
Aşağıda okuyacağınız satırları Nisan ayında yazdım. Yayınlamak maksadıyla değil, çocuklarıma hatıra olsun diye yazdım. Lakin Pazartesi günü yayın yönetmenimiz Yusuf Ziya Cömert''in yazısını okuyunca, hastalık ve geçmiş olsun temennilerinin istikbal için sosyolojik bir değeri olduğuna karar verdim. Yusuf Ziya Cömert Allah kimseyi kimsesiz bırakmasın diye bitiriyordu yazısını. Ben hastalıklarımı "kimsesiz" yaşadım daima. İnsanın ailesinin dışında "kimsesi" olamayacağını epey zaman önce öğrendim. Buyurun yazıyı okuyun neden sosyal bilim öğrencileri için yayınladığımı Cuma günü izah edeceğim.
Aniden başlayan mide rahatsızlığı. Gün boyu hasta mısın diye soranlara verilen yorgunum cevabı. Evet evet yorgunum. Dinlenmem gerekiyor. Ne zaman dinleneceksem! Çamaşır asılacak. Kuruyanlar toplanacak. Bir dergi için söyleşi yazılacak. İki güne yetecek kadar yemek yapılacak. Alış veriş için markete gidilecek. Gazete yazıları...
Sabah başlayan rahatsızlık gece tam bir eyleme dönüştü. Bütün organlarım sırayla tekmil verdi. Ben buradayım. Ben de buradayım. Ne mutlu bana. Bir kuru kafadan ibaret olmadığımı anlıyorum böylece.
Gecelerin bir yıl kadar uzun olduğu tecrübe edildi. Kendi ağrılarımla baş etmeye çalışırken en çok kanser hastalarını düşündüm. Hastalar için dua ederken nihayet uykuya dalmışım.
Saatin sesi. Oysa dinlenmem lazım. Dinlenirsin, yazını yaz sonra dinlenirsin. Kendime komut vermeye çalışıyorum. Yazıyı yaz. Sonra dinleneceksin. Yaz yazıyı. Sonra dinleneceksin. Hadi başla. Yaz. Yaz.
Yazı için masaya oturuluyor. Yıllar var bu kadar uzun yazı yazmayalı. Gazeteye göndereceğim yazıyı, tam sekiz seansta yazıyorum. Tam oturuyorum iki cümle yazıyorum ki şiddetli bir ağrı. Ara veriyorum. Ağrı geçer gibi olduğunda tekrar iki cümle daha yazıyorum. Yine dayanılmaz bir ağrı.
Sonunda yazı bitiyor. Her zaman tıkır tıkır yazdığımı görüp yazmanın çok kolay bir şey olduğunu sanan ev ahalisi bu defa şaşırıyor. Yazmasan olmaz mı diyorlar. Olmaz.
Yazıyı gönderiyorum nihayet.
Ağrılarımla nasıl başa çıkacağımı buldum. Hiçbir şey yemezsem su bile içmezsem bulantı ve ağrının şiddeti azalıyor.
Susuzluktan halsiz kaldım. Baş ağrım iyice arttı. Tam bir değiş tokuş oldu bu durumda. Mide ağrısı ile baş ağrısını takas etmiş oldum.
Takdir-i ilahi işte. Ağrıdan öle öle yazdığım yazı fazla yankı buluyor. Televizyon kanalları, radyolar, dergiler. Her konuşma "Bugün yayınladığınız yazı kapsamında konuşmak istiyoruz" diye başlıyor. Mümkün değil
İnsana önem verenler çok geçmiş olsun diyor. Programına önem verenler bize bir saatinizi ayıramaz mısınız diye ısrar ediyor. Sabır ile susuyorum. Susarken gözümden irice bir yaş tanesi düşüyor.
Telefon kapandıktan sonra ey kudreti büyük Allah''ım ben çok kötü bir şey mi yapıyorum ki, en insani hassasiyeti bile hak etmiyorum diyorum.
Kulağına küpe olsun, hasta olduğun zaman kimsenin ilgilenmeyeceği yazılar yazmalısın.
Endoskopi''den kaçamıyorum. Ben ki aynı anda iki diş çektirmiş dört defa diş eti ameliyatı olmuşum. Adımın korkağa çıkmasına razı olmayıp hastane yolunu tutuyorum.
