İngiltere’nin İsrail’le ilişkisini destek kelimesiyle tanımlamak da değerlendirme yanlışlarına yol açmaktadır. Çünkü İngiltere örtülü veya açık bir şekilde İsrail’in neredeyse bütün savaş suçlarına iştirak etmektedir. Dolayısıyla İngiltere ve İsrail arasında destek değil, iştirak ilişkisi vardır. İştirakle ilgili olarak farklı alanlardan üç ayrı örneği paylaşmıştık. David Cameron gibi dışişleri bakanlığı ve başbakanlık makamlarını işgal etmiş bir siyasetçi, İsrail’in savaş suçlarıyla alakalı soruşturmaları yürüten Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısını tehdit etmişti. Hatta İngiltere’nin mahkemeye destek vermekten vazgeçeceği yönündeki ifadeler de basına yansımıştı. İngiltere’de Filistin lehine gösteriler yasaklanmış, gösterilere katılanlara terörist muamelesi yapılmıştı. Bunlara ilave olarak İngiltere, fiilen devam eden savaş suçlarına rağmen İsrail’i silah bakımından teçhiz etmekte tereddüt etmedi. Aynı şekilde Kıbrıs’taki İngiliz üssünün imkânları da İsrail’in hizmetine sunuldu. İngiltere ve ABD’nin Uluslararası Adalet Divanı davalarıyla ilgili müdahaleleri de İsrail’e destek olmakla açıklanamaz. Bunlar da İsrail’in savaş suçlarına iştirak anlamını taşır.
Hatırlanacağı gibi 7 Ekim 2023’ten sonra, ABD çok daha saldırgan bir biçimde İsrail’in bütün savaş suçlarını onaylayan bir tutum sergilemişti. ABD dışişleri bakanları mütemadiyen İsrail’e gelmişler, Siyonist askerlerle eğlence hâlinde fotoğraf vermekten kaçınmamışlardı. 7 Ekim’den sonra ABD’li siyasetçiler de İsrail’i korumak amacıyla uluslararası kurumlar üzerinde olağanüstü baskı uyguladı. Bu baskıların devam ettiğini artık bütün dünya biliyor. Bu çerçevede başsavcılar, raportörler ve güçlü entelektüeller üzerinde ABD ve İngiltere’nin baskıları giderek şiddetlendi ve hatta bu kişiler sistem dışına atılmak istendi. Gündelik hayatlarında birçok kısıtlamalara maruz kaldılar. Elbette bu türden baskılar İkinci Dünya Savaşından sonra inşa edilen sistemi işlemez hâle getirdi. BM, işlemez hâle getirilen en önemli kurumlardandır. Hâlbuki BM İngiltere ve ABD’nin merkezinde olduğu bir sistemin adeta belkemiğini oluşturmaktaydı. Almanya’nın da mevcut uluslararası kurumlar üzerinde İsrail lehine ciddi bir baskı unsuru olduğu biliniyor. Almanya, Avrupa merkezli kurumların İsrail aleyhine herhangi bir karar almasını engellemek için ne gerekiyorsa yaptı.
İngiltere ve ABD’yi temsil eden güçlü şahısların uluslararası kurumlar üzerindeki yıkıcı baskısına paralel olarak Itamar Ben-Gvir gibi şöhretli Siyonistler de uluslararası kurumları işlevsiz kılmak için elinden ne geliyorsa yapıyor. Ben-Gvir en son Batı Şeria’da BM binasına yapılan saldırıdan sonra ortaya çıktı. BM binasına gitti, içeriye girdi ve insani yardım çalışanlarını kovduklarını söyledi. Bunları yaptığı için övündüğü her hâlinden belliydi. Ben-Gvir’in uluslararası kurumlara yönelik ilk saldırısı bu değil elbette. Bu sebeple son saldırıyı kendini kaybetmiş saldırgan bir kişinin kontrolsüz tavrı olarak göremeyiz. Bu, tesadüflerle izah edilecek bir saldırganlık örneği değildir. BM’ye yönelik saldırı Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich gibi aşırı uçta yer alan kişilerin ruh bozukluğu ile de açıklanamaz. Bunların ve Daniella Weiss gibi yerleşimci grupların saldırılarını organize eden kişiler, açıkça söylemek gerekirse David Cameron ve Tony Blair ile aynı çerçeve içindedir. Tony Blair’i Ariel Şaron gibi meşhur soykırımcılarla yan yana gösteren fotoğraflar bile aradaki güçlü bağları gösterecek niteliktedir.
İngiltere ve ABD’nin, uyum içinde, uluslararası kurumları işlevsiz hâle getirmeye yönelik güçlü adımları İsrail’e açık mesajdır. Bu iki ülkenin temsilcileri de kendi güçlerinin farkındadırlar. Onlar İsrailli soykırımcıların İngiltere ve ABD’nin gücünden sonuna kadar faydalandığını biliyor. İngilizler ve Amerikalılar uluslararası kurumları işlevsiz hâle getirdikçe İsraillilerin açılan kapıdan girmeyeceğini düşünmek herhâlde safdillik olur. Dolayısıyla Itamar Ben-Gvir’in pervasızlığını İsrail’in ve Yahudilerin gücü ile izah etmek büyük bir değerlendirme hatasıdır. ABD, İngiltere ve Almanya uluslararası kurumları işlevsizleştiriyor; Siyonistler de açılan kapıdan girerek uluslararası kurumları fiilen yıkıyor. Aradaki bu dayanışma bugünle sınırlı değildir. Filistin’de İngiltere manda yönetimi tesis edildikten sonra Britanya devleti ile Siyonist teşekküller arasındaki ilişkiler, destek olmanın çok ötesindeydi. İngilizler yerleşimci kolonizasyon için imkânları hazırlıyor, Siyonistler de fiilen yıkıyordu. Bu ilişki biçimi bugün hâlâ devem etmektedir.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.