Böyle Balkanlar yazısı okumadınız!
Kafkaslardan bir kardeşimiz, MTO Azerbaycan temsilcisi Vuqar Azizov, Azerbaycan’dan nefis bir Balkanlar ve Bosna değerlendirmesi yaptı.
Osmanlı’nın sadece Balkanlara hapsedilmesinin Balkanların Roma’ya teslim edilmesi anlamına geleceğini zihin açıcı bir dille, enfes bir şekilde yazdı.
Nasıl yani, diyeceksiniz…
O zaman bu “beyin yakan” yazıyla baş başa bırakayım ben sizi…
BİR YETİMLİK HİKÂYESİ
Ortada bir tarih var. Hazin mi hazin... Derin mi derin... Ailesinden kopan çocuklar, çocuklarından ayrı kalan aileler... Karanlık duvarlar içinde her şey kendisini kaybetmişken, bir hasretin fısıltıları işitiliyor Balkan coğrafyasında…
Her medeniyet kaybettiği çocukları vardır. İslâm medeniyetinin de kalbi İstanbul’dur. Fakat o da Balkanları kaybetti.
Şimdi Yusuf Kaplan hocamız Balkanlardan söylemektedir: "Türkiye, Türkiye›den daha büyüktür!"
Ama gel gör ki, sözde tarihçilerimiz bile kendi zihin çarpıklıklarından dolayı, coğrafî sınırların içine hapsolmuşlar.
Oysa İslâm medeniyetinin sınırları yoktur, ufukları vardır der Yusuf Kaplan hoca... Balkanlarla İstanbul arasında irtibat kuramayanlar, Osmanlı’yı Balkan coğrafyasına hapsetmişler. “Osmanlı, Balkan devletidir” diyenler İstanbul’u Balkanlardan koparmaktalar. Onu Balkanlardan ibaret görmek, bir zaman sonra Roma’nın esiri yapmakla eşdeğerdir. Çünkü sadece coğrafî sınırlar içindeki bir devletin ideolojik temelleri olamaz. Ya da onu askerî süs vererek militarist bir yapı olarak nitelersin.
Oysa Balkanlar, Osmanlı’nın eseridir. Osmanlı Balkanların esiri değil.
Şehirler, vakıflar, medreseler, köprüler... Bunlar mimarî bir dil oluşturmadı mı? Üsküp, Mostar, Sarayevo, Prizren gibi şehirler Roma’nın izlerini taşıyor mu? Yoksa Osmanlı’nın estetiğini mi? Peki bütün bunlar sadece militarist temelli bir devletin yapabileceği bir şey mi?
Demek ki, Osmanlı Balkanlara hapsolmuş bir devlet değildir. Koca İslâm medeniyetinin zirvesidir. Balkanlarda konuşan Osmanlı’da tecellî eden İslâm medeniyetinin meyvesidir. Dolayısıyla Osmanlı’ya Balkan devlet demek onu geçmişinden kopararak coğrafyaya hapsetmektir. Oysa Osmanlı’nın ardındaki birikimi anladıktan sonra açıkça görülüyor ki, Balkanlar Osmanlı’nın eseridir. Eser ve esir arasında çok büyük fark var.
BALKANLAR’DA BOSNA: BOSNA’DA OSMANLI
Balkanların kalbidir Bosna. İslâm, Balkanların tüm bölgelerinde “vüset” alarak (genişleyerek) yayılsa da Bosna’da medeniyet hafızasına dönüşmüştür. Katolik dünya ile Ortodoks dünya arasında bulunan Bosna, aynı zamanda İslâm medeniyetinin Avrupa’daki önemli duraklarından biridir. Saraybosna’da bir kaç yüz metre içerisinde cami, katedral, havra ve kilise görmek, bunun eşsiz bir misalidir. Osmanlı›nın Batı›ya açılan kapısıdır Bosna.
Burada önemli meselelerden birisi de milliyet meselesidir. Arnavutluk gibi diğer bölgelerden farkı Boşnakların İslâm kimliği ile oluşmasıdır. Yani Boşnak kimlikleri İslâmî kimliklerinden farklı değildir.
Bosna’yı yalnızca siyasî sınırları içinde değerlendirmek onu eksik okumaktır.
Balkan bir hafızadır, çünkü Müslümanların tarihini taşır.
Bosna bir vicdandır. Çünkü Avrupa’nın ortasında yaşanan büyük acıları insanlığın önüne koymuştur.
Bosna bir direniştir aynı zamanda; çünkü kimliğin, inancın ve medeniyet aidiyetinin bedellerle korunabileceğini göstermiştir.
BOSNA HÂLÂ İSTANBUL’A MI BAKIYOR?
Balkanlar gördüğümüz gibi İstanbul’un kayıp çocukları gibidir. Fakat bazı çocuklar hiçbir zaman evlerini unutmaz. Bosna’nın minareleri hâlâ İstanbul’a dönüktür.
Modernite zihnen bizi birbirimizden kopardı. Kalbî derinlikte İstanbul ve Bosna birdir, bütündür. Fakat İstanbul, kendini kaybettiği günden beri çocukları da yetim kaldı. Şimdi Katolik Hırvatlar ile Ortodoks Sırplar arasında sıkışmış durumda. Fakat Boşnaklar direnişi İstanbul’a çağrıdır.
İstanbul... Bosna... Aralarında modernitenin hulyâlarından örülen duvarlar. Bir gün İstanbul kendi hakikatiyle buluştuğu gün bu duvar yıkılacak ve yetim kalmış şehirler birbiriyle kucaklaşacak...
İşte o zaman Batı Roma›nın fethinin önü açılacaktır. Ama Osmanlı›ya Roma›nın devamı gibi bakanlar, bizi Balkanlara hapsettikçe, biz Roma›yı değil, Roma bizi kuşatacaktır. Ki nitekim öyledir.
Bunun anahtarı Balkanlarda... Balkanların ruhu Bosna’da. Bosna’da Osmanlı hafızası yaşamakta. Bu hafızaya bir gün İstanbul, Osmanlı ruhundan nefes verdiğinde Hırvat ve Sırpların gücü geri devrilecek ve İslâm’ın bereketi Batı’ya açılacaktır...
İşte bu sebeple Balkanlar, İstanbul›un kayıp çocukları gibidir. İstanbul, kendi hakikatini bulduğu gün çocuklarını da bulacaktır...


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.