Bir iyilik perisiymiş gibi bir lafı çok dolaşıyor ortalıkta…
Ne demiş: “İster sevelim, ister sevmeyelim, marifet sevmediğimiz insanların da insan haklarını korumaktır.”
Aynen böyle demiş ama boş laf etmiş ya da hiç de öyle dediği gibi hareket etmemiş.
Çarpıcı bir örnek vereceğim burada…
Ölmüş kişinin arkasından konuşmak şık değil, biliyorum. Şükranla anmak isterdim. Bu yazıyı da ölmüş birinin arkasından yazdığım için üzgünüm, çok da haz alarak yazmıyorum.
Ama yazılması gereken bir yazı bu. Bir taraftan insan hakları felsefecisi diye lanse edilen ama diğer taraftan da İslâm’dan, başörtülülerden nefret eden, başörtülüleri derslerinden atan, felsefe bölümlerine İslâm felsefesi çalışanları bastırmayacak kadar dükalık kuran, onları temizleyen, tezlerini sırf bu nedenle reddeden birini bazı muhafazakar çevrelerin göklere çıkararak sahip çıkmaları üzerine, özellikle de çok büyük bir felsefeciymiş gibi abartılı paylaşımlar yapılmasına tepem attığı için bu yazıyı yazıyorum.
TEOMAN DURALI HOCA’YI LİNÇ ETTİRMİŞTİ!
Her şeyden önce, Kuçuradi, iyi bir felsefeci değildi, iyi bir örgütçüydü! Neden iyi bir örgütçüydü peki, yazıyı okuyun ve siz düşünün bu sorunun cevabını…
Teoman Duralı Hoca, Ioanna Kuçuradi’nin öğrencisiydi.
Teoman Hoca, “bizim eğitim sistemimizin bizim medeniyet dinamiklerimiz ekseninde inşa edilmesini” söylemişti bi ara.
“Vay sen misin bunu söyleyen” dedi Kuçuradi ve Teoman Hoca’yı linç ettirdi hem felsefe çevrelerinde hem de bütün medyada!
Ben bu meseleyi gazetede etraflıca yazmıştım o zaman. Kuçuradi’nin yaptığı linç girişimini eleştirmiştim. Yani arkasından konuşuyor değilim bazı kör kütük yazan kişilerin söylediklerinin aksine.
BAŞÖRTÜLÜLERİ “İNSAN HAKLARI DERSİ”NDEN DIŞARI ATAN BİRİ NASIL İNSAN HAKLARI FELSEFECİSİ OLABİLİR Kİ?
Evet, Kuçuradi, etik, insan hakları söylemleriyle öne çıkmış biri. Ama insan hakları dersinden başörtülüleri çıkarıp atan biri!
Başörtülü birini insan yerine bile koymayan biri. Bu konuda çok şey paylaşıldı sosyal medyada.
Kendileri dışındakilere hayat hakkı tanımayan Batılıları andıran biri.
Nasıl insan hakları felsefecisi bu?
Gazze’de yaşanan insanın kanını donduran soykırımla ilgili bir açıklaması yok!
Ayırımcılık yapan birine ayrımcılık yapıyor dedim diye beni ayrımcılıkla suçlayanların zekasına ve insanlığına şaşarım!
CELLADINA ÂŞIK TASMALI ÇEKİRGELER ÜLKESİ!
İkincisi, Kuçuradi Türk felsefecisi değildi. Türk değildi bir defa. Rum’du. Türk olmadığı için Rum olduğu için eleştiriyor değilim.
Çok saçma olur bu. Rum olmasını, etnik kimliğini nasıl kınarım bir insanın. Bu ülkedeki Rumlar da bu ülkenin vatandaşı elbette.
Ama o kültürel olarak bu ülkenin çocuğu değildi, bizim medeniyetimizin çocuğu değildi; bildiğin Bizans çocuğuydu. Bizim kültürümüzle, medeniyetimizle ilgisi olmayan hatta kavgalı olan biri, nasıl Türk felsefecisi oluyor, biri söylesin lütfen! Bu ülkede yaşayacak, bu ülkenin inanmış çocuklarını okuldan atacak, tezlerini reddedecek, sonra Türk felsefecisi diye benim ülkemi temsil edecek dışarıda? Yok öyle yağma!
Bu ayırımı bile anlamaktan aciz olan insanlar neler yazmışlar, ne hakaretler sosyal medyada! Şaşırmadım o hakaretlere, çünkü bu ülkede kendileri gibi düşünmeyen herkesi dışlama, ötekileştirme konusunda kimse bu tür kesimlerle yarışamaz bile!
Evet, Kuçuradi, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın, Türkiye’nin çocuğu değildi, Bizans’ın çocuğuydu ZİHNİYET olarak: Batı-merkezci bakıyordu her şeye: Felsefeden İslâm’ın izlerini silmeye çalıştı bu ülkede. Yetiştirdiği öğrencilerin kahir ekseriyeti İslâm felsefesine yabancı hatta düşman kişilerdi, Batılı oryantalistlere rahmet okutacak kadar oryantalistçe bakan metamorfoz yemiş kişiler’di bunlar genellikle. Yalnızca Teoman Hoca hâriç; onu da linç ettirdi zaten yaşarken!
Türkiye’de Türk-İslâm felsefesinin en büyük ismini linç ettirebiliyorsa birileri, orada Bizans’ın çocuklarının borusu ötüyor, orası celladına âşık tasmalı çekirgelerin zihnen işgali altında demektir, değil mi?
Üçüncüsü, üçüncü sınıf bir felsefeciydi Kuçuradi; dünya felsefe literatürüne kattığı herhangi bir felsefî sistem, bir teori filan yoktu. Olması da mümkün değildi. Ödünç bir dünyada, ödünç bir akılla böyle bir sistem geliştirmek olacak iş değildi çünkü! Ama inanılmaz bir şekilde putlaştırılmıştı! Bu çorak ülkede başka türlüsünü beklemek çok zor’du!
Ama Türkiye’de bu ülkenin kültürüyle, medeniyet birikimiyle kavgalı “Bizans’ın çocukları” kültürel oligarşi kurdukları için oligarşilerine dokunan herkesi topa tutmakta ve entelektüel terör havası estirmekte zırnık kadar tereddüt etmiyorlar!
Sözün özü: Bu ülke fiilen işgal edilmedi zihnen işgal edildi.
Savaşmadan elimizden alındı.
Bu ülkeyi Batılıların epistemik kölesi, o yüzden de dünyaya söyleyecek hiçbir şeyi olmayan mankurtlaşmış, metamorfoz yemiş adına “Beyaz Türk” denen (ne Türk ne Müslüman olan) self-kolonizatörlerden geri alana kadar sürecek varoluş mücadelemiz.
Pes etmek yok!
Vesselâm.

