“Yok mu Allah rızası için şu başörtüsünü modernize edecek olan!”

00:001/06/2007, Cuma
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Ya ben anlaşılmaz şeyler yazıyorum, ya anlama özürlü olanlar daha aktif okuyucu oluyor. Yazdıklarım çok açık ve net. Ama bu netliği anlamak için geri planda basiret, izan ve eleştirel bir bakışın olması gerekiyor. Sadece benim yazılarım için değil, kör bir taraftar olmadan yazılmış, her yazı için geçerli bu üç özellik.Herkes bütün köşe yazarlarını okumak zorunda değil. Hadi okudu ille de “ben buradayım” diye kendini en görünür okuyucu yapmak durumunda hiç değil. Tuhaftır mesaj atanlar ve hiç hakkı

Ya ben anlaşılmaz şeyler yazıyorum, ya anlama özürlü olanlar daha aktif okuyucu oluyor. Yazdıklarım çok açık ve net. Ama bu netliği anlamak için geri planda basiret, izan ve eleştirel bir bakışın olması gerekiyor. Sadece benim yazılarım için değil, kör bir taraftar olmadan yazılmış, her yazı için geçerli bu üç özellik.

Herkes bütün köşe yazarlarını okumak zorunda değil. Hadi okudu ille de “ben buradayım” diye kendini en görünür okuyucu yapmak durumunda hiç değil. Tuhaftır mesaj atanlar ve hiç hakkı olmadığı halde ( çünkü benim yazmadığım bir anlam üzerinden ) hakaret edenler, Yeni Şafak okuyucusu değil. Bunu ısrarla söylüyorlar.

“Yeni Şafak okuyucusu değilim ama yazılarınızı internet üzerinden okuyorum” diyen mesajlar alıyorum. Çok nadir olarak “Ben yıllardır Yeni Şafak okurum, yazılarınızı takip ederim” diye başlayan iletiler geliyor. Bunun sebebi para verip gazete alan ve yazdığımız yazının ekonomik bedelini ödeyen okuyucu “orada” olduğunu yazarının bildiğini düşünmekte.

İnternet üzerinden ve dünyanın dört bir tarafından “Yeni Şafak okuyucusu değiliz ama yazılarınızı takip ediyoruz” diyenleri ikiye ayırmak mümkün.

Birinci gruptakiler hakikaten okumak, bilgilenmek, paylaşım alanı oluşturmak için okuyor. “Entelektüel birikiminiz ile başınızdaki örtüyü bağdaştırmakta zorluk çekiyorum” deseler de genellikle “Vatanım ile ilişkimi sizin yazılarınız üzerinden kurmak bana güç veriyor. Sizi geç keşfettim ama takipçinizim artık” diyen yazılar bunlar. Bu grup; küresel okuyucunun gülen yüzü. Gülen yüzü, çünkü gazeteler üzerinden oluşturulmaya çalışılan fay hattını; düşünceleri ve duyarlılıkları ile sabahtan akşama, akşamdan sabaha onarmaya kalkanlar bunlar. Aralarında öğrenciler, akademisyenler, sivil toplum örgütü üyeleri var. Ya da bir zamanlar kalkmış gitmiş ta Kanada''da, İsviçre''de, ABD''de, Almanya''da iş tutmuş, önce “oralı” olmak için çaba sarfetmiş, gelir durumu arttıkça artık “oralı” olduğuna inanmış ve işte tam da geliri arttığı zaman asla “oralı” olamayacağını öğrenmiş işadamları/kadınları var. Yazdıklarımdan bazen hiç benim kast etmediğim anlamları çıkarsalar da niyetleri öğrenmek, paylaşmak olduğu için onlar “oralı” olamamanın, ben de “buralı” kabul edilmemenin neye benzediği üzerinden bir paylaşım alanı oluşturuyoruz.