Midem ağrıyor diyorum doktor beye. Nereden biliyorsunuz ki diyor. Doktorlar ile ta en başından bir yanlış iletişim hikâyem var. Müsaade edin de bileyim diyorum. (Cevabımın ne berbat bir cevap olduğunu altı saat sonra fark edip yerin dibine girecektim.) Biz bile bilemiyoruz da diyor doktor bey. Safra kesesi rahatsızlığı ile mide rahatsızlığının nasıl kolayca birbirine karıştırıldığını anlatıyor gayet nazik bir üslup ile.
Esasında şikâyetlerden yola çıkarak rahatsızlığımın safrakesesi olduğundan emin. Ama bunun yanı sıra bir de mide rahatsızlığı olabileceği ihtimalini de dikkate alıyor.
Evet, doktor haklı çıkıyor. Esas sorun safra kesesinde. En büyüğü bir cm olmak üzere irili ufaklı bir sürü taş. Ameliyat diyorlar.
Benim vakte ihtiyacım var diyorum. Madem ameliyat hemen şimdi oluvereyim. Kızım ve eşim dehşete düşüyor. Ben böyleyim. Zihnimde taşımayı hiç sevmem. Madem ameliyat hemen şimdi oluvereyim. Eve gidip ihtiyacım olan şeyleri alıp gelirler. Ben bu esnada ameliyat olmuş olurum. Nasıl ısrar ediyorum. Eşim evden çıkmadan önce sıkı sıkı ameliyat derlerse sakın bu gün olayım deme diye tenbih etmesi gerektiğini düşünüyor. Bunu bakışları ile hissettiriyor. (Eşim, çocuklarım evden çıkmadan hep tenbih ederler. O kitabı çıkar çantandan. Bak bu defa yemek beklerken okumaya başlama. Benimle ilgili şu olayı sakın anlatma. Tanımadığın insanlarla nasıl o kadar uzun konuşabiliyorsun bu defa öyle yapma sakın.) Baba-kız hemen oracıkta o saat ameliyat olmama izin vermiyorlar. Neden sebep!
Ben ya hemen ya da vakti saati gelince şıklarından birini tercih ediyorum. Tamam öyleyse hemen şimdi şıkkını eledik. Geriye vakti saatin gelince şıkkı kaldı.
Eşim ben ameliyat olmadan rahat edemeyecek. Bir yere giderken bütün doktor arkadaşlarının telefon numarasını tekrar tekrar yazdırıyor. Ben konuştum alo demen yeterli diyor.
Safra kesesi çamurlaşmış ve içinde bol miktarda küçük taş var dedikleri günden beri içimde çamur dolu bir torba varmış hissi ile yaşıyorum.
Bundan bir işaret çıkarıyorum. İçine dön. İçine dön. İçindeki çamur dolu torbayı temizle.
Bekliyorum.
Tuhaf bir şey biraz sonra uçağa bineceğim. Ama korkuyorum. İlk defa uçağa binecekmişim gibi korkuyorum.
Çamur dolu safra kesesi mi bu korkuyu besliyor?
Bilmiyorum.
Yedek yazılar yazıyorum. Çünkü narkozdan kolay uyanamıyorum. Hele ameliyat sonrası insanı terk ettikleri o köşe yok mu. Araf''ta kalmak. Bütün sesleri duymak ama bir cümle kuramamak. Günlerce narkozdan uyanma halini tekrar tekrar yaşıyorum. Bu defa işi sağlama almalıyım. Cümlelerimi erken erken kurmalıyım.
Ameliyat sonrası ilk cümle
Kardeşim, ayılırken Nuh Aleyhisselam diye uyandığımı söylüyor. Bu ameliyatın saati de günü de iyi oldu, o toplantıya neden gidemediğimi izah etmek zorunda kalmayacağım demişim. Pansuman yapan hemşirenin şaşkınlığını kardeşim anlattı. Sayıklıyor mu demiş. Ayıktın diyor kardeşim.
Geçmiş olsun temennisinde bulunan toplam beş kişi oldu. İsim isim aklımda kayıtlı kendileri. Bir kişi çiçek gönderdi. Sevgili Müşerref. Kendisi kadar zarif bir çiçek. Beş geçmiş olsun temennisi de telefon ile gerçekleşti.
Kimseler ziyaretime gelmedi bir telefon dahi etmediler diye küstüm mü? Hayır. Neden böyle olduğunu anlamaya çalıştım. Bu yazıyı sosyal bilim öğrencileri için yayınlıyorum dememin sebebi bu.
Anlamaya çalışırken karşıma ne çıktı? Konuya Cuma günü devam edelim...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.