En baştan bu yana Terörsüz Türkiye projesini yakından izlediğimi, perde önü ve arkasındaki gelişmeleri aktarmaya çalıştığımı biliyorsunuz. Bu süreci çok önemsiyorum. Çünkü terörün ve terör örgütlerinin; bu ülkenin ayağına takılan prangalar olduğunu, devlet gündemini meşgul etmek, enerjisini tüketmek için memlekete musallat edildiğini, bu örgütlerin türlü istihbarat teşkilatları ve muarız devletler tarafından kullanıldığını biliyorum. Terörle mücadelede Türkiye çok şehit verdi. Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet teşkilatı, MİT bu mücadelede büyük başarılar elde etti. Terör örgütü gelinen noktada hareket edemez hale getirildi. Ama şimdi bu defteri tamamen kapatmak için yeni bir yöntem deneniyor. (Bu yöntemi Suriye bağlamında detaylandırmıştım. Bknz, MİT işi: Amaç tek kurşun atmadan PKK’yı devirmek. 16 Aralık 2024)
DÖRDÜNCÜ AŞAMA BAŞLIYOR
Bundan bir yıl önce, sürecin beş aşamalı yol haritasını yazmıştım (Bknz, İşte Terörsüz Türkiye’nin beş evresi, 16 Mayıs 2025.) Geriye dönüp bakıldığında yol haritasının başarıyla takip edildiği anlaşılıyor. Pazartesi itibariyle dördüncü evreye, yasal düzenleme evresine girmiş olacağız. Beşinci evre (Sosyoloji ve psikoloji ile bütünleşme ya da toplumsal kucaklaşma evresi) belki de bu yeni aşamayla iç içe geçecek. Bu son iki aşama oldukça kritiktir. Toplumsal hassasiyetleri tetikleyecek provokasyonlara karşı dikkatli, soğukkanlı olmak gerekir.
ÖRGÜTÜN TAKATİ, ZAMANIN RUHU
Süreçte elbette bazı gecikmeler oldu. Terörsüz Türkiye iki büyük şokla sınandı. Biri SDG’nin Şam’a entegrasyonu meselesidir. İkincisi ABD/İsrail’in İran’a saldırılarıdır. Ancak süreç bu iki şoku absorbe etmeyi bilmiştir. Bunda Ankara’nın güncel hamleleri oldukça etkili oldu. Ancak PKK’nın bu gecikme sürecinde yeniden silaha sarılmasını engelleyen, derinlerde yatan bir başka sebep daha var: Örgütün varlığını sürdürme takati, şartı, imkanı kalmamıştır. Bu; Türkiye’nin terörü kaynağında yok etme stratejisinin meyvesidir. Öte yandan; zamanın ruhudur: Bölgede tüm devlet dışı aktör ve örgütlerin silah bırakması konuşulurken PKK’nın bu sürecin dışında kalması beklenemez.
Yine de bu işler öyle göz açıp kapayıncaya kadar olmuyor. İnişli çıkışlı seyir izliyor. Evet, bir yanda örgütü silah bırakmaktan alıkoyacak bölgesel krizler vardı. Ama bu krizler yaşanmasaydı da örgüt yine işini ağırdan alacaktı. Sebebi, güvensizliktir. Örgüt sürece, Ankara da elbette örgüte güvenmiyor. TBMM’ye gelecek yasaya bu güvensizliği dengeleyecek bir formül olarak da bakılabilir.
Süreç bu güvensizlik nedeniyle bir döngüye girmişti. Örgüt, “Yasal düzenlemeyi yapın, silah bırakalım” diyordu. Ayrıca, İmralı’nın serbest bırakılması talepleri de öne sürülüyordu. Gelinen noktada bu pürüzlerin aşıldığı anlaşılıyor. Türkiye’de hassasiyet yaratacak taleplerin kabul görmediğini söyleyelim.
SÜLEYMANİYE’DE GERİ DÖNÜŞÜ BEKLEYECEKLER
Bir son dakika değişikliği olmazsa muhtemelen şöyle bir çerçeve ile karşılaşacağız: Yasa “şartlı” olacak. TBMM’de kabul edildikten sonra uygulama hemen başlamayacak. Önce terör örgütü PKK mensuplarının silah bırakması gerekecek (Silah bırakan örgüt mensuplarının Irak Süleymaniye’ye geçmesi bekleniyor).
Örgütün silah bıraktığı MİT ve TSK tarafından teyit edildiğinde, yani örgüt gerçekten silah bıraktığında, MGK’dan “münfesih örgüt” kararı çıkacak, ardından geri dönüşler başlayacak. Geçici yasa, altı ay süreli olacak. Cezaevlerindeki PKK üyelerini, Kandil’deki örgüt mensuplarını ve Avrupa’daki üyeleri kapsayacak (Sincar kısmında Irak ordusunun Sincar’ı kontrol altına alması bekleniyordu. Ancak İran savaşı bu ayağı geciktirdi). Tüm dosyalar tek tek incelenecek. Kasten adam öldürme suçu işleyenler kapsam dışı kalacak. İmralı’nın serbest kalması söz konusu olmayacak. Ancak adada ziyaretçi trafiği artabilir. İmralı, silah bırakma sürecinde de bugün üstlendiği misyonu sürdürür.
MEKANİZMAYA ÜST DÜZEY KOORDİNASYON
Komisyon ve rapor çalışmaları TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş gibi tecrübeli bir ismin koordinasyonunda yürütülmüştü. Bu tercih, Ankara’nın sürece verdiği önemi gösteriyordu. Sürecin izlenmesi ve takibiyle ilgili kurulacak mekanizma/kurul da yine tecrübeli bir ismin koordinasyonunda oluşacak. Silah bırakma işlemi gerçekleşmezse terörle mücadele tüm yönleriyle (askeri, istihbari, diplomatik) devam edecek.
Düzenlemede sayısı 200’ü bulan örgüt lider kadrosu da kapsam dışı. Onlar muhtemelen Irak’ta (Süleymaniye?) kalacaklar. Terörsüz Türkiye projesi; iç kaleyi tahkim etmek, huzuru hakim kılmak, istikrarı pekiştirmek, ama aynı zamanda; coğrafya çocuklarının bu ülkeye karşı kullanılmasının önüne geçmek, muarızların elindeki en önemli silahı almak için atılan stratejik bir adımdır. Bugün şartlar çok elverişlidir ama yarın her şey ters yüz olabilir. İsrail, İran araya girmeye çalışabilir. Irak’la aramızda öngöremediğimiz sorunlar çıkabilir. ABD ile bundan birkaç yıl önce olduğu gibi boğaz boğaza gelebiliriz. Reel politiktir: Bugün dost bildiklerimiz, yarın düşman kesilebilir. O halde hiçbir şeyi şansa bırakamayız. Her şey Ankara’nın kontrolünde olmalı. Örgüt lider kadrosu Türkiye dışında varlığını sürdürürse ileride yeni ve farklı sorunlarla karşılaşabiliriz. Elbette bu isimler yakından takip edilecektir. Ama yine de meselenin bu boyutu aklımı kurcalıyor.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.