
Birkaç gün evvel Trump’ın yaptığı bir atama gündeme girdi. Atama, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ile alâkalıydı. Barrack sâdece Ankara Büyükelçisi değil, aynı zamânda, Sûriye Özel Temsicisi vazifesini yürütüyordu. Bu ikinci vazifesinin sonuna gelinmişti. Washington’daki meeslekten yetişme diplomatik muhitler Barrcak’ı başarısız buluyor ve değişmesi için devreye giriyordu. Lâkin Trumo onları elinin tersiyle bir tarafa itip, “kıymetli” ve “kadim” dostu Barrack’ın vazife süresini uzatan; buna ilâveten kendisine Irak Özel Temsilciliğini de hediye eden bir kararnâmeyi imzâladı.
Bu atamanın sâdece Washington’da cereyan eden, Trump ile müesses nizâmın muhitleri arasındaki çekişmeye dayandığın zannetmek safdillik olacaktır. Doğrusu ben bu atamanın son derecede kritik bir ehemmiyet taşıdığını ve Ortadoğu’da yeni bir sayfayı açmaya mâtuf olabileceğini düşünüyorum. Bu yazıda, Barrack’ın atamasının, bilhassa da memleketimiz için muhtemel neticelerini ele almaya çalışacağım.
Ortadoğu’da son on seneler itibârıyla cereyan eden hâdiseleri 1982’de kaleme alınan Oded Yinon Plânı’nı ihmâl ederek değerlendirmek mümkün değildir. 1991’de ABD Irak’a saldırırken, Merhûm Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve etrafındaki oldu bitirici, küreselci, postmodernist, neoliberal entelijensiya bu vesikayı ihmâl ediyor ve bir fırsatçılık üzerinden meseleye dâhil oluyordu. Bilenler hatırlayacaktır; “1 koyup 3 almak” bu müşterekliğin mottosuydu. Netice Irak’ın paramparça edilmesi ve Çekiç Güç’ün himâyesi altında Kürtçü ayrılıkçılığın kendisine zemin bulması oldu. Kavrayışlı zihinler ise bunun Oded Yinnon Plânı’nın bir tatbikâtı olduğunu gördüler. Ama ne çâre ki olan olmuştu.
Benzer bir hâdise de Arap Baharı olarak piyasaya sürülen yanılsamayı karşılayış tarzımızda da ortaya çıktı. Dâhilde son derecede kirli olan BAAS rejimlerinin çökertilmesini, plânı yine ihmâl ederek büyük bir heyecanla sâhiplendik. Arap milletinin özgürleşmesi olarak selâmladık. Bunun Türkiye’nin “büyümesi” için bir fırsat olduğunu zannettik. Bu Yalancı Bahar’ın merkezini meydana getiren Tunus ve Mısır’ın hâli
ortada. Yalancı Bahar’ın sıçradığı Sûriye’de yaşananların ve bize yaşattıklarını ayrı
bir bahis olarak sayfalar dolusu yazabiliriz.
Plân, sâdece İsrâil’in güvenliğini temin maksadıyla Ortadoğu coğrafyasının parça parça edilmesinden ve sonsuz bir kaosa sürüklenmesinden başka bir şey değildi. Bu kaos içinde İsrâil yayılabildiği kadar yayılacak ve kendisine müzâhir güçleri de yanına alarak büyütülecekti. ABD bu plâna açıktan destek veriyordu. Ama bu plâna daha hummalı bir şekilde sâhip çıkmasını doğuran şartlar Çin ve Rusya’nın İran ile anlaşarak bölgedeki nüfûzunu artırması oldu. İsrâil-ABD-Hindistan İttifâkı’nın Trump devrinde zirve yapması da buna bağlanabilir. Artık bir sır değil; nihâi olarak niyetlerinin, parçalanmış bir Ortadoğu’nun varlıklarına kolayca çökmek ve Hazar ile Ortadoğu’nun zengin kaynaklarını birleştirmek olduğunu bizzat Barrack ifâde etmiş vaziyette. Kabaca ifâde edecek olursak, İlk aşamada Hindistan’dan başlayan ticâret yolu rejimi çökertilmiş ve Batı’ya yaklaştırılmış olan İran ve Körfez ile kavuşturulacak ve İsrâil’e bağlanacaktır. İkinci aşamada ise bükülmüş, iğdiş edilmiş bir Sûriye’nin güneyinden başlayan ve doğu Sûriye’yi tâkiben Kürt bölgesindeki enerji kaynaklarıyla birleştiren, Dâvut Koridoru olarak tesmiye edilen bir başka hat devreye alınacaktır. Üçüncü olarak da Hazar kaynakları Âzerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın yer aldığı Güney Kafkasya’dan başlayarak Türkiye ve Sûriye üzerinden İsrail’e bağlanacaktır.
