Sizler bu yazıyı okuduğunuzda bendeniz nasipse hayırlı bir seyahate çıkmış olacağım. Bu sebeple birkaç yazı boyunca biraz çizgi dışı takılacağız. Ama bana güvenin herkese iyi gelecek türden şeyler okuyacaksınız.
Sürekli kötülük, kötücüllük üzerine yapılan haberlerden içimiz daraldı değil mi? Ajanslar, medya kuruluşları ve diğer mecralar bu kötülük dalgalarını her gün sahillerimize gönderiyor. Yeryüzünde hiç insan, hiç insanlık kalmamış gibi bir hava oluşturuluyor. Pek öyle değil oysa durum, iyilik ve güzellik de bir yandan hükmünü yürütüyor dünyada. Çok şükür insanlar da insanlık da nefes alıp veriyor. Biraz o iyilik güzellik haberlerine, hikayelerine bakalım mı birlikte? Aşağıya sıraladığım haberler gerçek olaylardan, büyük haber ajanslarından geçen hikayeler, kaynakları bende mevcut, güvenebilirsiniz. Bana geldiği gibi size de iyi geleceğine eminim.
İlk hikayemiz Japonya Asya’nın doğusundan… Japonya’nın en kuzeyindeki Hokkaido adasında bulunan Kami-Shirataki tren istasyonu, yolcu sayısının sıfıra inmesi ve artan maliyetler sebebiyle Japonya Demiryolları tarafından kapatılmak üzereydi. Ancak yetkililer, istasyonu düzenli olarak kullanan tek bir yolcu olduğunu farkettiler. O yolcu Kana Harada isminde bir lise öğrencisiydi. Bu kız öğrencinin söz konusu tren dışında bir ulaşım alternatifi yoktu. Bu durumu öğrenen Demiryolu yönetimi, sadece bu tek öğrenci için kapatma kararını erteledi ve trenin geliş gidiş saatlerini Kana’nın okul saatlerine göre yeniden düzenledi. Bu durum, Kana liseden mezun oluncaya kadar tam üç yıl boyunca devam etti. Mart 2016’da Kana mezun oldu ve tren bu istasyona son seferini yaptı ve istasyon kapandı.
Bu gerçek hikâye de Hindistan’dan… 1979 yılında, Hindistan’ın Assam bölgesindeki Majuli adasında devasa bir sel felaketi yaşandı. Suların çekilmesinin ardından, ağaçsız kumsalda sıcaktan kavrularak ölmüş yüzlerce yılanın cesediyle karşılaşan 16 yaşındaki Jadav Payeng, bu manzaradan çok etkilendi. Bölgedeki yetkililere ağaç dikmeleri için yalvardı ama sonuç alamadı. Bunun üzerine Jadav, her gün adaya gidip bir fidan dikmeye başladı. Tam kırk yıl boyunca her gün aynı kumsala tohum ve fidan taşıdı. Bugün o çorak arazi, 1360 dönümlük (New York’taki meşhur Central Park’tan daha büyük) devasa bir ormana dönüşmüş durumda. Molai Ormanı adı verilen bu ekosistem şu an fillere, Bengal kaplanlarına, gergedanlara ve yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapıyor.
Bu da Avustralya’dan dokunaklı bir sağlık hikayesi… James Harrison, 14 yaşındayken geçirdiği ağır bir göğüs ameliyatı sırasında kendisine verilen kan bağışları sayesinde hayata tutundu. İyileştiğinde, hiç tanımadıkları halde kendisine kan bağışlayan bu insanlara bir borcu olduğunu düşünerek 18 yaşına girer girmez kan bağışçısı olmaya yemin etti. Bağış yapmaya başladıktan kısa süre sonra doktorlar, James’in kanında dünyada çok nadir rastlanan bir antikor keşfettiler. Bu antikor, annenin kanının doğmamış bebeğinin kan hücrelerine saldırmasına neden olan ölümcül ‘Rhesus (Rh) uyuşmazlığı’ hastalığını tedavi edebilecek tek şeydi. James, bunu öğrendiği günden itibaren tam 60 yıl boyunca, her hafta sağ kolunu uzatıp kan plazması bağışladı. Bu süreçte bağışladığı kanlar kendi kızı da dahil olmak üzere tam 2.4 milyon bebeğin iyileşmesine vesile oldu. 2018’de yaş sınırından dolayı son bağışını yaptığında, Avustralya’da bu hastalıktan kurtulan her bebeğin vücudunda onun kanından bir parça vardı.

