
-Yılın katırı ödülünü değerlendirir misiniz? Mutlu musunuz?
Elbette. Herkes katırlaşıncaya kadar ben ödül almaya devam edeceğim.
-Katır pek makbul bir hayvan değildir. Yani hayvanlar âleminde bile hiyerarşik olarak…
-Ne demek hiyerarşik olarak. Biz hiyerarşiye karşıyız. Siz saltanat taraftarı mısınız?
-Hayır efendim. Biliyorsunuz hayvanlar âleminde de bir ast üst ilişkisi vardır. Kuşların kralı kartal. Ormanların kralı aslan. Ama katır. Yani bilirsiniz. Soyunu devam ettiremeyen bir hayvandır.
-Hiç beğenmedim yaklaşım tarzınızı. Kimsiniz siz? Sizi kim gönderdi.
-Randevulaşmıştık ya efendim. Söyleşi yapacaktık. Gazete için.
-O zaman cumhuriyet mitinglerini sor.
-Peki efendim. Cumhuriyet mitinglerinin sizin için en önemli özelliği nedir?
-Savaş aştık. Daha ne olsun!!!
-Açtığınız savaş için kadınlar kadınlara karşı diyebilir miyiz?
-Evet tamamen. Bizim o sıkma baş kadınlarla görülecek hesabımız var.
-Ama efendim sizin düzenlediğiniz mitinge de gelmiş bu sıkma başlar.
-Hayır onlar sıkma baş değil. Nerden çıkarıyorsunuz. Hata yapmayın lütfen. Onlar samimi halk.
-Sıkma başlılar kim efendim?
-Onlar radikal, köktenci. Bizim hesabımız işte onlarla.
-Nasıl ayırt edebiliyorsunuz efendim. Kim halk kim radikal ?
-Benim yardımcım mesela. Ben de geleceğim mitinge dedi. Gel dedim. İşte o halk.
-Yani siz eğitimli olup da başını örtenleri mi kastediyorsunuz radikal diye.
-Elbette efendim elbette. Siyasi nedenlerle örtüyorlar başlarını.
-Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?
-Ah nasıl emin olmam. Ben doktorum. Doktorlar her şeyi bilir. Bir doktorlar bir de hukukçular. Bakın biz insanları çıplakken görürüz. Bizim gözümüzden bir şey kaçmaz..
-Afedersiniz. Anlayamadım. Siz muayene ediyorsunuz da. Hukukçular nasıl çıplakken görüyor?
-Çıplaklığı bir metafor olarak kullandım. Yani insanları en güçsüz anlarında tanırız biz. Onun için, nerde ne sakladıkların hemen anlarız.
-Yani türbanlılar da saçlarını örtmek bahanesiyle fikirlerini saklıyorlar öyle mi?
-Evet aynen öyle.
-Ama efendim bir tuhaflık yok mu bu durumda. Onlar başlarını örtükçe siz onları daha kolay teşhis ediyorsunuz.
-Tamam bakın kendi ağzınızla söylediniz. Teşhis ettiğimize göre tedavi etmek de bizim mesleki yükümlülüklerimiz içine giriyor.
-Şey efendim. Teşhisi bir metafor olarak kullanmıştım.
-Metafor filan. Önemli değil. Biz onların sözlerine kulak verip kanmayız. Teşhisimizi yaptık sıra tedavimizde. Başörtüsü yasakları diyorlar. Ne münasebet. Karantina efendim karantina. Bakın siz de söylediniz. İyi bir tedavi için karantina şart.
-Nasıl karantina efendim?
-Karantinanın kuralları çok açıktır. Nasılı niçini olmaz. Biz türbanlılara karantina uygulamazsak bakınız hızla yayılıyorlar. Baktıkları yerde yeni bir türbanlı çıkıyor.
-Bakmalarını mı engelleyeceksiniz efendim bu durumda?
-Karantina hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz. Kuzum size gazetecilik okulunda ne okutuyorlar?
-Soru sormayı, anlamayı efendim daha çok. Bir de bilmediğimiz şeyler hakkında nasıl sağlıklı bilgi edinebileceğimizin yöntemlerini.
-Bak sağlık diyorsun, ama karantinayı bilmiyorsun. Sizin gibi gazeteciler yüzünden bu türban hastalığı aldı yürüdü. Karantina ne demektir? Aynı hastalığa yakalanmış kişiler bir arada bulunabilir. Ama… Sağlıklı kişileri korumak için toplum ile ilişkileri kesilir.
-Anlayamadım efendim. Yani siz bütün türbanlıları tek bir yere toplamayı mı projelendirdiğinizi söylüyorsunuz.
-Evet. Fakat bunu kabul ettirmemiz çok kolay değil. Onun için öncelikle meydanlardaki gücümüzü göstermemiz gerekiyor. Bunun için de yine semboller bulmamız gerekiyor.
-Ama efendim biraz önce türbana sembol olduğu için karşı çıktığınızı söylemiştiniz.
-Evet.
-Ama şimdi siz yeni semboller bulmaktan bahsediyorsunuz.
-Biz tabii semboller bulacağız. Türkiye''nin gerçek sahibi, gerçek yüzü biziz. Modern dünyada Türkiye''mizi en iyi şekilde temsil edecek sembolleri bulacağız elbet. Bu ulusal bir dava. Bu davanın içinde siz de yer almalısınız derhal.
-Ben gazeteciyim efendim. Vazifemi en iyi şekilde yapmak istiyorum.
-Ulusunu gazetecilikten sonra düşüneceksen iyi bir gazeteci asla olamazsın.
-Ama sizin dediğiniz şekilde asla gazeteci olunmaz. Ulus tek tek bireylerden oluşuyor. Tek bireylerin hakkını çiğneyerek ulusa hizmet etmek nasıl mümkün olabilir!?
-Laf bunlar. Önce ulusal davamız. Her şey ondan sonra. Sen hem niye türbanlıları bu kadar savunuyorsun? Annen mi türbanlı?
-Ben öyle düşünmüyorum efendim. Herkes işini en iyi şekilde yaparsa o zaman bir şeyci olarak sivrilmeye çalışanların önü kesilir.
-Ne demek önü kesilmek? Şeriatçı mısın? Sen galiba hem şeriatçı hem komünistsin. Vermiyorum sana söyleşi filan. Bak yanılıp da yayınlarsan iki elim yakandadır. Kesin senin annen türbanlıdır!
-İsminizi vermeden yayınlayacağımdan emin olabilirsiniz efendim?
-Tehdit mi?
-Prensip diyelim efendim.
-Yayınla. İsmim olmadıktan sonra kim okusun senin röportajını. Kendi kendisiyle yapmış derim.
-Lütfen deyin efendim.
Not: Yukarıdaki söyleşi tamamen kurgudur. Benzerlikler, fikir ikizlikleri tamamen tesadüftür. Zaten ülkemizde de henüz yılın katırı ödülü kimseye verilmemiştir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.