Vicdanın ne pasaportu vardır ne de dini
04:00, 07/08/2026, Cuma
Yeni Şafak

Mark Ruffalo
Tarih savaşları kazananları yazar ama insanlığın hafızasında en çok, zulüm karşısında hangi tarafta durduğunu belli edenler kalır.
Kürşat Bahaeddin Carda/Gazeteci
Dünya onu “Hulk” olarak tanıyor. Hollywood’un en güçlü stüdyolarında çalışan, Oscar’a aday gösterilmiş bir yıldız; Mark Ruffalo. Geçtiğimiz günlerde Ruffalo, bu kez bir filmdeki rolüyle değil, Gazze için kurduğu cümlelerle gündeme geldi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu “manyak bir katil” sözleriyle hedef alırken, “Adaletten kaçamazsın, tarih seni böyle hatırlayacak.” diyordu. Bu, sıradan bir açıklama değildi; dünyanın en güçlü eğlence endüstrisinin içinden yükselen, bedeli olabilecek vicdani bir itirazdı.
Ne var ki aynı dönemde, dünyanın başka coğrafyalarında yaşanan hak ihlallerine karşı en ön safta yer alan, insan hakları ve özgürlük söylemleriyle öne çıkan birçok küresel figür, konu Gazze ve Müslüman siviller olduğunda ya suskun kalmayı tercih etti ya da son derece cılız açıklamalarla yetindi. Gazze, yalnızca devletlerin ve uluslararası kurumların değil; sanatın, sporun ve müziğin meşhur isimlerinin de insanlık sınavını görünür kılan bir turnusol kâğıdına dönüştü.
VİCDANINI KARİYERİNİN ÖNÜNE KOYANLAR
İsrail hükümetine yönelik sert eleştirilerinin kariyerine zarar vereceği yönündeki uyarılara rağmen Ruffalo geri adım atmadı. “Hollywood kariyerimi kaybetmekten korkmuyorum. Filistin’i savunmaya devam edeceğim.” sözleriyle, şöhretin vicdanın önüne geçmemesi gerektiğini gösterdi. Ruffalo yalnız değildi. Gazze’de yaşananlar karşısında Hollywood’dan müzik dünyasına, futbol sahalarından sanat çevrelerine kadar pek çok tanınmış isim, kariyerini ve itibarını riske atma pahasına sessiz kalmamayı tercih etti. Üstelik bu isimlerin önemli bir bölümü ne Müslümandı ne de Filistinliydi. Onları konuşturan şey dinî ya da etnik bir aidiyet değil, insan olmanın yüklediği ahlaki sorumluluktu.
Oscar ödüllü oyuncu Susan Sarandon, Gazze’de ateşkes çağrısı yapan gösterilere katıldı ve sivillerin korunması gerektiğini açıkça dile getirdi. Bunun karşılığında yıllardır birlikte çalıştığı menajerlik şirketiyle yolları ayrıldı; antisemitizm suçlamalarının ve organize linç kampanyalarının hedefi hâline geldi. Henüz kariyerinin yükseliş dönemindeki oyuncu Melissa Barrera ise Gazze’deki sivil ölümlerine dikkat çeken paylaşımlarının ardından başrolünde yer aldığı Scream VII filminin kadrosundan çıkarıldı. Sinema dünyasında bunun adı açıktı: Gazze’yi konuşmanın bir bedeli vardı.
Sessizliği bozanlar yalnızca sinema dünyasıyla sınırlı değildi. Müzik dünyasında ise Pink Floyd’un efsanevi kurucularından Roger Waters, yıllardır Filistin halkına verdiği desteği geri çekmedi ve bunun bedelini ağır ödedi. Dünyanın önde gelen müzik şirketlerinden BMG ile yolları ayrıldı; Avrupa’da konserleri iptal edildi ya da engellendi. Latin Amerika turnesinde ise siyasi baskılar nedeniyle birçok şehirde otel bulamadığını açıkladı. Buna rağmen geri adım atmadı; sanatın yalnızca alkış toplamak için değil, hakikati dile getirmek için de var olduğunu savunmayı sürdürdü. Müzik dünyasının saygın isimlerinden Brian Eno ve Annie Lennox da ateşkes çağrısı yapan sanatçı bildirilerine imza atarken, Amerikalı rapçi Macklemore ise Gazze için yayınladığı Hind’s Hall adlı şarkının gelirini Filistin’e yardım amacıyla bağışlayarak desteğini somut bir dayanışmaya dönüştürdü.
