Chicago Üniversitesi profesörü John Mearsheimer, 20 yıl önce İsrail ve lobisinin Amerikan dış politikası üzerindeki tahakkümünü ilk kez yazan kişi olarak, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir yayında ABD ve Avrupa’nın İran savaşı ve İsrail’in Gazze’deki soykırımı karşısındaki tutumları nedeniyle suça ortak olduklarını ve böylece politikalarının ahlaki temelini kaybettiklerini belirtti. Ayrıca, İran Savaşı’nın ABD dış politikası için bir “felaket” olduğu yorumunu da yineledi.
Geçtiğimiz hafta dikkat çeken bir başka analiz ise George Washington Üniversitesi’nden Prof. Dr. Marc Lynch’ten geldi. Foreign Affairs Dergisi’nde yayımlanan “Amerikan Orta Doğu’sunun Sonu: İran ve Başarısız bir düzenin son çığlıkları” başlıklı makalesinde Lynch aslında tüm dünyanın gördüğü bir gerçeği tarihsel süreç içerisinde analiz ediyor. Hayli ses getiren makalesinde Lynch, özet olarak, iki kutuplu dünyanın sona ermesiyle ABD’nin Orta Doğu’da kurduğu düzenin 2003’te Irak’ın işgali ve 2011’deki Arap halk ayaklanmalarıyla test edildiğini; ancak İran savaşında elde edilen mağlubiyetle bu kez ABD’nin üstünlüğünün sonuna gelindiğini söylüyor. Tıpkı Mearsheimer gibi, ABD için bir “fiyasko” olarak nitelendirdiği İran savaşının, Washington’un artan itirazlarına rağmen İsrail’e devam eden desteğinin ve Gazze Soykırımı’nın bu sonun tetikleyicisi olduğunu ifade ediyor. ABD’nin on yıllar boyunca İsrail’i dizginlemekte başarısız olduğunu, Biden ve Trump dönemlerinde İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına verilen desteğin de ABD’nin ahlaki otoritesini ortadan kaldırdığını belirtiyor. Lynch’e göre Biden da, Trump da Gazze soykırımının tüm bölgede ve dünyada sismik etkilerini hesap edemedi. İran savaşı ise bölgedeki Amerikan askerinin mutlak gücü yanılsamasını paramparça etti ve Amerikan güvenlik garantilerinin azalan getirilerini göstermesi bakımından önemli bir eşik oldu.
Lynch’in makalesinde Washington’un artık hâkim olmadığı bir Orta Doğu›yu tasavvur etmekte ve mevcut bölgesel düzene dönük gerçek alternatifler hayal etmekte zorlandığı yolundaki tespiti de önemli. Öte yandan, ABD liderlerinin rotayı değiştirmek için son bir şansı olabileceğini şayet bunu başaramazsa, Amerika’nın Orta Doğu’daki varlığının yok olup gideceği tespiti de not edilmeli. Lynch bu durumun düzelebilmesi için Trump’dan pek umutlu olmadığı şerhini de düşerek bir sonraki yönetime tavsiyelerde bulunuyor. ABD’nin İsrail’e desteğine karşı kamuoyunda ve demokrat-bağımsız kanat ağırlıklı siyasetinde zirvede olan ve artan orandaki itirazları arkasına destek olarak alabileceğini belirtiyor. Washington’un birçok yönetimin uzun zamandır kaçındığı türden bir baskıyı İsrail’e uygulaması gerektiğini, Tel-Aviv’den kontrol ettiği tüm topraklarda insan haklarına saygı göstermesini, Batı Şeria’nın ilhakını durdurması ve Lübnan ve Suriye’deki istikrarsızlaştırıcı müdahalelerine son vermesini talep etmesi gerektiğini vurguluyor.
Diğer yandan ABD’ye Orta Doğu’da istikrarı militarize edilmiş bir çevreleme politikası ile değil, diplomasi ve kolektif savunma yoluyla sağlaması gerektiğini tavsiye eden Lynch, bu kapsamda Washington’ın, İran’ı bölgesel güvenlik sistemine dahil edebilecek diplomatik bir süreci başlatabileceğini de söylüyor. Hatta bu noktada ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in İran ile ilişkileri “temelden dönüştürme” mesajlarını da hatırlatıyor.
