Viyana"dan "Rol model Türkiye" gerçeğini okumak

00:0011/02/2011, Cuma
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

I-Ben bu yazıyı yazarken Kemal Kılıçdaroğlu hükümetin Mısır politikasını eleştirmek masadıyla akrabalarımızın aile ilişkilerine karışmayacağımız üzerinden mecaz üretmeye çalışıyordu.Kemal Kılıçdaroğlu''nun lider olamayacağını ne vakittir biliyorduk, ama en azından sınıf başkanı düzeyinde söylediklerine kulak vermek gerekiyor diye düşünüyorduk. Hayır, o sınıf başkanı bile olamayacağı konusunda kamuounu ikna etmeye çalışıyor.Türkiye''nin ana muhalefet partisinin genel başkanı akrabalara uzak durmak

I-

Ben bu yazıyı yazarken Kemal Kılıçdaroğlu hükümetin Mısır politikasını eleştirmek masadıyla akrabalarımızın aile ilişkilerine karışmayacağımız üzerinden mecaz üretmeye çalışıyordu.

Kemal Kılıçdaroğlu''nun lider olamayacağını ne vakittir biliyorduk, ama en azından sınıf başkanı düzeyinde söylediklerine kulak vermek gerekiyor diye düşünüyorduk. Hayır, o sınıf başkanı bile olamayacağı konusunda kamuounu ikna etmeye çalışıyor.

Türkiye''nin ana muhalefet partisinin genel başkanı akrabalara uzak durmak üzerinden politika belirleye dursun… Kendisini bütün dünyanın "babası" ilan eden ABD''yi bir kenara bıraksak bile Avrupa''nın "akraba" ilişkileri tesis etmek için ne kadar gayretli olduğunu kaynayan Ortadoğu kazanından görmemek imkânsız.

Hüsna Mübarek''in "saygınlığı" konusunda kendisine durumdan vazife çıkaran Merkel mesela.

Akrabalarımızın kapalı kapıların ardında ne yaptığına karışmazdık. Çünkü bir zamanlar kapı vardı. Ama küresel dünyada kapı diye bir şey kalmadı. Dünya artık hepimizin evi. Dünyanın hepimizin evi olması iyi bir şey gibi gelmesin size. Dünya "hepimizin" olduğu için çoğumuz "evsiz"iz artık. Nereye gitsek gurbet. Doğduğun yer de gurbet doyduğun yer de gurbet.

Orta Avrupa''yı dolaşırken dünyada iki millet var dedim: Zengin milleti ve fakir milleti.

II

Batı dünyası İslamcıların iktidara gelmesini "modern kadınların" haklarının gasp edileceği noktasından değerlendiriyor. Bu "endişe"ye aşinayız hepimiz. Afganistan müdahalesi de burkalı kadını özgürlüğüne kavuşturmak içindi değil mi?

Tunus''un modern kadınları için Batı medyaları seferber.

Kimsenin hakkının gasp edilmesini istemeyiz. Sekülerler modernliklerini kendi sınırları içinde yaşasın; dindarlar da kendi sınırları içinde.

Sorun şu ki küresel dünya ve dijital teknoloji sınır tanımıyor.

İslam ülkeleri için modern kadınların özgürlüğü meselesi gündeme gelince akla derhal Türkiye geliyor. Dindar kadınların özgürlüğü deyince de bizim aklımıza İran örneği geliyor. Malezya''nın adını özellikle anmadığımın altını çizmek isterim.

İslam dünyası için bir model sunulacaksa bu İran ve Türkiye örneğinin "kusurlu" yanları restore edilerek gerçekleşebilir ancak.

İran''daki kadınları "perçem isyanı" benim içimi sızlatıyor. Baskı insanları dinden uzaklaştırıyor. Sadece isyan edenleri değil "itaat" edenleri de dinden uzaklaştırıp sert bir kabuğun içine hapsediyor.

III

Yazının başlığına gelince… 21. yüzyıl kadınların yüzyılı olacak. Buna olumlu ya da olumsuz bir anlam yüklemeyin lütfen.

Türkiye 21. yüzyıla başörtüsü yasağının avantajları ve dezavantajları ile girdi.

Avantaj ne demek diyorsunuz? WONDER aracılığı ile Viyana''da eğitim gören genç kızları, eğitimin demokratikleşmesini çok değişik açılardan gerçekleştiren özneler olarak gördüm.

Çiçekdağı''dan N. mesela. Başörtüsü yasakları olmasa idi şimdi gelmiş olduğu seviyeye ve imkânlara asla kavuşamamış olacaktı. Ufku, doğduğu yerin sınırlarından ancak vilayete kadar uzanabilecekti. Ama şimdi Viyana''da okuyor. Arkadaşları ile birlikte bütün Avrupa''yı dolaşmış. İyi bir Almancası ve iyi bir İngilizcesi var. Türkiye''de kalmış olsa idi bu seviyeye gelmesi asla mümkün olmayacaktı.

Ama bu satırlardan sakın orada "olmak" ın çok kolay olduğu izlenimine kapılmayın. Özellikle genç kızlar kılı kırk yaran bir titizlik içinde kendilerini korumaya çalışıyor.

Yaşıtları ile mukayese edilemeyecek bir güç ve gayret ile hayata tutunuyorlar. "Ümmet bizi bekliyor" diyerek her güçlüğü aşmaya çalışıyorlar.

Buraya döndüklerinde "Ümmet"in hiç de onları beklemediğini fark ettiklerinde ne olacak?

Lütfen "büyüklerimiz" bu sorulara cevap aramanın derdiyle dertlensin.