Futbol dünyasının efsane ismi Éric Cantona, Gazze’deki saldırıları sert sözlerle eleştirirken, FIFA ve UEFA’nın İsrail’e karşı Rusya’ya uyguladığı yaptırımları uygulamamasını çifte standart olarak nitelendirdi.
GAZZE’Yİ KONUŞMANIN BEDELİ
Bu isimlerin dünya görüşleri, siyasi eğilimleri ve yaşam tarzları birbirinden farklıydı. Kimisi yıllardır aktivist kimliğiyle tanınıyor, kimisi ise siyasetten uzak duruyordu. Ancak Gazze söz konusu olduğunda kariyerlerini, şöhretlerini ve ekonomik çıkarlarını değil; çocukların, kadınların ve sivillerin uğradığı zulüm karşısında sessiz kalmamayı tercih ettiler. Bunun karşılığında kimi rolünü, kimi konserlerini, kimi ticari ortaklarını kaybetti. Hiçbiri konuştuğu için ödüllendirilmedi; aksine çoğu, vicdan sahibi olmanın bir bedeli olduğunu yaşayarak gördü.
Ancak bu hikâyeyi asıl çarpıcı kılan, konuşanların cesaretinden çok, konuşabilecek konumda olup susmayı tercih edenlerin sayısının çok daha fazla olmasıydı.
PEKİ BÜYÜK ÇOĞUNLUK NEDEN SUSTU?
Gazze konusunda sesini yükselten isimler kadar, sessiz kalanlar da dikkat çekiciydi. Özellikle insan hakları, kadın hakları, ırkçılık, iklim krizi ya da Ukrayna savaşı gibi küresel krizlerde en önde açıklama yapan birçok ünlü isim, konu Gazze olduğunda ya hiç konuşmadı ya da son derece temkinli açıklamalarla yetindi. Bu sessizlik, Hollywood’un ve küresel eğlence endüstrisinin işleyişi hakkında önemli ipuçları veriyordu.
Hollywood yalnızca filmlerin çekildiği bir yer değil; milyarlarca dolarlık yapım şirketlerinin, yayın platformlarının, reklam anlaşmalarının ve güçlü siyasi, ekonomik ve kurumsal ilişkilerin merkezinde yer alan küresel bir endüstri. Bu yapı içinde özellikle İsrail yanlısı lobi kuruluşlarının, bazı yapımcıların ve sektörün etkili isimlerinin kamuoyu oluşturma gücü uzun yıllardır bilinen bir gerçekti.
Organize sosyal medya kampanyaları, boykot çağrıları ve itibar suikastlarıyla bu baskı daha da görünür hâle geldi. Susan Sarandon, Melissa Barrera ve Roger Waters’a yönelik yaptırımlar, yalnızca bu isimleri hedef almıyor; sektöre verilmiş açık bir gözdağı niteliği taşıyordu.
Bu yüzden, başka küresel krizlerde en önde açıklama yapan pek çok tanınmış isim, konu Gazze olduğunda aynı cesareti gösteremedi. Çünkü bu kez karşılarında yalnızca kamuoyu değil, kariyerlerini, ekonomik ilişkilerini ve yıllar içinde inşa ettikleri konumlarını etkileyebilecek güçlü bir baskı mekanizması vardı. Bir avuç insan buna rağmen konuşmayı seçti; çok daha büyük bir çoğunluk ise susmanın daha güvenli olduğuna karar verdi. Belki de Gazze’nin en sarsıcı tarafı, kimlerin konuştuğundan çok, konuşabilecek güce sahip olanların neden sustuğunu sorgulatmasıydı.
GAZZE’NİN BİZE BIRAKTIĞI SORU
Gazze yalnızca şehirleri yerle bir eden bir savaşın adı olmadı. Aynı zamanda dünyanın vicdani haritasını yeniden çizen bir kırılma noktası, insanlığın turnusol kâğıdı oldu. Kimlerin hangi dine mensup olduğunu değil, kimlerin insanlık onurunun yanında durabildiğini gösterdi. Tarih savaşları kazananları yazar ama insanlığın hafızasında en çok, zulüm karşısında hangi tarafta durduğunu belli edenler kalır. Çünkü Gazze bize bir kez daha gösterdi ki vicdanın ne pasaportu vardır ne de dini.
Belki de Gazze’nin bize bıraktığı en ağır miras, başkalarının sessizliği değil; kendi vicdanımıza sormaktan kaçındığımız bu sorudur: Müslüman olmadıkları hâlde onlar kariyerlerini, şöhretlerini, konforlarını ve kimi zaman mesleklerini feda etmeyi göze aldılar. Peki biz, Müslüman olduğumuz hâlde Gazze için gerçekten neyi feda ettik?
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.