
Küresel liderlik için ABD ile çok yönlü bir rekabete girişen Çin’in Afrika kıtasındaki etkinliği, kıta ülkeleri için endişe verici bir hızla artıyor. Batı’nın değerlerini benimseyip hayata geçirenlerin kazanabileceği algısını yayan Batılılara karşı Çin, Afrikalılar için "denize düşenin sarılmak zorunda kalacağı”, günü kurtaran bir alternatif durumuna geldi.
Uluslararası sistemin günümüzdeki en etkili aktörlerinden biri olan ve küresel liderlik için ABD ile çok yönlü bir rekabete girişen Çin’in Afrika kıtasındaki etkinliği kıta ülkeleri için endişe verici bir hızla artıyor.
Çin günü kurtaran bir alternatif durumunda
Afrikalılarla kurduğu ekonomik ve siyasi ilişkilerde çeşitli koşullar öne süren ve yalnızca Batı’nın değerlerini benimseyip hayata geçirenlerin kazanabileceği algısını yayan Batılılara karşı Çin, Afrikalılar için (tabir-i caizse) “denize düşenin sarılmak zorunda kalacağı”, günü kurtaran bir alternatif durumuna geldi. Ne var ki yukarıdaki ifadeden de anlaşılacağı üzere, bu ülkenin kıtadaki varlığı tıpkı Batılıların varlığı gibi emperyalist yaklaşımlar doğrultusunda şekilleniyor.
Orta ve uzun vadede Afrikalı uluslara kendilerini kanıtlama ve kendi ayakları üzerinde durarak uluslararası sistemde etkili birer aktör olarak var olabilme imkânı sunuyor. Kısacası, Batılıların ve Çin’in kıtada uyguladığı yöntem farklı olmakla beraber, Afrika’da var olma amaçları paralellik gösteriyor. Farklı yollarla da olsa hepsi kıtanın zengin doğal kaynaklarına ve potansiyeline ulaşma amacı güdüyor.
Amaç aynı, yöntemler farklı
Batılıların ekonomik ilişki kurmak ya da faiz ve hibe ile kredi vermek için Afrikalı ulusların önüne sürdükleri demokrasi, şeffaflık, iyi yönetişim gibi önkoşullara karşın, Çin verdiği paranın nasıl ve nerede kullanılacağına çok fazla karışmaz görünüyor. Hatta bu tarz bir müdahaleyi, ilişki kurulan devletin iç işlerine karışma şeklinde değerlendirerek söz konusu devletin egemenlik haklarına karşı bariz bir saldırı olarak yorumluyor.
- Bu durum ise Afrikalı devlet adamlarının nezdinde Çin’in önemli bir alternatif ve kolay para kaynağı olarak ön plana çıkmasına neden oluyor.
Aslında ne Batılıların ne de Çin’in ekonomik ilişki kurulurken ortaya koyduğu bu yöntemler kıta ülkelerinin dertlerine tam manasıyla derman oluyor.
Zira bir taraf içişlerine karışmak vasıtasıyla kıta ülkelerinin ekonomik ve siyasi bağımsızlığına ket vurmaya çalışırken, diğer taraf ise sorgusuz sualsiz bir şekilde aktarılan ekonomik kaynaklarla Afrikalı devletleri israf ve yolsuzluğa sürükleyerek nihai noktada bu devletleri borç batağına düşme riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
Bilhassa Batılılar tarafından Çin’in Afrika’daki ekonomik faaliyetleri tam da bu nokta üzerinden eleştiriliyor.
Çin’in borç diplomasi
Afrika’da ve dünyada artan Çin etkisinden rahatsız olan taraf ülkeler, Çin’in aşırı borçlandırma ve borç diplomasisi aracılığıyla ekonomi kartını emperyalist niyetlerle son derece önemli bir araç olarak kullandığını, nihayetinde borç batağına saplanan ülkelerin kaynaklarını ve stratejik önemi haiz değerlerini sömüreceğini ileri sürüyorlar.
- Geçtiğimiz yılın verilerine göre Çin’e en çok borcu olan 8 ülke Cibuti, Tacikistan, Kırgızistan, Lao, Maldivler, Madagaskar, Pakistan ve Karadağ. Bu borçlar, büyük oranda ilgili devletlerin çeşitli altyapı ve üstyapı faaliyetleri için Çinli muhataplarından aldıkları kredilere dayanıyor.
Çin’in yayılmacı iştahı
- Hatırlanacağı üzere, Çin’e ve Çin menşeli firmalara yüzde 8 faizle 8 milyar dolar kredi borcu bulunan ve borçlarını ödemekte zorlananSri Lanka hükümeti, 2017 yılında Hambantota kentindeki bir limanın kullanım ve tasarruf haklarının yüzde 70’ini 99 yıllığına Çinli bir şirkete devretmişti.
- Bu durum bir yandan Çin’in yumuşak güce dayalı dış politika söylemine büyük bir darbe vururken, öte yandan uluslararası toplumun diğer üyelerini ve bilhassa borçlu ülkeleri Çin’in yayılmacı iştahı konusunda tedirgin etmişti.
Afrika’ya verilen borçlar lütuf mu, lanet mi?
Çin aynı zamanda Zambiya Ulusal Radyo ve Televizyon Yayıncılığı Şirketi’nin de hisselerinin yüzde 60’ını elinde bulunduruyor. Bu durum, Batılıları ve Batı’nın güdümündeki IMF’yi endişeye (!) sevk ederken, çözüm önerileri ortaya atılıyor ve Çin şiddetle eleştiriliyor. Zira Zambiya’nın mevcut borçlarının büyük bir kısmı Çin’den aldığı kredi ve yatırım finansmanlarından kaynaklanıyor.
Kıskaçtaki diğer ülkeler: Cibuti, Nijerya ve Güney Afrika
Güney Afrika ve Kenya gibi ülkelerin Çin’e karşı artan borçları da, bu ülkeleri olası bir borç batağı tehdidine sürüklüyor. Güney Afrika’nın en büyük kamu şirketine Çin’den sağlanan 2,5 milyar dolar tutarındaki kredi ve Kenya’nın Çin’e 2013 yılında 1 milyar doların biraz altında olan borcunun 2017 yılında 5,2 milyar dolara yükselmesi, bu yöndeki endişeleri pekiştiriyor.
Sonuç yerine: Ne yapılmalı?
Batılıların ve Çin’in Afrika’nın ekonomik kalkınma hamlelerine sağlıklı bir katkı sağlamadığı gerçeği ortadayken, kıta ülkelerinin kendi ayakları üzerinde durabilecekleri alternatif ekonomik kanallarını keşfetmeleri ve bir an önce bu kanallara yönelmeleri elzemdir.












