
Vakti zamanında birileri türbanist olduğu için antitürbanist tavırlar kemikleşerek arttı. Bunu görmezsek her defasında iktidar yoluyla iki adım ileri, sonra da “medya baskısı” ile dört adım geri giden bir çözümsüzlükte, kilitli kalacağız. Hem iktidar hem de muhalafet için “türban sorunu” kimlik kazanılan verimli bir alan çünkü.
Şimdi başını açan kızların “terfi” etmesi, üzerlerine dosyalar hazırlanması, haber değeri taşıması hiç hoşumuza gitmiyor. Ama bir zamanlar türbanistler aynı yöntemi uygulamıyor muydu? Hatta işin ucu bir hayli kaçırılmış olarak, “türlü muhit”lerde bulunmuş (şarkıcı,artist,dansöz,manken) genç/güzel kadınlar başlarını örtünce onlar İslam ile şereflenmiş değil de, haşa İslam onlar ile şereflenmiş gibi kendilerine “nimetler” bahşedilmiyor muydu? Rol model olarak; hep “burada” yaşamış olan genç kızlara kadınlara; bu öteki muhitlerden transfer hayatlar “örnek” olarak sunulmuyor muydu? “O hayatları” tatmış olan kadınlar için açılan kapıların nasıl algılandığını, nasıl yöntemsel bir sorun olduğunu, daha dün hidayete ermiş iken, ertesi gün “güzel fotoğrafının” altında bir hayli mürekkep yalamış satırların konuluvermesinin ne manaya geldiğini, bu mananın nasıl “okunduğunu” “ağabeyler” hiç düşünmüş müydü?
“Türbanistlik” bu işte!
Antitürbanist tavırları anlayabilmek ve anlamlandırabilmek için buradan başlamanız gerekiyor. Göz herkesi görüyor da kendisini göremiyor. Bakalım aynaya da gözlerimiz herkesi görürken bir de “kendini” görsün.
Hatırlayınız.94 seçimlerinin baş döndürücü zafer sarhoşluğunda, mütedeyyin/prezantabl sekreter-tezgahtar ilanlarını.
Gün olur sap döner keser döner böyle bir şey işte. Siz kabukta ısrar ettikçe, en büyük başörtü, en uzun pardösü, en uzun sakal en büyük cübbe eşittir en takvalı kişi diye, kıyafetten takva çıkarıp, markadan “tekbir” getirince, sizin antiniz de işte böyle oluştu.
Gösterilen ve göze sokulan şeyin takva olmaktan çıkacağını saklayarak inadına göze batırmaya çalıştınız. Çalışmalarınız “nasipsiz” kalmadı. Keseniz para gördü, fikirsizliğiniz “eylem”e dönüştü. Türbanistlik bu işte. Kabuğa vurgu yapa yapa kabuğu kalınlaştıra kalınlaştıra nihayet özü öldürmek bu işte.
Medya üzeriden, marka üzerinden türbanistlik almış başını yürürken, siyasi partilerin bir kısmı türbanist geri kalanı antitürbanist oldu.Toplumsal proje yokluğunda şifa gibi geldi partilere türbanist olmak ya da antitürbanist olmak.
Devlet; çocuklar /gençler dini eğitim görmesin diye tedbir üstüne tedbir aldıkça, aileler de çözümü kabuğu kalınlaştırmakta buldu.
İyi de hangi kabuk?! Kabuk, bir muhteva olduğunda o muhtevayı korumak için kıymetli. Oysa son yirmi yılın laikliği koruma tedbirleri sayesinde, ibadet aşk damarını kaybederek kavga vesilesine dönüştü/dönüştürüldü. İslam raiting malzemesi olarak kullanıldı. Kim kullandırttı? Bu vesile ile “şöhret sahibi” olmak isteyen, “sahnesine” güvenen “âlimler” .
Kevser Kütük''ün başına gelenlerin türbanist ve antitürbanist tavırlar için “malzeme” yapılmasından muzdarip yazıyorum bu satırları.
Başörtülü kadınları “özne” olarak kabul etmeyen türbanist tavırlardan da antitürbanist tavırlardan da bunalmış olarak yazıyorum. Kevser''in kürsüden indirilmesinden daha tehlikeli olan ne biliyor musunuz? Şimdi bazılarını yanında bazılarını karşısında sanıyor genç kız. Oysa yarın bakacak ki kimse yokmuş…Güç sahipleri “başörtüsüne” sahip ya da karşı çıkıyor.Başörtüsüne! Bir kumaş parçası olarak başörtüsüne. O başörtünün altındaki bilinç, duyarlılık, ıstırap, ontolojik kaygı kimsenin umurunda değil!!! Ne o taraf ne bu taraf başörtülü özneyi yekdil olunacak bir “canlı” olarak görmüyor çünkü.
Dünyanın hangi ülkesinde hiç suç işlemediği halde kriminolojik bir vaka olarak ele alınıp, üzerine bu kadar alan araştırılması yapılan “kadın kimliği” var!
Geleneksel olarak örtünce “hoş ” karşılanıyor “oradaki” kadınlar. Geleneksel olarak örtenler “orada” olduğu için tehlikesiz. Başlarını bilinçli olarak örten tahsilli, dindar kadınlar, “burada” olduğu için tehlikeli.
Sözü yormaya bunca alan araştırması yapmaya, masraf yapmaya gerek var mı?
Beyhude gayret biz hep “burada” olacağız.Oy verdiğimiz halde bizi “özne” olarak görmeyen iktidarlara rağmen!!! “Burada” olacağız.
“Burası” imanın, aklın vicdanın ve ille de adaletin ülkesi.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.