet gibi.
Onca diploma, kamusal alan tecrübesi, hayat tecrübesi hiçbir katkı sağlamıyor işte!!! Biz, ekranın bu tarafından onların siyaset üzerine konuşmasını beklerken … Onlar hâlâ bebekleriyle oynayan cici kız edalarında oturmacılık oynama gelmişler ekranımıza. Kadın sorunu dedikleri şeyi barbi bebek ile taş bebek arasındaki farklar üzerinden kotarmaya çalışıyorlar. Ahmet Hakan azıcık üzerlerine gidecek olsa, zaten biz erkekleri evcilik oynatmak istemiyoruz diyiverecekler.
İyi bir kadındır Önay Alpago muhakkak. Aynı muhitte otursak onu görüp selam verdiğim sabahlar mutlu bile olabileceğim bir kadın. BELKİ. Emekli baş öğretmen edalarında beni gördüğü her yerde düzeltmeye kalkmasını dünyayı anlayamıyor olmasına vererek, söylediği her şeyi parantez içine alarak, hoş göreceğim bir kadın. Hani karşılaşsak, o benim başörtümü bir türlü parantez içine almayı başaramayacağı için, lafı hep oraya getirir de… Ben, madem bu kadar siyasetin içinde olmak istiyor diyerek, ona günlük hayatın diline dair, edebi ve sosyolojik anlamda veriler sunarım. Maksat hizmet olsun. Memleketimin insan manzaralarından bir iki kare resim gezdirsin hafıza dağarcığında diye. Çağı anlamasına katkıda bulunurum. Onu bilgilendirdiğimi hiç belli etmeden üstelik. Çünkü o insanda serçe sevenler derneğine yakışacak kadar iyi bir insan olduğu hissi uyandırıyor.
Ama iyi kalmak ile yerinde saymak arasında hiçbir bağlantı olmadığını neden göremiyor sayın avukatımız, eski bakanımız. İyi olarak kalmak emek ister. İyi bir siyasetçi olarak kalmak, iyi bir yazar olarak kalmak, iyi bir anne olarak, iyi bir komşu olarak,iyi bir eş olarak …Sıralayın dünyaya dair ne kadar konum ve ne kadar durum varsa.
Kemalist kadınların, yani kalbinde iki Mustafa için yer açmaya çalışan kadınların sıkıntısı şu ki, hiç emek sarf etmeden iyi olmak istiyorlar. Emek sarf etmeden bütün iyilere sahip olmak. Dünyanın bütün güzel şeylerine sadece kendilerinin ve dolayısıyla kendi sınıflarının hakkı olduğuna inanarak üstelik. Meseleleri asla kavramsal düzeyde düşünemedikleri için hani o meşhur sözdeki gibi. "Küçük kafalar insanları, orta kafalar olayları, büyük kafalar fikirleri konuşur"
Bunlar hep kendilerini konuşmak istiyorlar. Yalnız kendilerini.
Kendilerini… Parmak arası terliklerini… Mayolalarını filan.
Konuşsunlar. Kim karışır!!! Sorun şu ki onlar hem bunları konuşmak hem de Hannah Arendt kadar saygın olmak istiyorlar.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.