Başından bu yana iki aşamalı olarak planlanan Terörsüz Türkiye sürecinin hiç kuşkusuz en önemli ayaklarından biri terör örgütünün bütün unsurlarının fesih sürecine intibak etmesiydi. Terörsüz Türkiye’nin bir sonraki adımı olarak bölgeyi terörden arındırma ve kademeli olarak istikrara kavuşturma projeksiyonu, bugün itibarıyla önemli bir aşamaya geçti. SDG’nin kendisini feshedip Şam yönetimi ile her alanda entegre olacaklarını beyan etmesi, uzunca bir süredir beklenen adımın da atıldığını gösteriyordu.
Parçalı bir Suriye tahayyülünün geride kaldığı ve Suriye’nin egemenliği adına önemli bir kilometre taşı anlamına gelen bu adım, sürecin sağlıklı ilerlemesi adına oldukça önemli. SDG’nin entegrasyonuna paralel olarak yaşanan ABD Dışişleri Bakanlığının Suriye’yi, teröre destek veren ülkeler kategorisinden çıkarması, Şam yönetiminin merkezi otoritesini tahkim edeceği gibi Suriye’yi uluslararası sistemle entegre edecek ve Suriye’nin ihya ve inşa çabalarına da önemli ölçüde katkı sunacaktır. İç savaşın yarattığı kırılganlıkları kademeli biçimde aşmaya çalışan Şara yönetiminin son dönemdeki diplomatik adımları da dikkate alındığında, Suriye’nin tedrici biçimde normalleşeceği beklentisi daha gerçekçi bir hal almaktadır.
KURUL ÇALIŞMALARI
Terörsüz Türkiye sürecinin kilit taşı konumunda olan çerçeve yasanın hayata geçirilmesi için teşekkül ettirilen kurul, ortaya koyduğu izlek ile sürecin nasıl ilerleyeceğini de gösterdi. Cumhurbaşkanlığı nezdinde sahiplenilen ve güvenlik bürokrasisinin kilit isimlerinin katılımı ile toplanan kurulun ilk toplantısında sürecin sevk ve idaresi ile ilgili önemli kararlar alındı. Dört alt komisyonun kurulması ile önümüzdeki dönemin yol haritasının belirlendiği ilk toplantının ayrıntıları, kurumlar arası eşgüdümün ne denli kritik olduğunu da gösterdi. Nitekim ilgili kurulların oynayacağı role bakıldığında, birbirinin tamamlayan görev tanımlarının olduğu görülmektedir.
Daha yakından bakıldığında Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonlarının kurulduğu görülmektedir. Silahların teslimi sonrasında güvenlik bürokrasisinin teyidi ile MGK kararına tabi tutulan yasanın icra sürecinde bu komisyonların işlevi çok daha belirgin biçimde hissedilecek. Yasanın pratikte karşılık bulması sonrasında, hukuk işleri ile ilgilenen komisyon, silah bırakan örgüt üyelerinin hukuki durumlarını tasnif edecek ve ona göre hareket edilecek. Silahların bırakılma sürecinde sürecin stratejik yol haritasını da planlayan kurul burada, silah bırakma sürecindeki ince işçiliği koordine edecek ve kuvvetle muhtemel örgütün bütünüyle dağılması adına her türlü unsuru devreye sokacaktır. Silahsızlanma sürecinde Öcalan’a atfedilen rol, örgütte mukavemet etme ihtimali olan unsurlar üzerinde etkili olabileceği bir zemin ihdas etmek ve silahsızlanma sonrasındaki süreci kolaylaştırmak.
Kurulun sadece silahsızlanma değil sosyal uyuma dair bir komisyon ihdas etmesi de oldukça anlamlı. Nitekim ilgili komisyon, silah bırakan örgüt üyelerinin toplumsal entegrasyonu ve rehabilitasyonu ile ilgilenecek. Sosyal uyumu hedefleyen ilgili komisyonun çalışmaları, terörün mutlak biçimde sonlandırılmasının sadece silahsızlanma ile mümkün olmadığı gerçeğinin görüldüğünü ve buna göre hareket edildiğini göstermektedir. Öyle ki bu sürecin bütünüyle başarılı biçimde ilerlemesi durumunda ilgili kurulun gözlem raporları doğrultusunda yeni düzenlemelerin yapılma ihtimali gündeme gelecek ve gelişen koşullara göre hareket edilecektir.
SÜRECİ SAHİPLENMEK
Son dönemde sürecin farklı toplumsal kesimler tarafından sahiplenilmesi noktasında yapılan çağrılara mevcut iç politik tartışmalar üzerinden mesafe koymanın anlamlı olmadığı kanaatindeyim. Özellikle akademik camiaya yapılan çağrıların kısmen ihtiyat kısmen de iktidarın süreci yönettiği gerekçesiyle karşı çıkılması, devasa bir sorunu çözmek yerine onu politize ederek göz ardı etmek anlamına geliyor. Halbuki süreç, bir devlet projeksiyonu olarak gündeme gelmiş ve sonrasında siyaset alanına taşınarak politik ve toplumsal meşruiyeti tahkim edilmiştir. 467 gibi olağanüstü bir çoğunlukla kabul edilen bir yasa sürecine intibak etmekten imtina etmenin Türkiye’nin geleceğine katkı sağlamayacağı açık.
Diyalog, müzakere ya da af gibi kavramlar üzerinden sürece temkin atfedenlerin yanı sıra kategorik olarak karşı çıkanlar için de şunu ifade etmek gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ürettiği askeri kapasite ve teknolojinin Türkiye’de terörle mücadelede yarattığı kazanımların yanı sıra sınır ötesinde oluşturduğu caydırıcılık, terör örgütünün fesih koşullarını oluşturan en önemli unsurdur. Bu bahisle içerisinde bulunduğumuz süreci, müzakere yerine koşulların zorlaması üzerinden örgütün kendisini feshetmesi olarak yorumlamak daha makul bir yaklaşım olacaktır. Bu nedenle, bugün teröristlerin sayısı ve ayakkabı numarası üzerinden devlet gücü ve kapasitesini karikatürize etmek yerine söz konusu gücün icbar ettiği fesih koşulları üzerine konuşmak gerekiyor.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.