Lynch’in Amerikan yönetimine İran’ın bölgesel güvenlik mekanizmalarına dahil edilmesi yolundaki tavsiyeleri tam da bu noktada önemli. Zira İran’ın geçtiğimiz hafta Türkiye-Pakistan ve Suudi Arabistan ortaklığında kurulan Mekke Antlaşmasına katılabileceğinin sinyallerini verdi. İran bölge dışından ABD ya da herhangi bir gücün müdahalesi olmaksızın bölge ülkeleri tarafından oluşturulan bir bölgesel güvenlik sistemine katılmak için tarihi fırsat yakaladı. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan bu konuda açık davetlerini tüm bölge ülkelerine yaptı. Tahran bundan daha güvenilir bir seçenek bulabilir mi?
AHLAT’TA BÖLGE VE DÜNYA İÇİN YEŞEREN UMUTLAR…
Batılı ülkelerin dünyada akan kan ve gözyaşı karşısında yitirdiği ahlâki temeller karşısında ise bölge ve dünya için umut olmakta ısrar eden bir Türkiye var.
Bu hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ahlat’tan dünyaya verdiği mesajlar da bu istikametteydi. “Biz tarihinde gönüller fethetmekle, mazlumların çağrısına kulak vermekle, Musevi, Hristiyan, Müslüman fark etmeksizin ihtiyaç sahiplerinin imdadına koşmakla bilinen büyük bir devletiz” derken Türk dış politikasının ahlaki üstünlüğünün de formülünü verdi Cumhurbaşkanı Erdoğan.
Türkiye’nin ilkesel duruşundan da ulusal çıkarlarından da taviz vermediğini, birileri istemiyor, planları bozuluyor, endişe duyuyor diye bölgede barışın tesisi için mücadele etmekten geri durmayacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan ilkeler ve çıkarlar dengesinde de Batı’ya güçlü bir mesaj göndermiş oldu. Türkiye’nin bunları yaparken bölgede barıştan, adaletten, istikrar ve huzurdan öte hiçbir amacı, hedefi olmadığını ve birilerinin iddia ettiği gibi gizli bir ajandasının bulunmadığının altını çizmesi de özellikle Mekke İttifakı sonrası bölgede birleşme değil ayrışma yanlısı mahfillere bir cevap niteliğindeydi.
Bir yanda 15 yıl önce büyük güçlerin vekalet savaşı sahasına dönen Suriye’nin istikrarı, refahı, kalkınması, güvenliği için her türlü emeği harcayan, desteği veren bir Türkiye. Diğer yanda bölgede kan ve gözyaşının, soykırımın adresi İsrail. “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” sürecinde Türkiye’nin yolundan dönmeyeceğini ve bunun kimleri rahatsız ettiğini, kimleri endişelendirdiğini, ne tür oyunlar çevirdiklerini, milletin kardeşliğine, bölgenin huzuruna uzanan kirli elleri gayet bildiğini de söyledi konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan. “Son dönemde Cumhurbaşkanı olarak şahsımızı ve Türkiye’yi hedef alan kirli kampanyaları, bütünüyle bozulan bu planların yol açtığı hırçınlığın ve çaresizliğin birer tezahürü olarak değerlendiriyoruz” diyerek sözlerinin adresinin kim olduğunu tüm dünyaya ilan etti.
“Biz, elinde masumların kanı olan cinayet şebekeleri rahatsız oluyor diye komşularımızın toparlanmasına destek olmaktan vazgeçecek de değiliz. Bu ülkenin dış politikasını sadece ve sadece Türk milleti belirler. Milletten başka hiçbir aktör Türkiye’ye ve Türk dış politikasına rota ve sınır çizemez” ifadelerinden de gereken yerler gerekli mesajı almıştır umarız.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.