Güncellenmiş Odet Yinnon Plânı’nın başarılması için birkaç “pürüz” mevcuttu. Meselâ Güney Kafkasya’da Ermenistan, Âzerbaycan ve Gürcistan’ın Rusya’dan kopartılıp Batı’ya bağlanması son derecede mühim. Bunu şimdilik başarıyor görünüyorlar. ABD-AB-İsrâil bu coğrafyada iş birliklerini kusursuz devâm ettiriyorlar. Trump’ın Zengezor Koridoru’na çökmesi, Kazakistan başta olmak üzere Türkistan’da AB ve ABD’nin manevraları hatırı sayılır derecede tesirli seyrediyor. Şimdilik Rusya ve Çin buralarda keskin bir mukavemet koymuş değil. Ama çok da uzak olmayan bir gelecekte Hazar ve Türkistan coğrafyasının karışacağını kestirmek zor olmasa gerekir.
Ama evvelemirde İran’ın yola getirilmesi gerekiyordu. İran’ın Sûriye, Filistin, Lübnan ve Irak’daki uzantılarının temizlenmesiyle başladılar. (7 Ekim ve ardından yaşananlar bunu başlatan ilk işâret olarak anlaşılmalıdır). Sûriye’de baskın bir operasyon ile bir başarı elde edildi.. Lübnan’da da Hizbullah hayli geriletildi. Liderleri öldürüldü. Sıra Irak’a geldi. Ama İran burada her yerde olduğundan daha teşkilatlıydı ve sağlam bir sosyal/kültürel zemine oturuyordu. O zaman doğrudan İran’a saldırmak ihtimâli ağırlık kazanmaya başladı. İran çökertildikten sonra nasıl olsa Irak da kendiliğinden düşerdi.
Şubat 2026’daki savaş bunun için çıkartıldı.
Gelin görün ki evdeki hesaplar çarşıya uymadı. İsrâil Gazze’de bir çamura saplandı. Battıkça daha da azgınlaştı ve küresel itibârını hâk ile yeksân eden bir soykırımı başlattı. Yine de istediklerini alamadı. Lübnan’a vahşice saldırdı ama Hizbullah’ın direnişini kıramadı. Her gün ağır kayıplar vermeye devâm ediyor. İran savaşı ise hem İsrâil hem de ABD için tam bir fiyasko ile neticelendi. Körfez’de. Rusya ve Çin’in verdiği destek ile İran İsrâil-ABD ikilisinin plânlarını felç etti. (Trump ile Netanyahu’yu yer yer birbirine düşürecek kadar ağır bir tabloydu bu. Ama aldanmayalım; neticede kuyrukları ve kaderleri birbirine bağlı olan bu iki güç yine de berâber hareket edeceklerdir). Ateşkes ve arkasından gelen hâdiseler tam bir kilitlenmeye işâret ediyor.
Kilidi nasıl kıracaklar? İşte endişelerim, hayli zamandır bu noktada yoğunlaşıyor. Barrack’ın son ataması okların Irak’a çevrildiğini düşündürüyor. Irak, Sûriye düşüp Mısır’ın bastırıldığı durumda Filistin dâvâsının iki müdâfii kaldı; İran ve Türkiye. İlki sistem dışında, diğeri ise sistemin içinde. Kilidi kıracak olan da bu iki gücün karşı karşıya getirilmesi mi acaba? Ekonomik vaatlerle aklı çelinen bir Türkiye’ye hayâlî bir Osmanlı milletler sisteminin patronajı teklif edilerek İran’ın karşısına mı çıkması isteniyor? Yeni bir Sâfevî/Osmanlı çatışmasına gidecek bir zemin mi yaratılmak isteniyor? Doğrusu ben Ankara’nın kurumsal hafızasının direneceğini ve ucuz sokak esnaflığı kokan bu numaralara kapılmayacağını düşünmek istiyorum.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.