
Türban mı, başörtüsü mü?
Siyasi sembol mü, değil mi?
Affınıza sığınarak söylüyorum.
Beynim bu konuda ''yaz'' komutu verse de elim bir türlü klavyeye uzanmıyor.
“Başörtüsü değil TÜRBAN!... Dini değil, SİYASİ SİMGE!” önermesi, zihnimde ifadelendirilmek için bekleyen, ''onyüzbin'' kelimenin tekmilini birden isyan ettiriyor.
“Hadi savunmanı yap” pozisyonuna getirildiğimde de hepsi anında tuzla buz oluyor.
Takdir edersiniz ki, bu konuda dışarıdan gazel okuyanlar grubuna girmiyorum.
Hissettiklerim bir yana, üniversite yıllarından itibaren yaşadıklarım, irili ufaklı sayısız tanıklıklarım var.
Kimi adalet duygusunu yok eden, kimi ötekileştiren, kimi aşağılayan, bazıları ''bu kadar da olmaz'' dedirten…
Hatta geriye dönüp baktığımda trajikomik hal alıp, güldüren…
Mesela ben, en enteresan türban yorumunu, seksenaltı senesinde müstahdem Ali''den öğrendim.
Kayıt yaptırmak için Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi''ne gittiğim ilk gün.
Başörtüm o zaman, tam da Genelkurmay''ın tarif ettiği gibi iğnesiz, çene altından (fiyonk gibi!) bağlıydı.
Ama müstahdem Ali beni okula almadı.
“Bu başındaki ile olmaz!” dedi.
“Peki nasıl olur?” dedim.
“Türban takacaksın” dedi.
“Ama yanımda türban yok, İstanbul''a bugün geldim. Kayıt yaptırıp döneceğiz” dedim.
Dinlemedi.
Israr ettim.
Tınmadı.
Devreye rahmetli babam girince, hafiften nazlansa da “Tamam tamam, şu yan tarafta lavabo var, oraya git! başörtünü arkadan bağla, üst kata öyle çık!” dedi.
Söylediğini derhal yaptım.
Kayıt katına giriş vizesini zor da olsa almıştım.
İlk hafta da okula, başörtümü arkadan bağlayarak aynı şekilde girdim.
Müstahdem Ali bu mucizevi(!) yöntemi kendi bulduğu için okula girişime izin veriyor, ancak en kısa zamanda türban bulmam konusunda gerekli sert uyarılarını üzerimden esirgemiyordu.
Zaten o demese de kararımı vermiştim, kendime bir türban alacaktım.
Hem bu arkadan bağlama ''Ali formülü''nden hem de kaçak psikolojisi ile okula girmekten kurtulacaktım.
Ancak türban bulmak hiç kolay olmadı.
O zamanlar bana, Fransa''nın Galeries Lafayette''sinden, İspanya''nın El Corte Inles''ından çok daha devasa gelen, Bakırköy''deki tüm pasajları bir bir gezdim.
Ayaklarıma kara sular inmişken günün sonunda mağazalardan birinde, arkadan lastikli, ön tarafındaki kumaşın içinde incecik sünger olan bir türban bulmayı başardım.
Tam da gazetelerden birinde gördüğüm o boneli kadınınki gibi…
Ertesi gün okula, daha bir güvenle gittim.
Yasakçı müstahdemin taaruz ateşine maruz kalmayacağım için bi parça da keyifli...
Ama durum hiç de sandığım gibi olmadı.
Müstahdem Ali o yeni ''şey''le, okula girmeme izin vermedi.
Zira benim başıma taktığım ile onun kafasındaki türban aynı şey değildi.
Hayatında türbanlı bir Sophia Loren filmi seyretmediği gibi, sanırım
yemek gurusu Emine Beder''in tek bir fotoğrafını da görmemişti.
Yani, bir ''Evren beğenisi'' olarak ortaya çıkan türbandan, bugünkü laikçiler gibi o da habersizdi.
Nitekim müstahdem Ali, kayıt günü takındığı yasakçı tavrıyla, bir kez daha önümü kesti; “Olmaz!” dedi.
“Niye?” dedim.
“Bu türban değil!!!” dedi.
“Peki türban nasıl bi şey?” dedim.
“Üçüncü sınıfta, iki kız öğrenci var. Onlara bak, öğren! ” dedi.
Tabiî ki emir demiri yine kesti.
Müstahdem Ali''nin dediği yapıldı.
Okulun bir haftalık çömezi olarak, üst sınıftaki türbanlı iki kız öğrenci bulundu.
Karşılaştığımda, yaşadığım şoku anlatamam!
Onların başındaki kesinlikle türban değil, kelimenin tam anlamıyla başörtüsüydü.
Tek farkı dikişli, boyun kısmından çıtçıtlı olmasıydı.
Havalara uçtum.
Ne başörtümü geriden bağlayıp kendimi fena hissedecektim ne de üzerime bir yemek gurusu edası yapışacaktı.
Hemen kendime ''Ali onaylı'', o çıtçıtlı ''şey''den diktirdim.
Ertesi gün kapıdan sular seller gibi geçtim.
İkinci yasak dalgası gelinceye kadar, çıtçıtlı başörtüyü başımdan hiç çıkarmadım.
Biliyor musunuz, o gün bugündür yasak dendiğinde, benim hafızamda ilk olarak müstahdem Ali''nin tıknaz, azarlayan görüntüsü belirir.
Hatta devlet dendiğinde bile!
Çünkü müstahdem Ali de devlet memuruydu.
Farkında olmasa da onun yüzü de devletin kaba, halden anlamaz, yasakçı, anlayışsız yüzüne benziyordu.
Nasıl başlamıştık, nereye geldik!
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim.
“Türban mı, başörtüsü mü? Siyasi sembol mü, değil mi?” tartışması ile gerilip, puslandırılan havaya bakmayın siz.
Temcit pilavı gibi önümüze konulan bu soruların cevabını soranlar da, mevzilerini korumak için üzerimize bu sorularla ateş açanlar da yani herkes biliyor.
Elbette başörtüsü!
Elbette siyasi sembol değil!
Gelinen bu noktada belki sadece şu söylenebilir.
İnsaf ve bi parça tahammül lütfen!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.