İkinci guruptakiler; “AKP yalakası, vatan haini, Arap yanlısı, gerici” gibi sıfatlar eşliğinde hakaret mesajları gönderiyor. Öfkeden deliye dönmüş bir şekilde yazıyorlar. Ben ne yapıyorum onları okurken? Anlamaya çalışıyorum. Evet anlamaya. Çünkü o yazıyı yazanlar ihtimal benim ya bir tek yazımı okumuş oluyor ya da o bir tek yazıyı bile baştan sona kadar okuyamamış. Onlara göre “dinci” bir gazetede yazan ve üstelik “başı bağlı” bir kadına aşağılayıcı mesajlar atmak vatanperverliğin/ilericiliğin en önemli parçası. Eleştirmeye çalışıyorlar sözüm ona. Küresel okuyucunun saldırgan yüzünü temsil eden bu gruptakilerin, genellikle elli yaş üstü erkekler ve özellikle de ev kadınları olduğunu söylemeliyim. Nereden biliyorsun diyeceksiniz. Bazıları bunu doğrudan kendisi bildiriyor, bazılarına da ben soruyorum. Diyeceksiniz ki sende de ne mide varmış! O kadar hakaret içeren iletilere niye cevap veriyorsun? Hepsine cevap vermiyorum. Kendince yine de samimiyet barındıran mesajlara bir defalığına olsun cevap veriyor ve bu esnada ne işle iştigal ettiğini öğrenmeye çalışıyorum. Bu guruptakileri de kendi arasında kabaca ikiye ayırmak mümkün. Bir kısmı aslında kötü birine benzemiyorsun, filan tarihli yazını ağlayarak okuduk, ama niye ille de bir metrelik bez parçasına takılıyorsun diyenler. Onlara uzun uzun başörtüsüne takılan ben değilim diye yazmanın bir anlamı yok. Anlamayacaklar. Ve üzüntüm şu ki, şekilsel düşünce ile başa çıkmak gittikçe zorlaşıyor. Entelektüel birikim azaldıkça şematik zeka artıyor. Bu bize görsel kültürün armağanı. Kullandığımız teknoloji hem entelektüel birikimi engelliyor hem basireti öldürüyor. Niye entelektüel birikim diyorum ısrarla. Çünkü üniversite mezunu, hatta yüksek lisans, doktora yapan insanlarda bile şematik düşüncenin hakim olduğunu görüyorum. Entelektüel birikim kavramlar üzerinden tartışmayı mümkün kılar. Entelektüel birikim olmayınca olayları “benim anneannem böyle değildi” üslubundan öteye götürmek mümkün olmuyor.

Fakat bırakalım halk kitlelerini, siyasetin zirvesi bile kavramlar üzerinden değil şekilcilik üzerinden duruş belirlemek konusunda pek kararlı.

Abdullah Gül''ün Hürriyet''e vermiş olduğu söyleşide “başörtüsünü modernize edelim” cümlelerini okuyunca işte siyasetin şematik zekaya teslim olduğu an dedim.

Şov ve Mahrem''de yazdım. Anti türbanist yaklaşımları. Anti semitistler için kişi dinini değiştirse bile “eski Yahudi” olmaktan kurtulamaz. Başörtülüler için de durum aynı. Başını açsa durum değişmez. “O eski bir başörtülü” olduğu için “lanet”lenmeye devam edecektir. Onun için istediğiniz kadar şeklini stilize edin, modernize edin, dünyanın bir numaralı modacılarını yardıma çağırın anti-türbanistler tarafından denetlenmekten kurtulamazsınız. Denetlenmekten kurtulamadığınız gibi bu defa sitilize edilmiş “türban” kullananlar ile, kendi bildiği gibi örtünmeye devam edenler arasında bir fay hattı oluşturmuş olursunuz. Çünkü anti-türbanistlerin estetik kanadı bu durumu memleketi germemek için fedakarlık edip stil-örtünenler ile ısrarla kendi bildiğinden vazgeçmeyen vatan hainleri ayrımına getirecektir.

Anti-türbanistlerin siyasi kanadı ise tam tersini söyleyecek ve “biz başından beri bunların başlarını siyasi olarak örttüğünü söylüyorduk. İşte size ispatı. Çankaya için neler yaptılar. Benim anneannem de örtülüydü. Ama bunun gibi değildi. Bunların niyeti siyasi” diyeceklerdir.

Birileri birilerinin giyim zevkini beğenmiyor diye üçüncü kişileri yardıma çağırmak 21. Yüzyıl''ın ne siyasi, ne ahlaki, ne dini, ne de insan hak ve özgürlükleri içinde değerlendirilemeyecek bir durumdur.

Netice olarak ey halkım! Küresel okuyucum! Başörtüsü etarafında koparılan bu fırtınanın inanın başörtü ile alakası yok. Mesele çok daha derinde. Başörtüsü üzerinden Kuzey Irak politikası için yumuşak karın oluşturulmasında.

Tebrik: 29 Mayıs Fetih Günü ekranlarda değil belki ama radyolarda çok güzel bir şekilde kutlandı. Bendeniz özellikle Moral FM''i ve Akra FM''i tebrik ediyorum. Akra FM''de, Prof.Dr.Saadettin Ökten Bey''in Yahya Kemal''in şiirlerinden hareketle yapmış olduğu medeniyet tasavvuru, hakikaten çok ufuk açıcı idi. İnşaallah bu sohbetler devamlı olur.